''KÖMÜR KARASI SOMA'' VE ''KOLONYA''


Bu makale 2018-05-16 17:08:30 eklenmiş ve 1142 kez görüntülenmiştir.
MEHMET METE ÇETİNKAYA

Tüm madenciler her zaman olduğu gibi sabah vardiyası işini bitirmiş çıkışa hazırlanıyor, akşam vardiyası ise işbaşı yapmak için hazırlanıyorlardı. Tam da bu sırada sebebi hala belirlenemeyen bir patlama oldu. Toplam 787 can içeride Karbondioksit (CO) zehirlenmesi, yangın, duman ve oksijensizlikten kurtulmanın yollarını arıyorlardı. İçlerinden bu durumu fark edip kurtulanlarda oldu, maalesef kurtulamayanlarda patlamadan 15 dakika sonra basın bültenleri haberler de Soma da patlama. ‘’ Elektrik trafosundan çıkan yangın sonucunda madenciler içeride kaldı ‘’ diye bir haber geçtiler. Durum aslında basından anlaşıldığı kadarı ile çok büyük bir olay değildi. Akşam saat 22.00’ kadar ölü sayısı 17 idi ve herkes bunu bir maden kazası olarak algıladı. Ancak saatler 22.30 sularında Belediye Başkanının açıklamasında 157 kişinin hayatını kaybettiği yönünde olunca biz dâhil olmak üzere tüm arama kurtarma ekibi olayın büyüklüğünü ve ciddiyetini anlayarak harekete geçti.
Peki, neden bu saate kadar devlet yetkilileri veya işletme yöneticileri bu durumun büyüklüğünü haber vermemişti. Neden gizlenmişti? Bu olayı duyan herkesin yüreği yanmıştı. Sosyal medyada yankılanan soma faciası artık ülkenin sorunu haline gelmişti ve artık Soma'daydık. Sürekli açıklamalar yapılıyordu. Maalesef ki gelen hiçbir arama kurtarma ekibi bir şey yapamıyordu. Çünkü maden kazalarında olaya müdahale edebilen tek ekip gene maden tahlisiye ekipleri idi. aslına bakarsanız da trajik olan bir durum da buydu. Çünkü madencilere madencilerden başka kimse yardımcı olamıyordu. Madenin birinci çıkış kapısının önü ana baba günüydü. Herkes içeriden bir haber bekliyordu. Ve durum şöyleydi; madenin en alt kısmında tahlisiye ekipleri vardı ve onlar cansız madencileri içeride her zaman çıkarılan kömürün nakliyesi için kullanılan banda koyarak yaklaşık çıkışa 200 mt. Kalana kadar taşıyordu. Tam o noktada ise bir adet arama kurtarma ekibi cenazeyi ceset torbasına koyuyor ve sedyeye yerleştiriyordu. 3. bir arama kurtarma ekibi ise gidip cenazeyi alıp getiriyorlardı. Tam bu sırada dışarıda ise önce bir dııııttt sesi duyuluyordu. Bu bandın çalıştırıldığının habercisi, yani yeni bir cesedin bulunduğunun habercisiydi. Jandarma bir koridor oluşturmuş onların arkasında ise arama kurtarma ekipleri oturuyordu. dıııtt sesini duyduktan sonra herkes yolu aç yolu aç diye bağırıyordu.
İçeriden 4 arama kurtarmacı ve ellerindeki sedyede uzanan bir madenci ile çıkıyor ve hemen ambulansa taşınıyordu. Basın mensupları görüntü almaya çalışıyor, acili aileler ise acaba bizim cenazemiz mi diye uzun şaşkın ve yorgun bir şekilde feryat ediyorlardı. 
Bu işlem tam 282 kez yaşandı ve hep aynı senaryoydu. Maden kapısının önünde beklerken ve bu işlem sürekli tekrar ederken aşağı yukarı yarım saate bir takım elbiseli rugan ayakkabılı yaklaşık 20 kişilik ekipler geliyor, maden kapısının önüne kadar gelip kolay gelsin deyip gidiyorlardı. Bu neyin göstergesiydi. 
Her gelen ekip istisnasız olarak yuhalanıyordu ve protesto ediliyorlardı cenaze yakınları tarafından. Herkes canıyla dişiyle çalışırken o madende takım elbise ile oraya gelmek neyin göstergesiydi? Hangi samimiyetsiz duygunun dışarı vurumuydu? ve en önemlisi kime yapılan saygısızlıktı? İçimden dalıyorum uzaklara ve ne yazık diyorum… 
Bizi kimler bu hale getirdi. Kimler bizi bu kadar duygusuz yaptı anlayamıyordum. 300 can, 300 aile ne demek biliyor musunuz siz? Hayır, bilmiyorsunuz bence. Bilemezsiniz ve derken açıklamalar geliyor, kader deniyor. Sayı şu kadar değilse şu kadar denilerek dikkat dağıtılıyor. Ne fark ederdi kaç kişinin olması.. 500 değilse de  300 kişi hayatını kaybetti. Ne kadar kolay söyleniyor bu sayı, ne kadar duygusuz ne kadar da soğuk.
 Birçok afete ekip lideri olarak katıldım ancak basın mensuplarını hiç böyle görmedi. Sinir krizleri geçiriyorlar çünkü kazanın üzerinden ( ki ben bir afet olarak görüyorum bu durumu) 48 saat geçmesine rağmen daha tek bir şirket yetkilisi en ufak bir açıklama dahi yapmamıştı. Mantıklı olan hiçbir insanı kandıramazsınız çünkü. Bir şirkette kaç kişinin çalıştığını, hangi vardiyada kimlerin çalıştığını, içeride kaç kişinin olduğunu gayet tabi yarım saat içerisinde tahmin edebilirsiniz 3 aşağı 5 yukarı. Ama en ufak bir açıklama dahi yok. Ve derken çevreme bir dönüyorum, görüntü içler acısı yorgun, bitkin, üstleri kömür ve çamur, üzgün ve umutsuz oturmuş arama kurtarmacılar, kolluk güçleri, maden çalışanları, basın mensupları, aileler, sağlık ekipleri… Hepsi umutsuzca oturuyor ve tam o sırada bir üniversite öğrencisi kolonya ister misiniz diyor kısa ve gözlerinde bir işe yaramak istemenin içtenliğiyle. Birazcık kendime geliyorum ve diyorum ki, ülkemde takım elbiselerle boyalı ayakkabılarla gelip gidenler var olsa da, cebinde parası olmadan gelip burada günlerce uykusuz sadece kolonya dağıtan, su dağıtan gençlerimiz de var diyorum, umutlanıyorum… Ve Erciş depremi geliyor aklıma. 
Ne kadar da acı. Çok büyük bir milletiz, çünkü bunca afete rağmen ayaktayız ve birlik olabiliyoruz. Ama bu birazcık da üzüyor beni. Çünkü insanların ölümünden sonra nasıl oldukları tartışıyoruz. Esas tartışılması gereken konu bu kazaların afetlerin en az zararla nasıl atlatılabileceği olmalıdır. 
Maalesef gene geç kalıyoruz ve ders almıyoruz. Kırkağaç soğuk hava deposundayım. Tam 282 cansız beden var burada. İçeriye giriyorum ve kocaman bir ambar. Tam ortasına bir branda çekilmiş, brandanın arkasında harıl harıl çalışan olay yeri inceleme ve sağlık görevlileri. 
Çıkan cenazelerin otopsilerini yapıyor, numaralandırıyor ve fotoğraflıyorlardı. Onun yan tarafında bir projeksiyon cihazı kurulmuş, az önce olay yeri incelemenin çekmiş olduğu fotoğraflar, cansız bedenlerin fotoğrafları sırayla geçiyordu slayt gösterisi olarak. Hemen arkamda madenci aileleri duruyordu. Neden mi? Fotoğraftan kendi cenazelerini tespit edebilmek için. Ne kadar acı.
 Bir çocuk babasını tanımaya çalışıyor, bir kadın kocasını ve bir anne oğlunu. Biranda çıkan fotoğraf işte o annenin oğlu ve ardından bir feryat. Sessizlik, sessizlik, sessizlik görevliler numarayı bir kâğıda yazıyor ve ailenin eline veriyor. Aile Afyonkarahisar arama ve kurtarma birlik müdürlüğünün yanına gidiyor ve benim cenazem diyor, ağlıyor ve elinde kâğıdı uzatıyor. Görevli alıyor kâğıdı numaraya bakıyor ve 3 numaralı soğuk hava deposuna doğru götürüyor aileyi. Arkalarından da İzmir  UMKE ekibinden 3 kişi. Açılıyor kapı, içeride tam 26 cenaze yan yana uzanmış durumda. Aile giriyor içeriye ve ceset torbasının fermuarı açılıyor. Anne görüyor cansız uzanan canını… Başlıyor ağlamaya ve içten kısık bir sesle ‘’ evet bu ‘’ diyor. İzmir UMKE ekibi dışarıya çıkarıyor aileyi. Ve müdahale ediyor hemen sahra çadırında. Ekipler ise çıkartıyor cenazeyi, kimlik tespitini yapıyor ve jandarma ekipleri tabuta koyuyor cenazeyi. Aile sakinlemiş olacak ki geliyor imzasını atıyor bir kâğıda ve gidiyor son görevlerini yapmak için yürekleri yana yana. Bu sahne tam 282 kez tekrarlandı, 282 aile geldi ve kimlik tespiti yaptı. Kimi cenazeler o kadar kötü durumdaydı ki bir cenazenin 2 hatta 3 sahibi çıkıyordu. Öyleleri de vardı ki yalnızca DNA testi ile tespit edilebiliyordu. 282 aile cenazesine kavuştu. Tüm bunlar yaşanırken 1 saatte bir gene 15 kişilik ekipler halinde gene takım elbiseli gruplar içeriye giriyor bakıyor ve çıkıyordu. Bununda neyin göstergesi olduğunu algılayamıyordum 2 gündür uyumayan, yorulan, üzgün olan ve çalışan ekipler arada sigara yakıyorlar, hem uykuları dağılsın diye hem de kokudan etkilenmemek için ama bir de bakıyorum içeriye giren takım elbiseli grubun içinden birisi geliyor ve oturuşunuzu düzeltin, sigarayı söndürün, filanken geldi burada diyor. Bahane diyorum ve sigaramdan daha da efkarlı bir nefes daha alıyorum ve dalıyorum. Burada bu havayı solumayan bir kimse için sorun yalnızca orada sigara içilmesi diyorum içimden ve yeniden lanet ediyorum… 
Canlar yanmış diyorum ben, o sigaran yanıyor diyor… Sıkıyorum yumruğumu ama oturuyorum ve hiç ses çıkartmıyorum. Tam o sırada bir üniversiteli kız geliyor ve kolonya ister misin diyor, bakıyorum gözlerine ve elimi uzatıyorum alıyorum kolonyamı
Biraz rahatlıyorum ve umutlanıyorum. Bizim ülkemizde afetlerde bir kolonya tutarak yardım etmeye çalışan ne güzel insanlarımız var diyorum. Umutlanıyorum ve düşüyor bir damla… evet bir kolonya tutmak o an için çok önemli diyorum. Yüreğine sağlık diyorum, iyi ki varsın diyorum sizlere bizlere ihtiyaç var diyorum, yardım etmek için dünyaları kurtarmaya gerek yok, takım elbise ile gezmeye de.. bir su dağıtmak, bir kolonya vermek de en büyük yardımdır diyorum ve susuyorum… Soma Belediyesi aile kabristanındayım. Yan yana kazılmış tam 94 mezar. 62 si dolmuş bile önce madenden çıkartılmış olan cenaze Kırkağaç’ta otopsi yapılmış, ailesi tarafından tespit edilmiş, tabuta alınmış ve son olarak ta buraya getirilmiş. Mezarların üstünde atkılar, çiçekleri ve en önemlisi aileler bakıyorum bir mezara yan yana aynı soy isim biri 68 doğumlu diğeri 95 aynı madende çalışan baba ve oğul o kazaya aynı yerde yakalanmış, el ele tutuşmuş ve cenazeleri el ele çıkarılmıştı madenden. Burada da yan yana gömülmüşler.
Sağıma dönüyorum bir ana feryat ediyor ve derken bayılıyor. Hemen sağlık ekipleri geliyor ve müdahale ederek sakinleştiriyor. Madenci anası kendine geliyor ama ağlayamıyor bile sadece uzaklara dalıyor ve gözünden iki damla yaş geliyor. Bakıyorum bir grup geliyor takım elbiseliler ve ardından bir üniversiteli geliyor madenci anasının yanına ve kolonya ister misiniz diyor. Umutlanıyorum... Madenci anası sarılıyor kıza ve Allah razı olsun kızım diyor elini uzatıp kolonya alırken…Evet Allah razı olsun senden ülkemin geleceği bu sahne tüm ülkede 2 günde 282 ailede aynen yaşandı…Susuyorum.
 Gözüm ilişiyor televizyona ve bakıyorum ki işletme yetkilileri konuşuyor. Sayı şu kadar diyor, ihmal yok diyor, sığınma odası var diyor, sığınma odası yok diyor… Diyor, diyor, diyor… 
Basın mensuplarına ilişiyor gözlerim, hepsi kafayı yemek üzere, sinir krizi geçiriyorlar karşısındakilerin duyarsızlığına ve birisi bağırıyor arkadan sığınma odası var mı yok mu soru bu kadar basit diyor. Ardından yetkili demogoji yapıyor gene.
Basın mensupları da pes ediyorlar..Lanet olsun diyorlar sadece ve dönüyorlar arkalarını susuyorlar yapılan konuşmadan hiç bir şey anlamadıkları için…  ‘’13/05/2014 te Soma Kömür İşletmelerinde meydana gelen kaza resmi kayıtlara göre 300-302 kişinin hayatına sebep olmuştur. Bunun sorumlusu veya sorumluları kimdir? yetkililer mi, hükümet mi, memurlar mı?? Bunun sorumluları hepiniziz. Tüm Türkiye halkıdır. Hepiniz izlediniz TV başında sedye kirlenmesin diye çizmesini çıkartmaya çalışan madencimizi. Bizim almış olduğumuz yetkilere, koltuklara bürünerek insanlıktan uzaklaşmamız, ruhsuzlaşmamız, durgusuzlaşmamız. O tepkinin sorumlusu hepiniziz. kültürümüz.. Konuşuyorum madenden canlı çıkan bir madenciyle, nerede yemek yiyorsunuz diyorum, içeri girerken sırtımızda götürdüğümüz yemeği yiyoruz diyor. Konuşuyorum başka bir madenciyle, tecrübeli olanlar kurtuldu eğitimleri olsaydı içerdekilerin kurtulurlardı diyor, başka bir madenciye soruyorum devletteyken bu madende kaza olmadı hiç diyor..’’ Bu olayda tıpkı Marmara depremi gibi, tıpkı Erciş depremi gibi, tıpkı Gediz depremi gibi, tıpkı Zonguldak grizu patlaması gibi bir hafta sonra hafızalardan silinecek ve her yıl yıldönümün de anılacaklar.
Aileleri mi .İstediğiniz kadar yardım edin, milyonlar verin geri getirmeyecek onların canını geriye.‘’ ülke olarak artık tecrübelerimiz insanların canı ile ödenmesin. Yalnızca sosyal medyada resim değiştirerek sesimizi duyurmayalım. ‘’ söylenecek o kadar çok kelime, o kadar çok cümle var ki.. Daha fazla kafanızı şişirmek istemiyorum, somadan içimdeki samimi duygular böyle.- Somada samimi duygularla çalışan madenin en altında cenaze çıkartmaya çalışan madencisinden, dışarıda yalnız kolonya dağıtan kızımıza kadar herkes iyi ki var. Televizyonları başında yüreklerinde en ufak bir sızı hisseden tüm ülkemin güzel insanları iyi ki var. Gece gündüz demeden tv başındakilere doğru bilgi vermeye çalışan basın mensubu arkadaşlarım iyi ki var. 
Sağlık personeli arkadaşlarım iyi ki var. Kolluk güçlerim iyi ki var. Her afette ve kötü günde insanların yardımına koşmaya çalışan kulübüm dpü arama kurtarma kulübü iyi ki var. Ülkemiz adına inşallah bu senaryolar değişir ve artık daha fazla canlarımız gitmez.
 Ülkemizin ve milletimizin başı sağ olsun. geride kalanlar Allah sabırlar versin..bir başka afette aynı senaryoyla yazı yazmamak dileği ile..
Mutlu ve afetsiz yarınlar derken bir siren sesi duyuluyor tarihler 28/11/2015 Gediz depremine doğru arama kurtarmacılar ilerliyor ve senaryo gene aynı…
 
Mehmet Mete Çetinkaya
Arama Kurtarma Uzman Eğitmeni
 
Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 

E-Mail Bülten Kaydı
Döviz Kurları
  ALIS SATIS
$ USD 5.7690 5.7794
€ EURO 6.4202 6.4318

Arşiv Arama
- -
Dumlupınar Gazetesi | Günlük Siyasi Gazete
© Copyright 2018 Dumlupınar Gazetesi. Tüm hakları saklıdır. Kütahya Dumlupınar Gazetesi
GÜNDEM
Kadına Şiddet
Anayasa Haberleri
Trafik Kazaları
Yerel Seçimler
SPOR
Spor Haberleri
Futbol Haberleri
Basketbol Haberleri
Şampiyonlar Ligi
SİYASET
Kütahya Haberleri
MHP Haberleri
CHP Haberleri
Genel Siyaset
EĞİTİM
Eğitim Haberleri
Eğitim Bakanlığı
A.Ö.L.
Eğitim Portalı
FAYDALI LiNKLER
E-Devlet
M.E.B.
Kütahya Belediyesi
E-Lonca