GAZETE, DERGİ, KİTAP…

featured
service
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Ne okuduğumuz, ne yazdığımız, neye güldüğümüz, neyle iştigal ettiğimiz, neler söylediğimiz ve neler yaptığımız, bizi yansıtan ayna gibi… Nasıl yazdığımız, nasıl konuştuğumuz, nasıl okuduğumuz, nasıl güldüğümüz, nasıl davrandığımız ise aldığımız eğitimi yansıtır… “Bir insanın nasıl güldüğünden terbiyesini, neye güldüğünden akıl seviyesini anlarsın.” (Mevlana Celaleddin-i Rumi)… Okuyan, yazan, dinleyen ve konuşan olmak ve okuma çilesi[1]  çekmek önemli…  Kitap, kitapçık, magazin (dergi, mecmua), broşür, mektup, roman, hikâye, fıkra, şiir, kısaca, yazıyı, yazılanı, yazdığımızı okumak ve sonrasında okuduğumuzu filtreleyip bize ait hale gelen kısmı dağarcığımızda depolamak ve gereğince gerekli olanı uygulamak… Yazıdan maksat bilgiyi sesle, kodla ya da bilindik veya bilinmedik bir biçimde kaydetmek olmalı… Medya yazılı, sesli, görsel, dijital vb. ortamlarda iletişimin ve bilginin yaygınlaşmasını sağlayan çok önemli bir güç… Bu güç, iyiye ya da kötüye ve bilgi kirliliğine açık bir güç… Bu güç, açık bulunan her bir durumda toplumlarda algılara ve yanılgılara farklı kapıların açıldığı ucu açık bir platform… Dedikodu seviyesinin doruk yaptığı medya platformu insanları etkileyen dijital bir silah… Sözün özü bir bakıma gazete[2], dergi, kitap okumak demek, bu silahın hedefi haline gelmek de olabilmekte… Medya millî olduğunda, Millet olarak çağdaş uygarlık düzeyini aşmada tetikleyici lokomotif haline dönüşmekte… Medyanın bilgiye ulaşmada, toplumu aydınlatmada bir güç olarak kullanılabilmesi mühim…

Medyanın doğru ve etkin görevini yerine getirmesini istiyorsak, medyayı sadece Kuzenler Günü (Cousins Day -24 Temmuz), Amcalar ve Halalar Günü (Unclе and Aunt Day -26 Temmuz) vb. kutlamalarla meşgul etmemeliyiz… Gazeteciler ve Basın Bayramı (24 Temmuz) bu anlayış ile idrak edilmeli… Hasat Bayramı (26 Temmuz), Pantolonunu Yürüyüşe Çıkarma Günü (Takе your Pants for a Walk Day -27 Temmuz), Dünya Hepatit Günü (28 Temmuz), Dünya Arkadaşlık Günü (30 Temmuz), Peynirli Kek Günü (National Chееsеcakе Day -30 Tеmmuz), Çikolatalı Süt Günü (Milk Chocolatе Day -28 Tеmmuz) vb. günler ve haftalar… Sosyal medyanın gücü, doğru, uygun ya da değil mâlum günleri hatırlatmanın ve kutlamanın ötesinde fonksiyonel olmalı… Medya gerçek anlamda toplumumuzun doğru etkin ve hızlı bilgilenmesinde, donanımlı hâle gelmesinde ve ülke savunmamızda, doğru etkin ve yaygın işlevselliğini sürdürebilir olmalı…

Medyayı yandaş, karşıt, güdümlü, fondaş, sallabaş vb. kategorilere ayırmaya çalışarak ‘gazeteciler ve basın bayramı’nı kutlayabilmek gayrimümkün… Karşıtlık, birilerine karşıt olmak düz mantığıyla olmamalı… Kim tarafından yapılırsa yapılsın iyi ve doğru yapılan bir iş, kim söylerse söylesin iyi ve doğru bir söz desteklenmeli… Karşıtlık şahıslar üzerine bina edilmemeli; karşıtlık fikirler noktasında olmalı… Fikir mi, küfür mü?[3] Hayat tarzı tercihinde ve medyada fikir kulvarında olmak önemli… Devlet ve Milletimizin bekâsını tehdit eden ve millî ve öz değerlerimizin törpülenmesine ve zedelenmesine sebep teröre müsamaha göstermek basın özgürlüğü kılıfında nefes alıyorsa eğer, bu bindiğimiz dalı kesmekle eş değer bir durumdur… Millî hassasiyetlerimizin ve aile-toplum yapımızın ve dirliğimizin hasar görmesine basın özgürlüğü adı altındaki hiçbir girişime ve oluşuma hoşgörü gösterilemez… Maalesef her meslekten çürük cevizler çıkabilmektedir. Öğretmen hata veya yanlış yaptı diye Eğitimi, polis hata veya yanlış yaptı diye Emniyeti, asker hata veya yanlış yaptı diye Orduyu, hâkim hata veya yanlış yaptı diye Adaleti, basın mensubu hata veya yanlış yaptı diye Basını suçlamak doğru olamaz. “Pirincin içindeki siyah taşlardan değil, beyaz taşlardan korkacaksın.” (Japon Atasözü). Bize düşen görev sağduyulu davranmak, derin düşünmek ve Devlet ve Milletimize taraf olmaktır…(Dumlupınar Gazetesinde yayınlanan 07.05.2021 tarihli BASIN MI, BASMAYIN MI? yazımızdan alıntı).

Kitaplı ya da kitapsız olmak, bizim tercihimiz… Aslında her bir şey, okumasını bilirsek bir kitap bize… Okumak, yazılanı söyleneni görüleni işitileni okumanın bir adım sonrasında başlayan yazılmayanı söylenmeyeni görülmeyeni işitilmeyeni de okuyabilmek vetiresi/süreci… Okumak masa başında, koltukta yapılabilen bir faaliyet değil sadece… Okumak, gezerek inceleyerek ve özellikle düşünerek çilesi çekilerek yapılan anlama algılama ve bütün bu uğraşıları kazanım haline getirebilme mücadelesi demek… Gerçek mânâda okuyabilmek, okuyabilenlere bambaşka hayatlar, insanlar ve karakterler kazandırır; hayata farklı pencerelerden bakmayı sağlar… Okumak, bir “boş zaman aktivitesi” olmaktan ziyade; iyi bir alışkanlık, iyi bir prensip ve kişinin kendisini geliştirebilme ve donanımlı hale getirilebilme çabası demek… Öyle bir okuyalım ki takıntıları, saplantıları kişiliğimize etiketlendirmeden, özümüzü sorgulayabilelim… Başkaları adına düşünmeden, karar vermeden, özellikle aklımızı kiraya vermeden evrensel, millî ve küresel boyutta düşünebilelim…  Duygusallığa yer vermeden duygulu olabilelim… Beyin-gönül fırtınası ve ilim-irfan fırtınası arasında köprü kurabilelim… Bu, kaliteli düşünebilmek, kaliteli yaşayabilmek, nitelikli olabilmek demek… Gazete, kitap, dergi ile başlayabiliriz okumaya… Sonra sıra kendimize gelir… Kendimizi okumaya… “Kitap bir limandı benim için. Kitaplarda yaşadım ve kitaplardaki insanları sokaktakilerden daha çok sevdim.” (Cemil Meriç)… Kitapta kendini okumak böyle bir şey mi? Kim bilir belki “Kitaplar inanılmak için değil, sorgulamalara konu olmak içindir. Bir kitabı değerlendirirken onun bize ne söylediğini değil, ne mânâya geldiğini sormalıyız.” (Marquez)… Gerçek olan “OKU emri anlamını bilmeden okumak olmamalıydı. Anlamı kavramadan okunacak bir şey hayata uygulanamaz, yaşanamazdı.” (Cahit Zarifoğlu)… “İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir. Sen kendini bilmezsin, ya nice okumaktır?” (Yunus Emre)…

Neyi nasıl yapacağımız… Bir hayat bilmecesi… Bu bilmece bir şarkı haline gelince… Sesli ya da sessiz kitap okurken notaları söyler gibiyiz; konuşurken şarkı söyler gibiyiz… Dinlerken ve okurken dağarcığımızı doldururuz; konuşurken ve yazarken depoladıklarımızı kullanırız… Sağlıklı, okuma illetine müptelâ olmanız dileğiyle… Selam, sevgi ve saygılarımla.

[1] https://dumlupinargazetesi.com/yazar/zafernefer/konu/okuma-cilesi-mi-okumama-cilesi-mi

[2] gazete: Fransızca gazette “parayla satılan haber bülteni” sözcüğünden alıntı. İtalyanca gazzetta.  Venedikçe gazéta. Eski Yunanca gáza γάζα  “hazine” sözcüğünden alıntı. Eski Yunanca sözcük Eski Farsça aynı anlama gelen ganz sözcüğünden alıntı. 1.Kesecik, Venedik devletinde bozuk para birimi, metelik, 2. parayla satılan haber bülteni.

[3] https://dumlupinargazetesi.com/yazar/zafernefer/konu/fikir-mi-kufur-mu

Zafer NEFER, 06.03.2022 15.21, Denizli

GAZETE, DERGİ, KİTAP…

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Giriş Yap

Giriş Yap

Dumlupınar Gazetesi ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Bizi Takip Edin