HAYATIMIZ ŞİİR, FIKRA, HİKÂYE, ROMAN, FİLM OLSA…

featured
service
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Ete kemiğe bürünüp biz olunca, hayatımız zaman ve mekânda iki nokta arasındaki bir kesit üzerinde zikzak çizerek doğru, yamuk ya da adı konmamış bir biçimde şekillenmekte… İrâdemiz, tercihimiz, aldığımız eğitim ile hayatımız siyah, beyaz ve farklı renklerle anlam kazanmakta… Hayatımız şiir, fıkra, hikâye, roman, film olsa… Yine de tam açıklanamayan ve eksik kalan bir tarafı olurdu… Hayatımızı zehir eden her ne ise panzehri de aslında içimizin derinliklerindeki kara deliklerde… Kendi dünyalarımızı kendimize ve başkalarına zindan etmek, zehir etmek… Nefes almak ve vermek bile aslında en büyük nimet iken, fikirsiz, zikirsiz ve şükürsüz geçen hayatımız ve biz… Fikir çilesi çekmeden çekilen her çile bizi bizden uzaklaştıran ve hayatımızı çürüten yegâne sebep… Şikâyet ettiğimiz hayatımız belki de başkalarının hayalleri…

Hayatımız bizim görünmeyen öğretmenimiz… Kendi hayatımızdan başkasını yaşamak çabası niye? Elbette hayatta daima tatlı ile acı karışık olacak. Ne kadar çaba sarf edersek edelim, hayatımız yaptığımız tercihlerden ibaret… Yaşlandıkça değil aslında, yaşadıkça hayatımız anlaşılır… Hayat doğru-yanlış cevapları olmayan ucu açık bir sınav gibi… Bu imtihan nasıl yaşadığımız, nasıl öldüğümüz ile alâkalı… Her gün ölerek yaşamak ve bir gün gerçekten ölmek… O halde ileriye bakıp yaşadıklarımızı geriye bakarak anlayabiliriz… Maalesef hayatımız mutlular için kısa, mutsuzlar için uzun… Kim bilir hayatımız bize bağışlanmamış, ödünç verilmiştir belki de… Hayatımız ön ve arka kapağı olmayan bir kitap: Hayatımız şiir, fıkra, hikâye, roman, film olsa… Yaşadıklarımız eğer ders alınabiliyorsa en etkili kitaptan daha öğretici… Hayatımızda öyle seçimler yapalım ki kazandıklarımıza değsin… Necip Fazıl Kısakürek’in ifadesiyle: “İnsan üç beş damla kan, ırmak üç beş damla su; bir hayata çattık ki hayata kurmuş pusu; geldi ölümlü yalan gitti ölümsüz gerçek; siz hayat süren leşler sizi kim diriltecek?”… Hayatımızı iyi ve anlamlı kullanmadan uzun süre yaşasak ne yazar? Hayatımızın hep mutlu geçmesi ne mümkün? Hayalini kuracak neyimiz kalırdı o zaman? Bir bütün olmayan şiir gibi hayatımızın bir başı bir sonu var… Hayatımızın kırk yaşına kadar geçen yılları kitap, geri kalan yılları da kitabın eleştirisi gibi… Hayatımız olması gerektiği gibi değil, olduğu gibi… İnkârı mümkün olmayan gerçek, doğduğumuzda dünyaya hiçbir şey getiremeyiz; ölürken de hiçbir şey götüremeyiz… Hayatımız yokuşlu ve inişli… Yola çıktığımızda yokuşu tırmanırken rastladıklarımıza iyi davranalım; inişte onlara ihtiyaç duymaya devam edeceğiz… Hayatımızda öğrenilmesi en zor şey, geçilecek ve yakılacak köprüleri, birbirinden ayırt edebilmek… Hayatımızı kolaylaştırabilmek bize bağlı. Dünyaya geldiğimizde ağlarken çevremizdekiler gülüyorlardı; öyle bir hayat sürelim ki öldüğümüzde çevremizdekiler ağlarken biz gülümseyerek ahirete gidelim… Kalpleri kırmayalım… “Hayatınız kötü bir yola girmişse unutmayın; direksiyondaki sizsiniz.” (Marlynn Longston)… Dönüp geçmişimize baktığımızda hayatımızın sonuna gelmeden gömleğimizin düğmelerini en başta yanlış iliklediğimizi anlayamıyoruz…  Sonuçta hayatımızda bazen öyle bir noktaya geliyoruz ki kimseye zararımız olmasa da biz ziyan oluyoruz… Hayatımızda mutlu ve başarılı olacağımız günleri, bayramları ve yaz mevsimini beklemek…  Hayatımızda yer verdiklerimize karşı sağduyulu olalım; acıyan sol yanımızla birbirimize davranalım… “Mümin cana yakındır. (İnsanlarla) yakınlık kurmayan ve kendisiyle yakınlık kurulamayan kimsede hayır yoktur.” (Hadis-i Şerif -İbn Hanbel, II, 400)… Hayatımızdan çıkanlara ise asla üzülmeyelim; çürük olan meyveler ağaçtan düşmeye devam ederler… Umduğumuz gibi olsaydı hayatımız hayal ettiklerimizi ve zannettiklerimizi yaşardık; sahip olduklarımızla yetinseydik, kaybettiklerimize ağlar mıydık hiç… Hayatımız başlar ve biter… Hayatımızın nasıl başlayıp nerede sona erdiği değil, ikisi arasına neleri sığdırabildiğimiz ile ilgili olan kısmı önemli… Hayatımızdaki dikenlere üzülmeye değmez; ne yapalım gülü seven dikenine katlanacak…

Tanımadığın Birinе Kibarlık Etmе Gününde (17 Şubat –Random Act of Kindnеss Day) ve Alçak Gönüllülük Gününde (22 Şubat –Bе Humblе Day) hayatımızı kuşatan dairelerin dışına çıkalım ve her bir kimseye nezaketle muamele edelim… Hayatımızı değerli hale getirmek çaba ve emek gerektirir… Bunun için sosyal hayatımızda aile bireyleri[1] ile ve dostlarımızla[2] sağlıklı, doğru ve etkin iletişim ve ilişki[3]  içinde olalım… Geçmişi, bugünü ve geleceği düşünerek hayatımızın en büyük zorluklarının uzun vadede kalıcı ve sürdürülebilir kazanç ve kazanım olduğunu bilerek hareket edelim… Kısa vadeli isteklerimizi yerine getirmek bizi anlık mutluluğa kavuşturur; uzun vadeli taleplerimize odaklanmak daha doğru olanı… Tâbi olmamız gereken buyruk: “O’dur ki, sizi topraktan, sonra bir damla sudan, sonra bir alak’tan (embriyo) yarattı; sonra sizi bir bebek olarak çıkarmakta, sonra güçlü (erginlik) çağınıza erişmeniz, sonra da yaşlanmanız için size (belli bir ömür vermektedir). Sizden kiminin daha önce hayatına son verilmektedir; adı konulmuş bir ecele erişmeniz ve belki aklınızı kullanmanız için (Allah sizi böyle yaşatır).” (Mü’min Suresi, 67. Ayet)…

Her günümüz birbirimizi daha çok severek ve birbirimize daha çok bağlanarak sevgi dolu geçsin… Mutlu bir hayat yaşamanın sırrı dertleri derdimiz bilmek, dertleri dert edinmemek, dertlere merhem olmaktır… Selam, sevgi ve saygılarımla…

[1] https://dumlupinargazetesi.com/yazar/zafernefer/konu/sila-i-rahim-dostluk-emek-ve-dayanisma-2

[2] https://dumlupinargazetesi.com/yazar/zafernefer/konu/a-r-k-a-d-a-s

[3] https://dumlupinargazetesi.com/yazar/zafernefer/konu/etkili-ve-dogru-iletisim

Zafer NEFER, 15.11.2021 20.09, Aydın

HAYATIMIZ ŞİİR, FIKRA, HİKÂYE, ROMAN, FİLM OLSA…

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Giriş Yap

Giriş Yap

Dumlupınar Gazetesi ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Bizi Takip Edin