ELİMİZİ TAŞIN ALTINA KOYMAK

featured
service
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Elimizi taşın altına koymak, meseleyi çözmek için mesuliyet almak demek… Bu konuda iki kıssa: Hacer-ül Esved‘in yerine yerleştirilmesi hadisesi: Peygamberimiz 35 yaşında iken Kâbe’nin duvarları yağmur ve seller sebebiyle yıpranınca Mekke’de yaşayanlar Kâbe’yi temele kadar yıkıp yeniden inşa ederler. Kâbe duvarları kabileler arasında işbirliği içinde inşa edilir. Sıra kutsal siyah taş olan Hacer-ül Esved’in yerleştirilmesine gelir. Her kabile bu şerefe nail olmak için taşın kendi kabileleri tarafından yerleştirilmesini ister. Yaşlı bir zat, “Ey Kureyş topluluğu, anlaşamadığımız bu durum hakkında hüküm vermek üzere kapıdan giren ilk kişiyi hakem yapalım” der; teklif kabul edilir. İçeri ilk giren kişi Hz. Muhammed… Peygamberimiz taşın konulacağı yere kadar birlikte havaya kaldırılmasını ister ve taşı alıp yerine yerleştirir…

***

Padişahın biri, yolun ortasına bir taş koyar ve pencereden insanların ne yapacağını merakla seyretmeye başlar; veziri gelir, taşın etrafında döner. “Sultan ile konuşayım ve yolun ortasındaki taşları kaldıran bir adam bulalım.” der ve gider. Sonra bir asker gelir, taşın etrafında döner ve “Vezirle konuşayım ve yolun ortasına taş bırakanları cezalandıralım.” deyip gider. Daha sonra birçok kişi gelir ve farklı sözler sarf edip giderler. En sonunda bir köylü gelir; yolun ortasında duran ve insanların geçmesini engelleyen bu taşı insanları rahatlatmak ve insanlara yardımcı olmak için yoldan sürükleyerek kenara alır ve yolu açar; taşın altında bir kese görür; kesenin içindeki yazıyı okur: “Taşın altına elini koyanlar içindir.”…

Uzaktan bakanlar, hesap yapar; kenardan bakanlar, yorum yapar; elini taşın altına koyan, katkı yapar; taşı sırtında taşıyanlar, işi yapar” (Prof. Dr. Nevzat Tarhan)… Elini taşın altına koymak yaşanılan bir zorunluluk ve durum karşısında ve zorlukların üstesinden gelmek için elimizden geleni yapmamız… Yalnızca yaptıklarımızdan değil, yapmadıklarımızdan da sorumluyuz. Tabii davul da boynumuzda, tokmak da elimizde olmak kaydıyla…  Elimizi taşın altına koymazsak ve taşı yüklenmezsek vebal altında kalırız. Problemlerin üstesinden gelebilmek için sadece elimizi değil; yüreğimizi, gönlümüzü/sevgimizi, gücümüzü, ömrümüzü ve sahip olduğumuz yeteneklerimizi de ortaya koymalıyız…

El kırılır yen içinde kalır… Millî menfaatlerimiz söz konusu olduğunda ise tek yumruk, tek yürek, tek dil olabilmeliyiz. Özgürlük adına 1908 yılında yapılanlar, maalesef ülkemizin ve insanlarımızın daha çok zarar görmesi ile sonuçlanmıştır; koskoca çınar yıkılmıştır… Memleketimizde gözü olanların, ülkemizdeki gözleri olmuş temsilcilerinin verdiği hasar daha ziyadedir… Önceliğimiz Vatan, Millet ve Devlet olmalıdır. Nefislerimize zor da gelse, zulüm de görsek, tercimiz Millî olmaktan yana olmalıdır. Yüreğimiz yansın… Ama Vatanımız, Milletimiz ve Türkiye Cumhuriyeti Devletimiz ilelebet payidar olsun. Bir hususta aksayan veya yanlış olduğu düşünülen şeyi tenkit edebilmek için ilk şart o meseleyi başından sonuna kadar araştırmaktır. Kulaktan duyma, mesnetsiz ve algı yönetmeye dayalı söylemler üzerinden hiçbir hadise tenkit edilmemelidir. Eleştiri kendimizden başlayarak yapıldığında anlamlı… “Sevmiyorum, o halde kötüsün.” yaklaşımı, nasıl acayip bir başkalaşımdır? Sevmesen de beğenmesen de, çözümü ile birlikte sorunu dillendirmek gerek. Yoksa neticesi, tokmağı dış güçlerin elindeki bir davul sesi olmadan öte değildir. Ahmaklık değilse eğer, ille eksik arama çabası ve problem çözümünü tilkiye havale etmek neyin nesi olabilir? Kalite meselesi… Şems-i Tebrizi diyor ki “Altın olsam değerimi herkes bilir. Ben basit bir demir olayım. Değerimi sadece anlayan bilsin.” Altına değer biçmek de tabii sarrafın işi… Nalbant ve sarraf iki kıymet… Her konuda uzman olduğunu düşünen kırıp dökecektir. Tenkit yapabilme hakkında öncelik ehil olandadır. Her konuda olur olmaz ağzı olan konuşunca, ayağı olanın yapacağı işin değeri bayağı olur. Ölçümüz: “Ey iman edenler! Size bir fâsık bir haber getirirse, bilmeyerek bir topluluğa zarar verip yaptığınıza pişman olmamak için o haberin doğruluğunu araştırın.” (Hucurat, 49/6).

             Fedakârlık adına ellerimizi ceplerimize, sorumluluk adına ellerimizi taşın altına koymalıyız… Taş taş üstünde bırakmamayı marifet bilenlerden değil, laf üstüne laf değil, taş üstüne taş koymalıyız… Bağrımıza taş basmalıyız; dostlarımıza taş değil, gül atmalıyız; dostlarımıza soframızı ve gönlümüzü açmalıyız… Taş çatlasa ucuzluğuna tevessül etmeden, yılmadan yorulmadan taşı sıkıp suyunu çıkarmalıyız, ekmeğimizi taştan çıkarmalıyız… Ne diyelim? Taş yerinde ağırdır… Derdimiz taşı gediğine koyup birilerine taş çıkartmak değil… Öyleleri var ki hangi taşı kaldırsan, altından çıkar, gerçekten tek dertleri çıkar… Hayat bu… Kimi gelir girer; kimi çıkar gider…                                           Değişmeyen denge: Gelir gider… Selam, sevgi ve saygılarımla.

Zafer NEFER, 07.06.2021 13.59, Kütahya

ELİMİZİ TAŞIN ALTINA KOYMAK

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Giriş Yap

Giriş Yap

Dumlupınar Gazetesi ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Bizi Takip Edin