HANGİ ÇAĞIN YANILGISI BU?


Bu makale 2018-12-13 17:00:51 eklenmiş ve 1506 kez görüntülenmiştir.
SEHER AYTAŞ

İşteydim; öğle arası okuduğum kitabın bir bölümünde şu pasaja rastladım:
‘’… dünya her şeyin tüketilmesi zorunluluğuna ve tüketme gücüne sahip olmak, buzdolabı, televizyon, araba, belli başlı saç yağları, deodorantlar ve belli süprüntüler gibi aslında sahip olmak istemedikleri işe yaramaz hurda yığınlarını satın alama gücüne sahip olmak için çalışmayı reddeden sırt çantalı gezginlerin buluşma yeri olarak hayal edilmeli.’’ Haklıydı, böyle yazıyordu.
 
Yoğunluğun zirvesinde, kaosun en orta yerinde herkesin en az bir kez aklına gelmemiş midir: Bütün bunlara gerçekten ihtiyacım var mı? Bir bilim insanı adına konuşmak olmasa da, öznel bir yorumda bulunacak olursam; beynin karmaşık ve çok yönlülüğü karşısında onu dizginleyecek bir ruh, bir gönül dinginliği yok mudur insanlarda? Gönül, zihnin karmaşık ve üst akıl koşuşturmasını dengeleyecek; ona bir dur diyecek yegane varlık değil midir? Bu hep böyle olmamış mıdır?
Peki ya çağımız hızında işler tersine döndüyse? Ya artık zihnin akıl oyunlarına tamamen kendini teslim etmiş bir gönül yorgunluğu ise bu pes ediş?
 
 Akıl çağı; varlığının bilincinde bir acımasızlıkla, bize tüketim dağlarının zirvesine en erken ve en çok çıkan tüketici çılgınlarının her daim kazanacağını, her defasında büyük bir iştahla işleyen bir cazibe merkezi haline geldi. Ne kadar çok gereksiz yükler doldurursak heybemize, ne kadar çok zenginleşirsek işe yaramaz nesnelerle, ne kadar çok uzaklaşırsak sadeliğin şafağından o kadar mutlu olacağımıza inandırıldığımız bir çağ bu. Sadeliği hiçbir zaman tadamayanların çağı, az ile yetinemeyenlerin, onu yanlış anlayanların, ondaki çokluğun farkına varamayanların çağı. Bir kalemle bir kitap, bir ekmekle bir hitap.. Özü göremeyenlerin, özün tadına varamayanların çağı. 
Topluluktan uzaklaşmanın kişiyi yalnızlaştıracağına inanılan bir yalnızlık bu…
İstifçilik çağı, bilgiyi, eşyayı, kişiyi, sevgiyi, açlığı, tokluğu.. Hepsinin ama hepsinin bencilce istiflendiği bir çağ. 
Biriktirdikçe odaklanmakta zorlandığımızı artık görmez hale geldik. Bir ev yetmedi; bir tane daha istedik, doymak yetmedi; tıka basa doymak istedik, üzülmek yetmedi; kahrolmayı diledik, tek bir aşk besleyecekken ruhumuzu; dahası olsun dedik güzeli, en güzeli.. 
 
Tebrikler!
Her şeye sahibiz; ama hiçbir şeyimiz yok artık.
 
Not: Ben mi? 
Bu hayatta ne mi yapıyorum?
Zihin aynamda gördüğümüm heykelini.
Yontuyorum, kırıyorum, törpülüyorum; benzesin..
Bekliyorum; olsun, oluşsun, otursun diye. 
Benden bir ben daha çıkarıyorum ellerimle. Parmak uçlarım kanıyor bazen. Çoğu kez.
Onca eziyeti etmişken kendime; elbette her zerreme de kıymet vereceğim haliyle.
(Azalıyorum kısaca.. Azaltıyorum.)
 
Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 

E-Mail Bülten Kaydı
Döviz Kurları
  ALIS SATIS
$ USD 5.7982 5.8086
€ EURO 6.4267 6.4383

Arşiv Arama
- -
Dumlupınar Gazetesi | Günlük Siyasi Gazete
© Copyright 2018 Dumlupınar Gazetesi. Tüm hakları saklıdır. Kütahya Dumlupınar Gazetesi
GÜNDEM
Kadına Şiddet
Anayasa Haberleri
Trafik Kazaları
Yerel Seçimler
SPOR
Spor Haberleri
Futbol Haberleri
Basketbol Haberleri
Şampiyonlar Ligi
SİYASET
Kütahya Haberleri
MHP Haberleri
CHP Haberleri
Genel Siyaset
EĞİTİM
Eğitim Haberleri
Eğitim Bakanlığı
A.Ö.L.
Eğitim Portalı
FAYDALI LiNKLER
E-Devlet
M.E.B.
Kütahya Belediyesi
E-Lonca