GENÇ OLMAK

featured
service
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Çocuklara ebeveynler tarafından verilen terbiyenin zamanın ve mekânın şartlarına göre doğrudur-yanlıştır-tartışılır-savunulur tarafları vardır-yoktur… Bu, çocuklar büyüdüklerinde, genç olduklarında onlar tarafından bazı iğneleyici ve latife de olsa sivri ve alaycı tavırlarla hep dillendirilir… Çocuklar hep eksik görmede biraz fazladırlar… Çocukların, hataları yanlışları görmeleri çok normal… Çocuklar, büyüdüklerinde ebeveynlerinin artılarını görebilselerdi, kendilerinin yaptıkları doğru sandıkları eksiler de eksilebilirdi, artıları da artabilirdi ebeveyn olduklarında… Bir ebeveynin çocuğu büyüdüğünde, ebeveyn olduğunda ebeveynine, geçmişi karıştırıp eksik gördüklerini ve kendince eksi ve eksik olarak yapılanları söylemesi ebeveyne yapılabilecek en büyük zulümdür… Hiç mi yapılan fedakârlıkların ve artıların değeri ve hatırı yok? Yazık… Ebeveyn olan dünkü çocuk, yarının ebeveyni olacak çocuğundan nasıl daha iyi bir muamele göreceğinden bu kadar emin olabilir? Eleştirilen ebeveynin içini çekip dışına aktaramadığı, karşılık veremediği, içinden bir şeylerin koptuğu ve yüreğinin pelte pelte lime lime hale geldiği andır o dem… Gözlemlediğim ve keşkiler kategorisine koyabileceğimiz doğrular, çocuklar tarafından yanlışlar haline dönüştürülerek vurdumduymazlık gafletiyle hayat sahnesine konulmuş… Nesilden nesile miras kalacak davranışlar…  Bir adım ötesi, ebeveynin doğru yaptıklarının bir sonraki kuşağa yanlışlar algısı ile aktarılması… Büyüklere hürmet edilmesi, sahip olunanların doğru ve âdilce paylaşılması, sahip olunan eşyaların doğru ve dikkatli kullanılması ve korunması, tasarruf edilmesi, israf edilmemesi, iletişimde küfredilmemesi, muhataplarımıza nezâket ile muamele edilmesi vb. kavramlar[1]25 Mayıs Etik Gününde hatırlamamız gereken acı gerçek: Maalesef etik/ahlâkî ve millî değerlerimiz törpülenmiş… Çocuk terbiyesi dijital emziklerin ve dijital zehir[2] platformlarının kurbanı olmuş… Yeter ki çocuk uslu-sessiz dursun… Ebeveynin rahatı bozulmasın… Ebeveynin kendi de dijital emzik (akıllı telefonların ve tabletlerin) kurbanı olmuş… Çocuklarımız merdiven altı ve üstü eğitimin[3] malzemeleri haline gelmiş…

Genç olmak… 15-24 yaşları arasında biyolojik, psikolojik, bilişsel ve sosyolojik bir gelişim süreci/vetiresi… Bebeklik, çocukluk ve delikanlı (genç) olmak… Olgunlaşma sürecinin başladığı zaman… Gelecek kaygısının yoğun yaşandığı, kısa yoldan para kazanmanın popüler olduğu, kabul görme isteğinin yoğunlaştığı, sosyal kabul gören aykırı tutumların ortaya çıktığı, karşı cinsle ilişkide doğru tavırlar belirlemede kafaların karıştığı ve eğer gerekli tedbirler alınmazsa madde kullanıldığı – intihara meyledilebileceği zaman… Bugünün gençleri, geleceğin ebeveynleri (anne-babaları), öğretmenleri, yöneticileri, hukukçuları, sanatçıları, mühendisleri… Akıllı-uslu-kâmil/olgun olmak 40 yaş sonrası… Yaş ilerlese de hep genç olabilmek, genç kalabilmek zaman ve mekânı emanet bilmekle ve hayatın her evresinde hareket halinde olabilmekle ile alâkalı… “Bir gençlik, bir gençlik, bir gençlik… ‘Zaman bendedir ve mekân bana emanettir!’ şuurunda bir gençlik…”… Kim var? diye seslenilince, sağına ve soluna bakmadan fert fert ben varım! cevabını verici, her ferdi ‘benim olmadığım yerde kimse yoktur!” (Necip Fazıl Kısakürek) diyebilen gençlik… Özlemini hissettiğimiz, varlığımızın ve bekamızın teminatı gençlik… Genç kalabilmenin sırrına vâkıf, donanımlı, kadim medeniyetimize sahip çıkan çalışkan ve kendi çabalarıyla dik duran gençler ile çağdaş uygarlık düzeyinin üzerine çıkabilmemiz mümkün…

Gençler! Sakın kişiliğinizi satıp şunun bunun sâyesinde bir yere gelmeye çalışmayın. ‘Sâye’ gölge demektir. Gölgeye girenin gölgesi olmaz…” (Aziz Sancar)… En büyük tehlike ise gençlerimizin dijital zehir haline gelen teknolojinin gölgeleri haline gelmeleri… Sanal dünyada hayat sürmeye başlamaları… Telefon, bilgisayar, fotoğraf makinesi, hesap makinesi vb. cihazlar “telefon”da birleşince gençlerimizin toplumdan ayrışması hızlandı… Gençlerimizin akranlarıyla birlikte olmaları, okumaları, dinlemeleri ve yazmaları çok önemli, gerçek âlemde kalabilmeleri ve toplumsal davranabilmeleri için… Gençlerimiz ellerinde cep telefonları olmadan, internet olmadan nefes alamaz hale gelmişler, maalesef… Sanal âlemde kalan gençler, dil becerilerini, dinleme yetilerini kaybetmekte… Sosyal medya girdabına kapılan gençler kelime kapasiteleri sınırlı mesajlar yazabilmekte… Pandemi süreci bu durumu daha olumsuz hale getirmekte… İletişimin[4] dumura, felce uğradığı ve kaosa sürüklendiği durum… Bunu tetikleyen medya… Reyting uğruna, çok seyirci toplayacak bir şeyler yapma uğruna,  kaliteli şeylerin bir kenara bırakılması ve bilgi kirliliğinin yoğunlaşması… Bilgiye hızlı ulaşmanın olumsuz sonuçları: Gençlerimizin narsist olmaları (ben merkezli olmaları, kendilerini özel görmeleri, üstün görmeleri, değerli görmeleri, kendilerini önemli görmeleri), büyüklerini hor görmeleri… Merhamet eksikliği, acıma duygusunun körelmesi, sorun çözmede şiddet kullanılması ve öfke kontrolünün olmaması… Hayâ eksikliği, saygı, utanma, sorumluluk duygularının körelmesi… Teknoloji ve modernizm günümüzde bireysel hastalıktan çok sosyal bir hastalık haline gelen narsizmi beslemekte… Toplumumuzda hem erkeklerde hem kadınlarda psikiyatrik hastalıkların artması ve kişilik bozukluklarının görülmesi, yitirdiğimiz kadim medeniyet değerlerimizin önemini vurgulamakta…

Çözüm, teknolojiyi doğru etkin ve millî çizgide bilimle sanatla ve kültürle yoğurmak ile olabilir. Donanımlı, bilgili ve kadim medeniyetimizin kazanımları ile etik ve ahlâkî değerlere sahip gençler yetiştirmeliyiz… Çözüm bu. İstiklâlimizin, istikbâlimizin ve ikbâlimizin tesisi buna bağlı… “Gençtir, ne yapsa yeridir.” anlayışının terkedilmesi lâzım… Değerler eğitimini okulda, ailede, sokakta, gençlik ve spor kulüplerinde vb. her yerde yaygınlaştırmalıyız; adabı muaşeret kurallarını geçerli kılmalıyız… Tufan öncesi Nuh kavminin yaşayışına bakıldığında; hiç aile kalmadığı, ahlâkî değerlerin yozlaştığı,  vb. durumların ayyuka çıktığı görülmekte… Fert fert her birimiz, iyilikleri ve güzellikleri artırmalıyız, benzeri çöküşleri, yok oluşları yaşamak istemiyorsak…

Müzeler Haftasında (18-24 Mayıs) kadim medeniyet değerlerimizin sergilendiği mekânlarımızı ve müzelerimizi ziyaret edelim…  Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramında (19 Mayıs) ve Gençlik Haftasında (19-25 Mayıs) gençlerimize sahip çıkmanın geleceğimizin teminatı olduğunu bilelim; bu bilinçle hareket edelim; sorumluluklarımızı ve vazifelerimizi yerine getirelim…

Kibirden bencillikten arınan, tevazu ve empati ile davranan medeni ve çalışkan gençlerimize ve yaşı ne olursa olsun mesuliyetlerini yerine getirmede ve toplum yararına faydalı eserler ve kazanımlar üretmede genç kalabilenlere selam olsun… “Aramakla bulunmaz ama bulanlar arayanlardır…” sözünü şiar edinenlere selam olsun… Sevgi ve saygılarımla.

[1] https://dumlupinargazetesi.com/yazar/zafernefer/konu/turklerde-saygi-ve-sevginin-dili-ve-fiili

[2] https://dumlupinargazetesi.com/yazar/zafernefer/konu/dijital-zehir

[3] https://dumlupinargazetesi.com/yazar/zafernefer/konu/okuloncesi-egitim-ilkogretim-milli-olan-egitim

[4] https://dumlupinargazetesi.com/yazar/zafernefer/konu/etkili-ve-dogru-iletisim

Zafer NEFER, 02.02.2022 20.06, Aydın

GENÇ OLMAK

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Giriş Yap

Giriş Yap

Dumlupınar Gazetesi ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Bizi Takip Edin