VELÂYET, VESÂYET, VERÂSET, ESÂRET

featured
service
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Velâyet, (veli olmak, yakınlık) anlamındaki velî kökünden türemiş; “sevmek; yönelmek, yardım etmek; bir işin sorumluluğu kendi üstünde olmak” mânasında… Vesâyet (vasilik, vasi olma durumu, vasinin yaptığı iş), anne veya babasının velâyeti altında bulunmayan küçük çocukların ya da yasal hakları sınırlandırılmış olan kişilerin (kısıtlıların) hem kişisel hem maddî haklarının korunmasını amaçlayan ve kamu görevi sayılan hukukî bir kurum… Vesâyet ve himaye altına giren bir devlet ise istiklâlini yitirir… Vasi, vesâyet altına alan; ölen bir kimsenin vasiyetini yerine getirmekle yükümlü olan kimse; velâyet altında bulunmayan küçüklerin, sulh hukuk mahkemesi tarafından alınan karar ile kısıtlanmış kişilerin, 1 yıl ve daha uzun süre hapis cezası almış kişilerin mal varlığını ve kişilik haklarını korumak ve yönetmek amacı ile atanan kişi…  Vesâyet, insanın bir başkasının yönlendirmesi olmadan kendi idrâkini kullanmaktan âciz olması, kişinin kendine olan egemenliğinin[1] bir başkasına ya da başkalarına terkedilmesi durumu… Kant’a göre tarihin gördüğü en büyük baskı ve zulümler bu acziyetten kaynaklanmıştır.  Vesâyet, akıllarımızı kiraya vermeye dayalı bir hayat tarzını tercih etmek demek… Esas olan üstümüzdeki vesâyeti kaldırmayı, kendi aklımızı kullanabilme cesaretini gösterebilmemiz… Özgürlük bize verâset olarak intikal etmez… Ölüm hak, miras helâl… Mirasta hak sahibi olma hakkı gasp edilemez; bedel olarak, verâset ilâmı ve verâset-intikal vergisinin ödenmesi sürecinin yaşanması gerekmekte… Zahmetin akabinde rahmet var… Çaba göstermemek, asalak olarak bir başkasından veya başkalarından geçinmek… Neticesi ise esâret

Esâret, bedenimizin hareket sahipliliğinin kısıtlanmasından ibâret bir vetire/süreç değil… Gerçek esâret duygularımızın ve düşüncelerimizin mahrûmiyet cenderesinde olması ahvâli… Esâretin bizi kuşatması, aklımızın kiraya verilmesiyle başlar… Sonrası, esâretin bizi bizden etmesi, bizi robotlaştırması ve en kötüsü mankurtlaşması vetiresi/süreci…  Kim esir, kim özgür? Kısıtlanan mı, kısıtlamayı mârifet bilen mi? Aklının kalbinin sesine kulaklarını tıkayan mı, gözlerini kapayan mı, ellerini ellerine kilitleyen mi, sözünü diline, eline, beline ve ehline geçiremeyen mi? “Özgür olmadıkları halde, kendilerini özgür sananlar kadar hiç kimse tutsak olamaz.” (Goethe)… Hürriyet/özgürlük, evet ve hayır demeyi bilmekten öte bir durum… Kararlarımızın, duygularımızın, düşüncelerimizin tercihlerimizin tarafımızdan doğru ve etkin tatbikidir, özgürlük… Korkularımızın kaygılarımızın tutsağı olmadan kendimize egemen olabildiğimiz ölçüde özgürüz… Saygının, sevginin ve değerlerin yitirilmesi durumu ise özgürlüğün tersyüz olduğu hâldir… Fikretmeden fikir beyânı bu… Sloganlara esir olmadan fikir sahibi olursak; başkalarına ait fikirlerin, basmakalıp fikirlerin mahkûmu/esiri olmayız… “Türk insanının en büyük noksanı siyasî düşünceye gözlerini kapamış olmasıdır. Bütünü bilmediğimizden ya sloganlara esir olduk, ya ideolojilere köle.” (Cemil Meriç)… Her konuda tutsak ve tutkulu olunca, çıkarlarımıza ulaşabilmek için atacağımız taklalar ile varabileceğimiz her yer içimizde ve dışımızda oluşturduğumuz zindanlar olacaktır… Esâret zincirlerini kıracak yegâne panzehir cesâret ve dirâyettir… Her şeye rağmen mevcudiyetimizi devam ettirmenin en kötü şekli ise esâret altında olmak…

İstanbul’un Fethinde (29 Mayıs) Fatih’in hasletlerini, cesâretini ve dirâyetini hatırlayalım… Orta Çağı kapatan, Yeni Çağı açan İstanbul’un fethi ve sonrası zaferin adâlet ve medeniyet ile taçlandırıldığını hatırlayalım… Fatih’in ilim-irfan, hakkaniyet, basiret ve cesâret ile başarıya ulaştığını algılayalım…  Bu bize Fatih’ten intikâl eden güzel bir verâset…

Bunaltıcı hava yüzünden yaz gecelerinde uyuyamadığımızda serinlemek ya da evimize bolluk ve bereket getirmek için yastığı bir müddet buzluğa koymamız çözüm olabilir mi? Bu, beynimize zulmetmekle eşdeğer bir durum… Buzdolabına Yastık Koyma Gününde (Put a Pillow on Your Fridgе Day -29 Mayıs), biz yastıklarımızı değil, gıdalarımızı korumak maksadıyla buzdolabına koymaya devam edelim…

Dünya Tütüne Hayır Gününde (31 Mayıs) tütün vb. kötü alışkanlıkların sağlığımıza verdiği zararları anlatan etkinlikler yapalım; tütün ve madde bağımlılığına[2] karşı mücadele edelim…

Trene-otobüse-vapura-uçağa ya da herhangi bir ulaşım taşıtına binmek zorunda olmamız, bu sebeple saatimizi kurmamız zamana takvime esâret değil aslında; zamanın bizde olması ve mekânın bize emanet edilmesidir; eşyaya ve sırrına vâkıf olmak ve gereğini yapmaktır… Tutuklu, tutkun ve tutkulu olmanın hangi noktasında olduğumuz mühim… Millî ve ferdî hâkimiyet veya birinin-birilerinin hâkimiyeti… Mesele işimize, görevlerimize ve sorumluluklarımıza hâkim olabilmekte… Doğru anlamamız ve doğru çizgide olmamız gereken husus, Hakk’a hakikate teslimiyetin esâret olmadığıdır… Bir cihazın kullanma kılavuzuna tâbi olan, o cihaza hâkim olandır… Paramızı kaybedince fakir, özgürlüğümüzü kaybedince esir, aşkımızı kaybedince şair olmayı zannetmek, zihinlerimizde oluşturduğumuz algıdan öte bir mâna ifade etmez… Mesele sahip olduklarımızı kaybetmek değil, sahip olduklarımızı, olacaklarımızı irademiz ile kullanabilmek… Paranın, malın-mülkün, makamın, rütbenin, sosyal statünün, kariyerin, nefsin/egonun vb. her ahvâlin put haline geldiği, menfaat ilişkilerinin sevgi ve saygıyı maskelediği bir hengâmede ne kadar hür olabiliriz? Para, mal, mülk, makam bizi kullanamamalı… Velâyet, vesâyet, verâset, esâret… İnsana şâmil mefhumlar/kavramlar… İnsan olmadan, insan olamadan her şey anlamsız… Hürriyet, ilim-irfan odaklı olunca insanı değerli kılar; sefahat ve rezaletteki hürriyet ise insanı zelil kılar… Mârifet her şartta ve mekânda asâlet ile nezâket ile zerâfet ile ferâset ile hareket edebilmekte… Bunun için ruh ve beden sağlığımızı[3] korumalıyız; muhataplarımızla sağlıklı ve olumlu sosyal ilişkiler kurmalıyız ve iletişim becerilerimizi[4] geliştirmeliyiz…

Unutma ki; insan dünyanın hâkimi olabilir, ama küçük bir kalbin esiridir.” (Hz. Mevlana)… Selam, sevgi ve saygılarımla.

[1] https://dumlupinargazetesi.com/yazar/zafernefer/konu/demokrasi-ve-milli-birlik

[2] https://dumlupinargazetesi.com/yazar/zafernefer/konu/tutune-ve-her-turlu-kotu-aliskanliklara-hayir

      https://dumlupinargazetesi.com/yazar/zafernefer/konu/uyusturucu-illeti

[3] https://dumlupinargazetesi.com/yazar/zafernefer/konu/ruh-sagligimiz

[4] https://dumlupinargazetesi.com/yazar/zafernefer/konu/etkili-ve-dogru-iletisim

Zafer NEFER, 09.02.2022 20.02, Aydın

VELÂYET, VESÂYET, VERÂSET, ESÂRET

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Giriş Yap

2 Yorum

  1. 4 ay önce

    Çok güzel islemissiniz,tebrik ediyorum.

    Cevapla
Giriş Yap

Dumlupınar Gazetesi ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Bizi Takip Edin