KAFKAS KARTALI ŞEYH ŞAMİL

Men menidim, su olup Aras’tan Hazar’a aktığım

Ol menidim, okumu yay eyleyip Kafkas’a attığım

Men menem, Türk soyuyam, bunu âlem de bilir

Ol menidim, Kafkaslarda at oynattığım.


Şamil Kafkas dağlarının hürriyet güneşidir

Şamil Başbuğ’umun öz be öz kardeşidir

Şamil’i bilmeyenler atasını ne bilir!

Şamil’in huzurunda koca tarih eğilir.

Aşılması zor dağlar ve derin vadilerden oluşan Kafkasya stratejik önemi ve jeopolitik konumu nedeniyle tarih boyunca sürekli istilalara maruz kalmıştır. Kafkasya’nın Hazar bölgesindeki petrol kaynakları ve ipek yolu üzerinde bulunması da bölgenin jeopolitik önemini artıran bir başka sebeptir.

Rusya sıcak denizler olarak tabir edilen Akdeniz, Basra Körfezi ve Hint Okyanusuna inmek, bu güzergâhtaki petrol yataklarını ele geçirmek amacıyla 16. yüzyılda Kafkasya’ya yönelir, 18. yüzyılda bölgede istila ve sömürge hareketlerine başlar.

Buna karşılık bağımsızlıklarını kaybetme tehlikesi ile karşı karşıya kalan Kafkas halkları, 1785 yılından itibaren Şeyh Mansur önderliğinde organize olup Rusya’ya karşı bağımsızlık mücadelesi başlatırlar.

Şeyh Mansur 1791 yılında cereyan eden Anapa Savaşı’nda esir edilir. Osmanlı Hükümeti’nin arabuluculuk etmesine rağmen, Çariçe Katerina ikna olmaz ve 1794 yılında Şeyh Mansur Rusların ağır işkencelerinin ardından idam edilir. Bazı kaynaklara göre de idam edilmemiş, esaret altında hayatını kaybetmiştir.

Şeyh Mansur’dan sonra Kafkasya’daki direniş hareketi 1832 yılına kadar Gazi Muhammed önderliğinde devam eder. Gazi Muhammed de 1832’de Gimri Savunması’nda şehit düşer.

Ondan sonra yerine gelen Şeyh Hamzat da Rus taraftarlarınca yapılan bir suikast ile 1834’te şehit edilir. Yerine Avar uleması ve ileri gelenlerince imam seçilen Şeyh Şamil hareketin önderi olur.

Onun döneminde Kafkasya’daki bağımsızlık hareketleri yeni bir boyut kazanır. Şeyh Şamil Dağıstan ile Çeçenistan’ı örgütleyerek Kafkas Birliği’nin ilk temellerini atar. 25 yıl boyunca Ruslara karşı tarihte eşine az rastlanan amansız bir mücadele verir.

Çar I. Nikola, eğer Kafkasya’daki Müslümanları tek bayrak altında toplama sevdasından vazgeçerse, kendisine mevki, makam, rütbe ne isterse verileceğini; Çarlık hazinelerinin ayakları altına serileceğini bildirerek Şamil’i sarayına davet eder. Bunun üzerine Şeyh Şamil şu cevabı verir:

“Ben, Kafkas Müslümanlarının hürriyetlerine kavuşması için silaha sarılan gazilerin en aşağısı Şamil, Allahü Teâlâ’nın himayesini, Çar’ın efendiliğine fedâ etmemeye yemin eden, özü sözü doğru bir Müslümanım. Çarla görüşmek üzere, beni hala Tiflis’e çağırıp duruyorsunuz. Davete icabet etmeyeceğimi bildiriyorum. Bu yüzden fani vücudumun parça parça kıyılacağını ve hayatımı verdiğim şu vatan topraklarında taş üstünde taş bırakılmayacağını bilsem, kararımı asla değiştirmeyeceğim. Savaşacağım. Cevabım bundan ibarettir. Nikola’ya ve kölelere malûm ola…”

Şeyh Şamil mücadelede kararlıdır; ancak Kırım Savaşı’nın sona ermesiyle birlikte Rusya bütün kuvvetlerini Kafkasya’da toplar. O tarihlerde birçok iç ve dış mesele ile uğraşan Osmanlı Devleti, Kafkasya’daki Müslümanlara yardım edemez. Bu durumu fırsat bilen Rusya, Çeçenistan üzerine yürür ve iki yıl süren bir direniş sonucunda Çeçenistan Rusya’nın eline geçer.

Şeyh Şamil, savunma savaşları vererek Gunib Dağı’na çekilir. 70.000 kişilik bir orduyla gelen Ruslar Şeyh Şamil’i canlı olarak yakalamak niyetindedirler; bunun için aracılar gönderip teslim olmasını isterler. O ise asla teslim olmayı kabul etmeyerek 25 yıl sürecek milli mücadelesini devam ettirmeye kararlıdır. Bunun üzerine savaşın şiddeti artar, Rus saldırıları yoğunlaşır.

Bu saldırılarda Şeyh Şamil ve yanında kalan 100’e yakın silah arkadaşı birlikte bir sığınağa girerler. Burada Şeyh Şamil arkadaşlarına herkesin gitmekte özgür olduğunu, kendisinin ise sonuna kadar savaşmaya devam edeceğini söyler. Gunib muhafızları bunu canına kıymak olarak değerlendirip kararından vazgeçirmek için uğraşırlar; fakat Şeyh Şamil kararından vazgeçmez.

Rus ordularının üzerlerine geldiğini gören Çeçen'ler kadın ve çocukları kurtarmak için Ruslarla anlaşma yapmak isterler; fakat bunun için Şeyh Şamil'in onayını almaları gerekmektedir. Ne var ki, bu hususta Şeyh Şamil'in zerre kadar taviz vermediğini ve düşmandan yüz çevirmeyi idamla cezalandırdığını bilmektedirler.

Neticede kura ile iki kişi tespit edip Şamil'e gönderirler. Bu elçiler önce Şeyh Şamil'in annesini ziyaret ederek, Şamil'in Ruslarla anlaşmaya onay vermesi için aracı olmasını rica edip yalvarırlar. Annesi yalvarmalara dayanamayıp oğluna durumu iletir.

Şeyh Şamil, annesinin söylediklerin duyunca çok üzülür; âdeta yıkılır. Çünkü örfî kanunlara göre düşmanla anlaşmanın cezası ölüm, anlaşmak için aracı olmanın cezası ise yüz sopa ya da yüz kamçıdır. Yirmi beş senelik şanlı mücadele esnasında bu hükümlerden zerre kadar taviz vermemiştir. Uzun uzun düşündükten sonra kararı verir: Annesine yüz sopa vurulacaktır.

Bu kararı işiten annenin cevabı şudur: "Oğul, Allah'ın adaletini yerine getirmeden bir an geri durursan sana verdiğim sütü helâl etmem."

Şamil annesinin cezasını çekmeyi üzerine alır ve kendisine yüz sopa vurulmasını ister. Emir kesindir. Adamları kendisinin yerine cezayı yüklenmek isterlerse de şiddetle reddeder ve der ki; “Adaleti yerine getiriniz. Şeyhinizim diye eliniz titrer, yavaş vurmaya kalkarsanız Allah ve Resulü’nün lâneti üzerinize olsun. Bu ceza nefsime ağır gelir de yersiz bulursam bana dahi lânet olsun.” Neticede ceza en ağır şekilde uygulanır ve Şeyh Şamil'e yüz kamçı vurulur.

Rus askerleri daha fazla yaklaşınca ulema ve ihtiyarlar Şeyh Şamil’e son kez gelip canına kıymanın din gereği haram olduğunu söylediklerinde Şeyh Şamil gözyaşlarını tutamaz ve Rusların teklifini şu şartlar ile kabul edeceğini söyler:

1.Müslümanlar dinlerini serbestçe yaşayabilecek, onlardan asker ve vergi alınmayacak.

2.Dağıstan iç işlerinde serbest bir devlet olup idarecisini kendisi seçecek.

3.Şeyh Şamil’e, ailesi ve 40 kişilik adamları ile Gunib Dağı’ndan çıkıp serbestçe Osmanlı ülkesine gitmesi için yol verilecek ve adamlarının silahlarına dokunulmayacak.

Ruslar Şamil’in bu tekliflerini hemen kabul ederler. Bu gelişmeler üzerine Şeyh Şamil, oğulları Gazi Muhammed ve Muhammed Şâfiî ile birlikte teslim olarak 48 saat sonra Rus karargâhına varırlar.

Rus Başkumandanı Prens Baryatinsky tarafından Şeyh Şamil ve oğulları saygıyla karşılanır, Rus kumandan Baryatinski 48 saatlik gecikmeyi öne sürerek koşulsuz kabul ettiği teklifi uygulamaz ve sözünden döner. Şeyh Şamil ve ailesinin Rusya’nın esiri olup kendilerine misafir gibi davranılacağı bildirir. Ertesi gün de Temirhanşura’ya, Temirhanşura’dan Saint Petersburg’a, oradan da esaret yıllarını geçireceği Kaluga’ya götürülürler.

On yıl süren esaretten sonra 1869’da Şeyh Şamil, Çar II. Aleksander’dan daha önce de dile getirmiş olduğu Osmanlı Devleti’ne ve oradan da Hacca gitme isteğini bir kere daha bildirir. Çar “Bize karşı silah kullanmayacağınıza dair söz verirseniz, dediğiniz gibi olsun.” diyerek bu isteğini kabul eder. Ayrıca Çar, Şamil’in oğlu Gazi Muhammed’i burada bırakmasını ister. Ancak hiçbir vakit babasının yanından ayrılmayan Gazi Muhammed, bunu kabul etmek istemez. Şamil’in ikinci oğlu Muhammed Şâfiî, fedakârlık yaparak Çar’ın yanında kalmayı kabul eder.

Şeyh Şamil 31 Mayıs 1869’da İstanbul’a gelir, aynı gün Sadrazam, Şeyhülislam ve Dâhiliye Nazırını ziyaret eder. 15 Ağustos 1869’da Sultan Abdülaziz tarafından Dolmabahçe Sarayı’nda kabul edilir. Padişah tarafından özel bir itina gösterilerek ağırlanan Şeyh Şamil ve ailesi için gereken her şey yapılır. Sultan, Şamil’e “Babam Sultan Mahmut mezarından çıksa idi ancak bu kadar sevinç ve heyecan duyabilirdim!” diyerek misafirine olan muhabbetini dile getirir.

Sultan Abdülaziz kendisine ve aile fertlerine maaş bağlatır. Yine hac farizasından sonra ikamet etmesi için kendisine Zarif Paşa Konağı tahsis edilir ve her türlü ihtiyacı için ödenek ayrıldığı belirtilir.

Sultan Abdülaziz’in ona sunduğu tüm hediye, rütbe ve nişanları kabul etmeyen Şeyh Şamil, oğlu Gazi Mehmet’in padişahın yaveri olması isteğini kabul eder. Çar’ın hizmetine vermediği oğlunun padişahın hizmetinde olmasına müsaade eder. Sultan Abdülaziz, Gazi Mehmet’e tuğgeneral rütbesi ve padişah muhafızlığını verir ve ek olarak Dağıstan süvari alayının başına atar.

Sultan Abdülaziz, Şeyh Şamil’in hac arzusunu yerine getirmek için Şeyh Şamil ile ailesinin Mısır’a kadar olan yolculukları için özel bir vapur tahsis eder. Şeyh Şamil hac yolculuğu boyunca uğradığı Mısır’da, Cidde’de, Mekke’de ve Medine’de yerel yöneticiler ve halk tarafından büyük bir saygı görür. Mısır valisi İsmail Paşa, Şeyh Şamil’i muhteşem bir törenle karşılar, özel misafir olarak Kahire’ye götürür, Kahire’den İskenderiye’ye giderken bizzat eşlik eder.

Şeyh Şamil Cidde’ye ulaştığında Mekke Emiri Şerif Abdullah, Hicaz Valisi ve şeyhler vapurun önüne kadar gelerek kendisini karşılarlar. Şeyh Şamil’in Kâbe’yi ziyaret ettiğini öğrenen hacılar da oraya toplanarak büyük kalabalıklar oluşturur. Bu durum üzerine hükümet yetkilileri Şeyh Şamil’i Kâbe’nin üstüne çıkartır ve hacıların bu şekilde görmelerini sağlar.

Hac farizasını yerine getiren Şeyh Şamil 4 Şubat 1871’de Medine’de 74 yaşında vefat eder. Cenaze namazı Peygamberimizin türbesinin olduğu camide, Rufâî tarikatının şeyhi Seyyid Ahmedürrüfâî tarafından kıldırılır ve Kafkas Kartalı Şeyh Şamil Medine'de Cennetü’l-baki mezarlığında defnedilir.

Şeyh Şamil, Kafkasların istiklalini korumak için savaşan en büyük kahramanlardan biri olarak tarihe geçer. Elinde çok az ve küçük silahlar olmasına rağmen koca Rus İmparatorluğunu 25 yıl uğraştırır. Şeyh Şamil’in idaresinde Dağıstanlıların Ruslara karşı mücadeleleri, Kafkas milletlerinin bağımsızlık mücadeleleri tarihinde en şanlı sayfalardan birini teşkil eder.

Netice olarak Şeyh Şamil uzun süren mücadeleler sonucunda Dağıstanlılardan, Çeçenlerden, Çerkeslerden, Osetinlerden, Karaçaylardan ve diğer dağlı kabilelerden oluşan Kuzey Kafkasya’yı birleştirmeyi amaçlamış, bu amacını kısmen de olsa gerçekleştirmiştir.

Şeyh Şamil 25 yıl süren şanlı bir mücadelenin yokluklar ve siyasi sebeplerle hiç de arzu etmediği şekilde sonuçlanmasına rağmen ilmi, sabrı, cesareti, siyasi ve askeri dehasıyla, mücadele azmi ve yaşantısı ile örnek alınacak büyük bir lider ve kahramandır.

Ruhu şâd, mekânı cennet olsun.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar SALİH ÖZDEN - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Dumlupınar Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Dumlupınar Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Dumlupınar Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Dumlupınar Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.