Kitlesel İletişim

featured
service
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Kitlesel iletişimin amacı sanıldığı üzere sadece habercilik değildir. Teknolojinin ilerleyişine paralel bir şekilde gelişen ve her değişikliğin bir öncekine kıyasla çok daha hızlı gerçekleştiği kitlesel iletişiminin amaçları üç başlık altında incelenir: müdafaa (reklamcılık, pazarlama, propaganda, halkla ilişkiler ve politik iletişim), eğlence (müzik, oyunculuk, TV Showları, video oyunları), duyurular (kamuoyuna yapılacak açıklamalar ve acil çağrılar).

Konumuza başlamadan önce “kitle iletişimi”nin kelime anlamı üzerinde de durmamız gerekir. Türk Dil Kurumu kitle iletişimini şu şekilde tanımlar: *Dağınık insan topluluklarının örgütlenmiş bir kaynaktan iletilen haberlere veya uyarılara aynı anda maruz kalması, *birtakım kaynaklardan elde edilen bilgi ve haberlerin değişik araçlarla geniş halk topluluklarına yaygın olarak duyurulması, *kitle haberleşmesi.

Kitlesel iletişim araçları üzerine yaptığım araştırmalarda, şans eseri karşılaştığım bir yazı haricindeki bütün kaynaklar; tarihin ilk kitlesel iletişim araçları olarak tiyatro oyunlarını ve halka seslenişleri gösteriyordu. Ulaştığım o kıymetli yazı ise; Roma dönemi sikkelerinin propaganda yöntemi ile kitlesel iletişim aracı olarak kullanıldığını söylüyordu. Oldukça ilgi çekici olan bu bilginin içeriğine göre; Roma Döneminde matbaa ya da benzeri herhangi bir kitlesel iletişim aracı yoktu. İmparatoru veya üst düzey yöneticileri görme ihtimali neredeyse hiç bulunmayan Roma halkı, kimin tarafından yönetildiklerini göremeden yaşıyorlardı. Jul Sezar devrim niteliğinde fikri ile vatandaşlarının kimin tarafından yönetildiğini görmelerini istemiş ve Roma sikkelerinin üzerine kendi portresini bastırmıştı. Bu yöntem, bilinen bütün kitlesel iletişim araçlarından eskiydi ve kitlesel iletişim sayılmaması için hiç bir sebep yoktu.

Roma Dönemindeki kitlesel iletişimi bir kenara bırakıp, doğruluğundan şüphe edilmeyen yöntemler üzerinden devam edersek; kitlesel iletişimin başlangıcının Gutenberg’in matbaası (1450) ile özdeşleştirdiğini gördüm. Gutenberg icat ettiği matbaa tekniği sayesinde, öncesinde oldukça pahalı olan kitap fiyatlarını halktan herhangi bir kişinin ulaşabileceği ücretlere indirmekle kalmamış, aynı zamanda seri üretimlere başlayarak kısa süreler içerisinde hatırı sayılır sayıda kitaplar basmıştır. Öyle ki; Gutenberg’in “Tipo” olarak isimlendirdiği matbaasını icadı sonrası, 1500 yılına kadar (50 sene içerisinde) 20 milyon kitap basılmış olup, çok fazla talep gören bu matbaa tekniği ile Avrupa’da okuryazarlığın artmasını sağlamış ve muhtemeldir ki Rönesans ve Reform’da büyük pay sahibi olmuştur.

Gutenberg’in matbaasının insanlığa kazandırdığı bu kolaylık ile geniş kitlelere ulaşmanın mümkün olduğu fark edilmiş ve matbaaya gösterilen ilgi, yeni iletişim araçlarının bulunmasında öncü olmuştur. Kitlesel iletişim kitapların ardından gazeteler ile devam etmiştir. Bugünkü gazetelere benzer şekilde hazırlanan ilk gazetenin 1605 yılında Almanya’nın Antwerp kentinde basıldığı düşünülmektedir. Yıllar içinde gazetecilik büyüyüp gelişse de, gazetelerin doğrudan kitlesel iletişim aracına dönüşmesi 19. yüzyılda gerçekleşmiştir.

Okuryazarlık oranındaki artış ve buna bağlı olarak Avrupa’da baş gösteren “Sanayi Devrimi”nin ışığında gelişen teknoloji, 19. yüzyıl gelindiğinde yeni kitlesel iletişim araçlarının ortaya çıkmasını sağlamıştır. Telgrafın icadı (1838) ile birlikte fark edilmiştir ki; iletişimdeki asıl ihtiyaç “hızlı” olmaktır. Telgrafın uzun süreler boyunca insanlığa hizmet edecek olsa da, öğrenilmesindeki ve kullanılmasındaki zorluk insanlığı yeni iletişim araçları geliştirmeye itmiştir. Bilim insanlarının adeta bir yarış içerisinde olduğu bu dönemlerde, Graham Bell bir devrime imzasını atarak, telefonu icat etmiştir (1876).

Telefonun popülerliği o kadar hızlı bir şekilde artmıştır ki; 1900’lere gelindiğinde Bell’in sistemine kayıtlı yaklaşık 600 bin telefon varken, bu sayı 1905 yılında 2,2 milyona ulaşmıştır.

Telefonunun varlığı iletişimdeki açlığı doyurmak için tabi ki yeterli olmayacaktı. Kısa zaman içerisinde sırasıyla; radyo, televizyon, cep telefonları, internet ve video oyunları da kitle iletişim araçları arasındaki yerlerini aldı. Kitlesel iletişim öylesine büyük bir hızla gelişiyordu ki; telefonun 50 milyon kullanıcıya ulaşması 75 yıl, radyonun 38 yıl, televizyonun 13 yıl, internetin 3 yıl, Facebook’un 1 yıl ve ünlü mobil oyun Angry Birds’ün sadece 35 gün sürmüştür.

Kitle iletişiminin yükselişini her birimiz an ve an deneyimlemekteyiz. Çocukluğumda; evlerde ankesörlü telefonlar görürdüm. Biraz daha büyüdüğümde cep telefonlarını ile karşılaşmaya başladım. İlk bilgisayarımızla beraber evimize bağlanan internetin hayatımızın vazgeçilmez bir parçası olması çok da uzun sürmedi. Lise yıllarıma geldiğimde sosyal medya sayesinde dünyanın herhangi bir yerinden yeni bir insanla tanışabileceğim iletişim ağlarının bir parçasıydım. Şimdilerde ise, bilgisayar oyunlarının kitlesel etkilerine bizzat şahit oluyorum. Kitlesel iletişim araçları o kadar hızlı ve ivmeli bi şekilde gelişiyor ki, benimle hemen hemen aynı zamanlarda doğduklarını söyleyebileceğim kitlesel iletişim araçları, bugüne kadar var olmuş kitlesel iletişim araçlarının yarısını geçiyor…

Kitlesel İletişim

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Giriş Yap

3 Yorum

  1. 2 ay önce

    Güzel yazı olmuş, tebrik ederim.

    Cevapla
  2. 2 ay önce

    Ancak bir noktada da insanın yönlendirilmesinde büyük etken. Reklamlarla, oyun için yerleştirmelerle vb. şeylerle insanların seçimlerinde ve hatta düşünme yapısında büyük pay sahibi olduğu da bir gerçek kitlesel iletişim araçlarının. Her ne kadar hayatı hızlandırsa da bizi etkisi altına aldığı da göz ardı edilmemeli.

    Cevapla
Giriş Yap

Dumlupınar Gazetesi ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Bizi Takip Edin