GERÇEKTEN FARKINDA MIYIZ!

featured
service
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Ülkemizde 3 Aralık “Dünya Engelliler Günü”, 10 –16 Mayıs tarihleri ise “Engelliler Haftası” olarak kutlanıyor. Amacı; engelli bireylerin yaşadığı sıkıntıları toplumun diğer üyelerine anlatmak, engelli kavramına dikkat çekmek ve konuya ilişkin farkındalık oluşturmaktır. Bu tarihlerde okullarda, kurumlarda, iş yerlerinde, ülkenin dört bir yanındaengellilere ilişkin farkındalık etkinlikleri düzenlenmekte; konuşmalar yapılmaktadır. Fakat onların farkındalıktan çok daha fazlasına ihtiyaçları var. Bu tarihlerde yapılan etkinliklere ve konuşmalara değil, her gün ve her an içinde yaşadıkları toplum tarafından fark edilmeye, her türlü imkândan özgürce yararlanabilmeye, bir bütün olarak yaşayabilmeye ve de en önemlisi toplumun diğer üyelerinden bir eksikliklerinin olmadığını hissetmeye ihtiyaçları var. Onların samimi davranışlara ve anlayışa, en önemlisi de özel gereksinimli birey olarak her insan gibi normal bir yaşamsürmeye ihtiyaçları var. Parklarda ya da girdikleri diğer ortamlarda acıyan, ötekileştiren bakışlara ve bitmek bilmeyen sorulara maruz kalmadan…

Engelli, yaralanma ya da fiziksel veya zihinsel bir rahatsızlık nedeniyle bazı hareketleri, duyuları, işlevleri kısıtlanan kişidir. Engellilik doğuştan gelebilir, sonradan geçirilen hastalıklar veya kazalar sonucu ortaya çıkabilir. Zihinsel Yetersizlik, Özel Öğrenme Güçlüğü, Bedensel Yetersizlik, Süreğen Hastalık ve Ortopedik Yetersizlik, Dil ve Konuşma Güçlüğü, İşitme Yetersizliği, Görme Yetersizliği, Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) ve Yaygın Gelişimsel Bozukluk olarak dokuz gruba ayrılmaktadır.

Engelli bireylerin ihtiyaçları nelerdir? Onların en temel ihtiyaçları; yaşadıkları topluma karşı aidiyet duygusu geliştirebilmek, anlayış ve koşulsuz kabul görmek,ayrımcılığa uğramadan toplumla bütünleşmek ve engellenmeden yaşayabilmektir. Tıpkı herhangi bir yetersizliği bulunmayan diğer bireyler gibi…

Peki ne gibi sorunlarla karşı karşıya kalıyorlar? Ailesi tarafından kabul edilmeme, yok sayılma, ihmal edilme, terk edilme veya şiddete maruz kalma gibi durumlarla karşı karşıya kalabiliyorlar. Ebeveynler, engeli bulunan çocuklarını kendi mutsuzluklarının sebebi ya da hatalı davranışlarının sonucuolarak görebiliyor ve onlara karşı suçlayıcı bir tutum geliştirebiliyorlar.

Eğitim – öğretim hayatı boyunca ise okullardaki fiziki ve eğitsel eksiklikler diğer sorunları arasında yer alıyor.  Bu öğrencileri okullar kabul etmek istemiyorlar. Kabul etseler bile öğretmenler, öğrenciler ya da diğer aileler tarafından dışlanabiliyor, zorbalık ve ayrımcılığa maruz kalabiliyorlar.Engelli rampasının, engelli tuvaletlerinin bulunmaması / yetersiz olması, asansör gibi imkanların yokluğu veya iyi yetişmiş özel eğitim personelinin azlığı, engelli bireylerin kaynaştırma eğitimlerinde hedeflenen amaçlara ulaşmalarınıengelliyor. Öte yandan herhangi bir dışlanmaya, ayrımcılığa maruz kalmadan eğitim öğretim hayatlarına devam edebilecekleri özel eğitim okulları ise öğrenci sayının azlığı gerekçesiyle kapatılmak isteniyor veya kapatılıyor. Eğitimde fırsat eşitliğinden dem vurma, özel eğitimsiz çağdaş eğitim olmaz söylemleri, her çocuğun eğitim hakkının olduğu gibi söylemler hamasetin ötesine geçmeli. Bir toplumda engelli bireyler zorbalık ve ayrımcılığa maruz kalıyor, okulun fiziki şartlarının uygunsuzluğu nedeniyle kaynaştırma eğitimi alamıyor ya da özel eğitim okulları öğrenci sayılarının azlığı gerekçesiyle kapatılıyorsa samimiyetimiz söylemden öteye geçememiş demektir. Bugün Türkiye’de görme, işitme, zihinsel engelliler okulları veya karma engel gruplarının bir arada eğitim gördükleri özel eğitim okulları bulunmaktadır. Engelliler Konfederasyonu verilerine göre Türkiye’de en az 8.5 milyon engelli kişi yaşadığı bilinmesinerağmen engellilere yönelik okul sayısı sadece 561’dir. Tüm çocukların en temel hakolan “Eğitim Hakkı” özel eğitim alanında, öğrenci sayısı ile belirleniyor. Olması gereken; okullaşmada öğrenci sayısına bakılmaması, görevlieğitimcilerin ve diğer çalışanların alanlarında iyi yetiştirilmesi, uygun donatı ve fiziki düzenlemelerin yapılmasıdır.  

5378 sayılı Engelliler Hakkında Kanun ve Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Sözleşmesi ile engelli bireylerin hakları yasal güvence altına alınmıştır. Ancak günlük hayatta karşılaştıkları güçlükler daha çok diğer bireylerin umursamaz tavırlarından kaynaklanmakta. Engelli yoluna araba park etmek, engelli asansörlerini kullanmak, rampaları dik yapmak,kaldırımlarda görme engellilerin rahat yürümesini sağlamak için yapılan sarı kabartmaların üzerine araç park etmek gibi…

Ailelerinin yaşadıkları sıkıntılardan da kısaca bahsetmek istiyorum. Engelli bir bireyin aileye katılması ile başlayan süreç, ciddi psikososyal ve ekonomik sorunları da beraberinde getirebiliyor. Anne babaların birbirlerini suçlamaları, yeni duruma uyum sağlamada yaşanan güçlük, aile düzeninin değişmesi, toplumun olumsuz bakışı, sağlık ve eğitimkuruluşlarına erişimlerinde gerekli olan maddi güçlük, zaman kısıtlılığı ve ebeveynlerin çocuklarının gelecekleri ile ilgili endişeleri hayatlarını daha da zorlaştırıyor.

Son olarak, harika iki özel çocuğun harika ebeveynlerinin sizlere söyleyecekleri var, hadi onlara kulak verelim:

“Ben otizmli bir birey annesiyim. Oğlumun otizmli olduğunu söylediklerinde ne yapmam gerektiğini ve nasıl davranacağımı bilemedim. Çok zorlu bir süreç bizi bekliyordu. Fakat biz başardık ve bugün çok güzel yerlere geldik. Unutmayın! Sevgi, gayret ve destek her şeyin ilacıdır. Üzerinde durulup emek harcanan her şey düzelir. Yeter ki kabullenin. Otizm bir hastalık değil, farklılıktır. Sevgilerimle. CEMUŞUN ANNESİ

“Merhaba. Özel bir çocuğa sahip olmak nasıl bir duygu, bir de benim kalemimden dinleyin. Ben 17 yaşında bir prens ve 10 yaşında bir prenses annesiyim. İlk zamanlar kabullenemesende zamanla duruma alışıyorsun. Çok dışlandık çocuklarımla. “Neden işitme engelli? Akraba evliliği mi? Hamileliğinde belli değil miydi, neden aldırmadınız? Bu işitme engelli olmuş ikinci çocuğu neden yaptınız?” ve buna benzer yüzlerce soruyla çok mücadele ettik. Ama hiçbir zaman çocuklarıma engelli gözüyle bakmadım. Onlar benim özel çocuklarım. Çok çabaladık, çok mücadele verdik. Şimdi çok şükür ikisi de duyuyor ve konuşuyor. Her zaman çocuklarımın arkasındayım. PRENS VE PRENSESİN ANNESİ…”

Yazımı, harika bir film önerisinde bulunarak bitirmek istiyorum. Hafta sonu için anlamlı bir etkinlik olabilir. Filmimizin adı MUCİZE (WONDER). Keyifli ve farkındalık dolu seyirler

Gamze OLGUN
Psikolojik Danışman

GERÇEKTEN FARKINDA MIYIZ!
Giriş Yap

Dumlupınar Gazetesi ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Bizi Takip Edin