Köşe Yazısı

TÜRKÇEMİZ

Dilimizde yangın var… Türkçemizi, doğru, güzel ve uygun konuşmamız, yazmamız; varlığımızın, kimliğimizin ve bekamızın teminatıdır… Çinli filozof Konfüçyüs’e: “Bir ülkeyi idare etmeye çağrılsaydınız, yapacağınız ilk iş ne olurdu?” diye sormuşlar. O da: “İşe önce dili düzeltmekle başlardım. Çünkü dil bozulursa kelimeler düşünceleri anlatamaz. Düşünceler iyi anlatılmazsa, yapılması gereken işler yapılmaz. Görevler gereği gibi yapılmazsa, töre ve düzen bozulur. Töre ve düzen bozulursa, adalet yoldan sapar. Adalet yoldan çıkarsa, şaşkınlık içine düşen halk ne yapacağını, işin nereye varacağını bilemez. Bunun içindir ki hiçbir şey dil kadar önemli değildir.” Millet olarak içinde bulunduğumuz durumun vahametini ve nesiller arasındaki iletişim kopukluğunu ve kargaşayı Konfüçyüs’ün bu sözünden daha iyi idrak edebiliyoruz… Türk Dil Bayramında (26 Eylül) dilimize ve medeniyetimize sahip çıkmak millî olabilmemizin ilk basamağı…

Dilimiz ve gönül dilimiz, millî istiklal ve istikbalimizin temel kaidesi… Bunu öz değerlerimizle örtüştürdüğümüzde de birlik ve beraberliğimizi devam ettirebiliriz… Şayet gereken hassasiyet kaybedilmeye devam edilirse, çok yakın gelecekte dedesiyle, hatta babasıyla anlaşabilmek için çocuklarımız mütercim ve tercümanlara ihtiyaç duyacaklar… Aklımızı kiraya vereli, mankurtlaştırma sürecinde sokakların insanı olduk; argonun kurbanı olduk… Ne zaman silkinip, gönül dilimizle kimliğimiz Türkçemizle karşı duruşa geçeceğiz? Yoksa mazinin ve atinin vebalini omuzlarımızda, dilimizde ve yüreğimizde taşımaya devam edeceğiz… Yunus Emre’nin deyişiyle “Ete kemiğe büründüm, Yunus diye göründüm.” diyebilecek ölçüyü yitirdiğimiz için cıvataları sökülmüş bir araba gibiyiz… Öz değerlerimize döndüğümüzde, gerçek kimliğimizi bulduğumuzda gönül dilimizden dökülenler bizi doğru yola sevk edecek… Dilimizde yapılan tahribat, silsile halinde özümüzde, harsımızda, değerlerimizde aşınmaya ve yozlaşmaya sebep… Gürültü kirliliği, söz kirliliği, kavram kirliliği… İletişim maalesef 10-15 kelimeyi geçmeyen argo ve bayağı sözcüklere havale edilmiş… Dile dolandırılan vahim ifadeler: oha, kanka, lan, geri zekâlı… Kavramların cılkı çıkmış durumda. Dilimizde kasıtlı bir yozlaştırma hedefli, iletişimi yok eden adı konmamış facia dönemi bu. Söz ile beden ile tavır ile kısacası her hal ile iletişim* dibe vurmuş. Neticesi sağlıklı ilişki geliştirememe ve meramını ifade edememe, dilde aymazlık ve iletişimde zembereği boşalan fasit daire (kısır döngü) girdabı… Sözüne sahip olamayan, söylediğine sahip çıkamayan, yüksek sesle düşünüp rastgele konuşan ve sözün çıktığı ve geldiği yeri bilmeyen, nasıl etkili ve doğru iletişimin bir paydaşı olabilir? Dilin kemiği yok, ağzı olan konuşunca, söz akıldan süzülmeden çıkınca, iletişim felç olur

Globalleşmeyi, evrensel yaklaşımları tercih edenler, nedense, konu günümüz Türkçesi olunca, dilimize güya iyilik yapmak adına kökü olmayan, Türkçemizi suni/yapay ve zorlamalı bir dil haline getirmede ırkçı takılıyorlar… Gizli amaç, iletişimi felce uğratmak…  Baba ile oğlu, dede ile torunu birbiriyle anlaşamaz hale getirmek… Oldukça başarılı olduklarını söyleyebiliriz. Anlaşma sisteminin bozulduğu yerde, hangi değer ve sahip olunan öz değer sağlam kalabilir ki? Aynı dili konuştuğumuzu sandığımız Türkçemizde yapılan tahribat, geçmiş ile bugünümüzü ve geleceğimizi birbirinden kopardı… Türkçemizdeki bu elim durum, Türk dünyasını dilsiz, sözsüz, sazsız hale dönüştürmekte…  Bir Milleti yok eden illeti, yani dil tahribatını görüp, anlaşma sistemimizi muhkem hale getirmek boynumuzun borcu… Dildeki gelişim süreçler gerektirir. Kelimeleri şu ya da bu gerekçelerle dilden atmak süreçleri sıfırlamak anlamına gelir. Her şey sil baştan… Bindiğiniz araç seyir halindeyken, koltuklarını, direksiyonunu atıp rastgele trafikte yol almaya benzeyen bir durum.  Yapılacak bir bakım ehlince olmadıkça, dişimizi berbere tedavi ettirmeye çalışmak gibi bir tuhaflığı yaşamaya devamdır sonuç… Anlayana sivrisinek saz; anlamayana davul zurna az. Toplumu emperyalistlerin menfaatlerine göre dizayn etmek için anlaşma sistemini işlemez hale getirmek ve istenilen algıları oluşturmak… Yafta hazır. Kullandığın sözcüklere göre sana biçilen kimlik de malum… Dinselliği çıkar amaçlı kullanan da, bilimselliği çıkar odaklı kullanan da yobaz… Kimliğimiz ve gönül dilimiz Türkçemizin berrak akışına örnek olan Şeyh Edebali’nin Osman Bey’in şahsında her görevli için söylediği sözüne kulak verelim: “Ey oğul, artık Bey’sin! Bundan sonra öfke bize, uysallık sana. Güceniklik bize gönül almak sana. Suçlamak bize, katlanmak sana. Acizlik bize hoş görmek sana, anlaşmazlıklar bize, adalet sana, haksızlık bize, bağışlamak sana. Ey oğul, sabretmesini bil, vaktinden önce çiçek açmaz. Şunu da unutma ve insanı yaşat ki devlet yaşasın. Ey oğul, işin ağır, işin çetin, gücün kıla bağlı. Allah yardımcın olsun.”…

Gönül dilimizin tercümanı Mevlana’nın dil ile ilgili söylediği sözlerini hatırlayalım: “Her dil, gönlün perdesidir. Perde kımıldadı mı, sırlara ulaşılır.”… “Ahlaksızların bağırışıyla, yürekli yiğitlerin naraları, tilkiyle arsalanın sesi gibi meydandadır.”… “Bülbüllerin güzel sesleri beğenilir de bu yüzden kafes çeker onları. Ama kuzgunla baykuşu kim kor kafese?”… “Birisi güzel bir söz söylüyorsa bu, dinleyenin dinlemesinden, anlamasından ileri gelir.”… “İnsanoğlu, dilinin altında gizlidir. Dil, can kapısının perdesidir. Yel, perdeyi kaldırdı mı ne var, belirir bize.”… “Kuzgun, bağda kuzgunca bağırır. Ama bülbül, kuzgun bağırıyor diye güzelim sesini keser mi hiç?”… “Dil, tencerenin kapağına benzer. Kıpırdadı da kokusu duyuldu mu ne pişiyor anlarsın.”…  “İnce sözler kılıca benzer, kalkanın yoksa geri dur.”… Selam olsun, hak için dilini keskin kılanlara; dilini eğip bükmeyenlere… Selam olsun, dikleşmeden dik duran Türkçe kimliğini konuşturanlara… Selam olsun, kaleme ve kutlu kelama… Selam, sevgi ve saygılarımla.

* https://dumlupinargazetesi.com/kose-yazisi/etkili-ve-dogru-iletisim

Zafer NEFER, 14.07.2021 18.05, Kütahya

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu