Gamze ÖZDEMİR
  • 2 Yazı
  • 0 Yorum

BİZİM GÖKKUBBEMİZ NE DURUMDA?

featured
service
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Yahya Kemal’in kastettiği gökkubbemizi yitirdik mi? Yoksa hâlen ona sahip miyiz? Yahya Kemal “kendi gökkubbemiz” derken kültürümüzü, tarihimizi, dinimizi dahası medeniyetimizin dünya tasavvurunu kastediyordu. Peki şimdi gökkubbemiz ne durumda? Gökkubbemizde hasar var mı? Çatlak var mı?

Bir medeniyet kendi gökkubbesini yitirmişse ya da hasar almışsa bunun sebebi ya o medeniyetin soru sormayı (sorgulamayı) unutmasıdır ya da asıl meselelerini unutup tali meselelerle ilgilenmesidir. Bizim gökkubbemizde hasar oluştu. Günümüzde çarpık modernleşme, şehirlerimizdeki ve yaşantımızdaki çarpıklıklar; zihinlerimizdeki bölük pörçük yapının yansımalarıdır. Maalesef ki bu çarpık modernleşmenin ürettiği yapılar düşünce dünyamızdan tutun da yaşam tarzımıza, evimizde kullandığımız mobilyaya kadar her şey üzerinde etkisini göstermektedir. Gökkubbeyi bozmamak, tahrif ettirmemek bütün nesillerin, medeniyetlerin ve kültürlerin başlıca vazifesi olmalıdır. Bu vazife hakkıyla yerine getirildiği takdirde gökkubbe bilinci oluşabilir. İnsan denen varlığın ayakları yere basarken başı göğe bakmaktadır. İnsanın iki ayağının üzerinde durması bile yerden göğe doğru yükselen bir varlık olduğunun göstergesidir. İnsanın ayakları yerdedir ancak bakması gereken yer kendi gökkubbesidir. İnsan, gökkubbe şuurunu yaşattığı oranla kendi kültürünü, dilini, sanatını ve felsefesini geliştirebilir. İnsana “hayvan-ı natık” denmektedir. Hayvan kelimesi insanın canlılık yönüne işaret ederken natık kelimesi insanın nutkuna, mantığının ve aklının varlığına işaret eder. Bu açıdan düşündüğümüzde “Kelime, gökkubbemizin neresinde kalıyor?” sorusunu akıllara getirmeliyiz. Gökkubbemiz açısından düşünürsek kelimeler, geleneğimizin anahtarlarıdır. Bir medeniyetin tarihi boyunca üretmiş olduğu kelimeler o medeniyetin geçmişinden izler taşımaktadır. Aynı zamanda kelimeler o medeniyetin kimliğine ve varlığı algılayışına ilişkin temel anahtarları da bünyesinde barındırmaktadır. Bir medeniyet ve kültürü tanımak için en başta kelimelerine bakmak gerekmektedir. Çünkü her bir kelimenin altında yaşanmışlık yatmaktadır. İnsanlar bu yaşanmışlık oranında o kelimeyle bağ kurabilmektedir. Kelimenin gerçek çağrışımını yaşayan kişinin kendisi bilmektedir. Örneğin engelli kelimesinin engelli olmayan birine hissettirdiği ile engelli bir bireye ve yakınlarına hissettirdiği aynı değildir. Kelimeler düşünce dünyamızı inşa eden kurucu yapılardır. Bir insan ancak kendi kültürünün kelimeleriyle düşündüğü müddetçe kendi gökkubesine bakabilir. Bu yüzden insanın başka kültürlerin kelimeleriyle düşünmesi, kendini başkalarının aynasından görmesi ile eşdeğerdedir. Her aynanın açısı, boyutu ve şekli farklıdır. Bu farklılık başka bir kültürü, tarihi, coğrafyayı, geleneği ve medeniyeti anlatmak için kurulmuştur. İşte insan başkalarının aynasının karşısına geçtiği vakit o geleneğin bir parçası olmadığından dolayı “iğreti” bir şekilde durur. Böyle durumda olan bir kişi kendini ve kültürünü  zedelemekten öteye gidemez. Bir başkasının aynasından bakmak kişinin kendi göremediği noktaları görmesi açısından faydalıdır ancak kişinin baktığı tek ayna başkasının aynasıysa işte orada bir şeyler yanlış gitmektedir.

İnsan, kendini tanımıyorsa başka bir kültürü, başka bir geleneği nasıl tanıyabilir? Kendine yabancı olan  başkasına nasıl yakın olabilir? Elbette kendimizi dışarıya kapatmamalıyız ancak bir duruşumuzun, durduğumuz bir yerin olması gerekmektedir. Kendi gökkubbemizi unutmamamız için pergelin bir ayağını kendi geleneğimize, tarihimize, coğrafyamıza sabitlemek zorundayız. Bunu yapmayan medeniyetler tarihin tozlu sayfalarında kaybolmaya mahkumdur.

 

Gamze Özdemir / Dumlupınar Üniversitesi Türkçe Öğretmenliği 2. Sınıf

BİZİM GÖKKUBBEMİZ NE DURUMDA?

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Giriş Yap

Dumlupınar Gazetesi ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Bizi Takip Edin