Dinlemek Kültürdür

Konuşmak çoğu zaman kolaydır; insan anlatmak ister, kendini ifade etmek ister. Oysa dinlemek… Dinlemek emek ister, sabır ister, iç disiplin ister. Herkes konuşur ama herkes dinleyemez. İşte bu yüzden dinlemek, başlı başına bir kültürdür.

Dinlemek yalnızca kulak vermek değildir. Dinlemek; karşındakini ciddiye almak, sözünü yarıda kesmemek, anlamaya niyet etmektir. Sessiz kalabilme erdemidir. Kimi zaman susarak en büyük saygıyı gösterebilmektir. Kültür dediğimiz şey de tam olarak burada başlar: İnsana verilen değerde.

Aile, dinlemenin en çok ihtiyaç duyulduğu yerdir. Aynı çatı altında yaşamak, birbirini anlamak anlamına gelmez. Eşler birbirini dinlemediğinde sevgi yorgun düşer; çocuklar dinlenmediğinde güven duygusu zedelenir. Oysa dinlenen birey, değerli olduğunu hisseder. Bu his, aile birliğini güçlendirir; kırgınlıkların büyümesini engeller, muhabbeti diri tutar. Sağlam aileler ise sağlam toplumların temelidir.

Toplumların olgunluğu, ne kadar konuşulduğuyla değil, ne kadar dinlenildiğiyle ölçülür. Büyükler dinlenmiyorsa tecrübe kaybolur; çocuklar dinlenmiyorsa umut kırılır; gençler dinlenmiyorsa yönsüzlük başlar. Dinlenmeyen insan zamanla içine kapanır; anlaşılmadığını düşünen toplum ise gerginleşir.

Başarıya giden yol da dinlemekten geçer. Dinleyen insan öğrenir, öğrenen insan gelişir. Öğrenci öğretmenini, çalışan yöneticisini, yönetici ekibini dinlediğinde ortak akıl oluşur. Dinlemeyi bilen birey, eleştiriyi tehdit değil, bir gelişim fırsatı olarak görür. Bu yaklaşım, kişisel başarıyı olduğu kadar kurumsal başarıyı da beraberinde getirir.

Dinlemek aynı zamanda ahlâktır. Bir başkasının sözünü kendi düşüncemizden üstün tutabilme olgunluğudur. “Ben de varım” demeden önce “Seni anlıyorum” diyebilmektir. Bu yönüyle dinlemek, yalnızca bir iletişim biçimi değil; vicdan meselesidir.

Toplumsal huzurun anahtarı da yine dinlemedir. Farklı düşünceler, inançlar ve yaşam biçimleri bir arada ancak karşılıklı dinleme kültürüyle var olabilir. Dinlemenin olmadığı yerde önyargı büyür, gerilim artar, çatışma kaçınılmaz olur. Oysa dinleyen toplum, anlamaya yaklaşır; anlayan toplum ise uzlaşmayı öğrenir.

Kadim kültürümüzde “Söz gümüşse sükût altındır” denmiştir. Bu söz, susmanın değil; yerinde susmanın, bilinçli dinlemenin kıymetini anlatır. Çünkü dinleyen insan öğrenir; öğrenen insan incelir; incelen insan ise kırmaz.

Bugün en çok eksikliğini hissettiğimiz şey belki de budur: Anlaşılmak. Oysa anlaşılmanın ilk adımı, anlamaya hazır olmaktır. Anlamaya hazır olmak da dinlemekle başlar.

Kültür; yalnızca binalarda, kitaplarda ya da kelimelerde değildir. Kültür, bir insan konuşurken gözlerine bakabilmekte, sözünü bitirmesini bekleyebilmekte, fikrine katılmasak bile saygı gösterebilmekte saklıdır.

Evet, dinlemek kültürdür. Ve bu kültür kaybolduğunda, insanlar birbirine değil, yalnızca kendi sesine konuşur hâle gelir. Oysa ailede huzur, hayatta başarı ve toplumda barış istiyorsak, işe kulaklarımızdan değil; gönlümüzden başlamalıyız.

Çünkü dinlemek kültürdür.

Kültür ise insanı insan yapan en büyük mirastır.