İNCE HASTALIK

featured
service
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Ne verirsen elinle; o gider/gelir seninle.” (Atasözü)… İnsanlar hayatları boyunca daima iyilik yapmalı… İyiliklerin karşılığı, bir gün mutlaka sahibini bulacaktır… “Veren el alan elden hayırlıdır. Yardım etmeye, geçimini üstlendiğin kimselerden başla! Sadakanın hayırlısı, ihtiyaç fazlası maldan verilendir. Kim insanlardan bir şey istemezse, Allah onu kimseye muhtaç etmez. Kim de tokgözlü olursa, Allah onu zengin kılar.” (Hadis-i Şerif)…  Bu manada elbette verem/verelim… 2 Ocak Fikrini Ortaya Koyma Gününde (Run It up thе Flagpolе and Sее If Anyonе Salutеs It Day) düşüncelerimizi cesaretle dillendirelim, hakkımız olanı alalım, sahip olduğumuzu hakça bölüşelim, verelim… İnceden inceye bilelim, bilmeyene bildirelim; bildiğimizi bilmeyenden esirgemeyelim…

Hastalık anlamında “verem”den ise inceden inceye kaçınalım ve tedbirli olalım… Mâzide tedavisi pek mümkün olmayan verem günümüzde tedavisi mümkün, aşısı (BCG: Bacillus Calmette-Guerin)[1] mevcut hastalık…  Tedavisi yapılmazsa verem/tüberküloz ölümcül bir hastalık… Stres ve sıkıntı bağışıklık sistemini olumsuz etkilediğinden yorgunluk, aşırı stres ve sıkıntılı kişilerde hastalığın ortaya çıkma ihtimali yüksek… Hastayı ince ince ölüme götüren “ince hastalık” diye bilinen illet… Tedavi edilmediğinde verem hastalığı akciğerleri etkilemekte ve kan dolaşımına geçmesi durumunda, damar yoluyla böbrekleri, omurgayı, beyni ve diğer organları etkilemekte… Verem/tüberküloz bakteriyel ve bulaşıcı bir hastalık… Verem genetik olarak geçmeyen hastalık… Çoğunlukla akciğerlerde görülmekte… Hastalığın etkeni “mycobacteriumtuberculosis” ismi verilen ve solunum yoluyla bulaşan bir mikrop… Verem hastalığının etkeni olan verem/tüberküloz basili Robert KOCH tarafından 1882 yılında bulunmuş… Hastalık etkeni bilinmesine rağmen verem mikrobunu öldüren ilk ilaç olan Streptomisin bundan 63 yıl sonra, yani 1944 yılında bulunmuş ve tedavide kullanılmaya başlanmış… Ülkemizde verem/tüberküloz tedavisinde kullanılan tüm ilaçlar Sağlık Bakanlığımız tarafından karşılanmakta ve hastalara Verem Savaş Dispanserleri aracılığıyla ücretsiz verilmekte ve BCG aşısı hayat boyu sadece bir kez aşı takvimine göre doğumdan sonra ikinci ayını bitiren bebeklere yapılmakta… Veremle Savaş Eğitimi Haftasında (Ocak Ayının İlk Haftası) koruyucu sağlık eğitiminin önemini bilmeli ve bu konuda gerekli duyarlılığı göstermeliyiz… Verem, günümüzde hâlâ tek mikrobun yaptığı en çok öldüren bulaşıcı hastalık… Dünya Sağlık Örgütü (WHO), verem hastalığı için “Acil Durum” ilan etmiş; zira yılda 8,4 milyon insan bu hastalığa yakalanırken 2 milyonu ölmekte…

Kaşağı, Diyet, Pembe İncili Kaftan… Kafkas göçmenlerinden Yüzbaşı Ömer Şevki Bey’in oğlu Ömer Seyfettin’in kaleminden çıkan bu hikâyeleri okumayanımız var mı? Osmanlı Devletinin yıkılış döneminde olumsuz şartların tetiklemesiyle ince ince düşünmekten, kim bilir belki ince hastalığına yakalanmış olan, Balkan Savaşında Yunanlılara esir düşen Ömer Seyfettin, Nafliyon kasabasında 10 ay kadar kalmış ve 15 Kasım 1913’te esaretten kurtulmuş… Ömer Seyfettin 1915 yılı sonlarında Besim Edhem Bey’in kızı Câlibe Hanım’la evlenir; Câlibe Hanım’dan Güner isimli bir kız çocuğu olur; hanımı ile yaşadığı fikir ayrılıkları yüzünden 3 sene sonra eşinden boşanır… Siyasi ve özel hayatındaki olumsuzluklar bozulmuş olan sağlığını daha kötüleştirir. Manastır yıllarından tanıdığı Câvid Paşa’nın İstanbul’un Anadolu yakasında Kadıköy ilçesinde Kurbağalıdere, Kızıltoprak, Feneryolu ve Fenerbahçe arasındaki Kalamış koyundaki yalısını kiralar. “Münferit Yalı” adını verdiği bu evde tek başına yaşar… Ömer Seyfettin’in ölümü içler acısı… Kadıköy’deki evinde yalnız yaşayan Ömer Seyfettin’in sağlık durumu giderek kötüleşir ve 4 Mart 1920’de hastaneye kaldırılır; 6 Mart 1920’de 35 yaşında iken hayatını kaybeder… Ömer Seyfettin’in yakın arkadaşı Ali Cânip’in günü güne tuttuğu notlara (ilgili kayıtlara) göre Ömer Seyfettin’in 15 Şubat tarihinde başlayan hastalık şikâyetleri gittikçe artar; 23 Şubat’tan sonra yatağa düşer… “Nevralji” ardından “beyin romatizması” teşhisi konan Ömer Seyfettin’in ölümünden sonra yapılan otopside şeker hastası olduğu ve bu yüzden öldüğü tespit edilir. Türk edebiyatının en önemli isimlerinden Ömer Seyfettin yalnız ölür ve naaşı Kadıköy Kuşdili Baba Mezarlığına defnedilir; daha sonra buradan yol geçeceği veya bölgeye araba garajı yapılacağı gerekçesiyle 23 Ağustos 1939’da Zincirlikuyu Asri Mezarlığına[2]  nakledilir…

İnce uzun yolda kalınca, yakalanıp ince illetine, ince ince hayata hoşça kalın demek… Ruhsal problemler sebebiyle vücudun direncinin çöküntüye uğramasıyla hastalıkların depreştiği su götürmez bir durum… Ruh sağlığımız[3]  iyi olduğunda, stresle başa çıkabiliriz; başkalarıyla iyi, sağlıklı, doğru ve etkili ilişki ve iletişim kurabiliriz… Geçmişin bilindik en ölümcül hastalıklarından biri verem (ince hastalık)… Günümüzün en tehlikeli ve çaresiz hastalıkları farklı… Tıpta, özellikle genetik bilimindeki gelişmelerle “tedavisi olmayan bir hastalık” kalmayacak diye ümitvarım… Kılı kırk yarıp azimle çalışmaya devam edelim yeter ki…

İnceden inceden gönderme yapmayalım… Ne kendimizi verem edelim, ne bizi sevenleri verem edelim… İçimiz kan ağlasa da her daim gülümseyelim/tebessüm[4] edelim… Birilerinin sıkıntılarından ve mutsuzluklarından keyif almayı zül sayalım…  Özümüzü ve muhatabımızı sevgiyle kuşatalım… Selam, sevgi ve saygılarımla.

[1] BCG: Albert Calmette ve Camille Guérin isimli iki Fransız araştırmacı tarafından bulunmuştur.

[2]  https://tr.wikipedia.org/wiki/Zincirlikuyu_Mezarl%C4%B1%C4%9F%C4%B1%27na_defnedilenler_listesi#%C3%96

[3] https://dumlupinargazetesi.com/yazar/zafernefer/konu/ruh-sagligimiz

[4] https://dumlupinargazetesi.com/yazar/zafernefer/konu/tebessum-gulumsemek

Zafer NEFER, 09.10.2021 23.09, Kütahya

İNCE HASTALIK

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Giriş Yap

Giriş Yap

Dumlupınar Gazetesi ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Bizi Takip Edin