HOBİ BAHÇELERİNİ BİR DE BU YÖNDEN DÜŞÜNMEK

Yüz yıl öncesinde bizim köyde İmam Usuh diye bir zat varmış. “Gün gelecek insanlar köylerden ulu ulu şehirlere kaçacaklar. Yine gün gelecek, o insanların torunları ulu ulu köylere, şehirlerden uzak bağlara, bahçelere kaçacaklar.” dermiş. Deli mi yoksa veli mi meçhul. Yalnız bilinen bir gerçek var ki öngörüsü aynen gerçekleşiyor.
Kıymetli okurlar,

Bu aralar malumunuz olduğu üzere sosyal medya hobi bahçeleri haberleri ile çalkalanıyor. (Tarım Arazilerinin Korunması ve Kullanılması Hakkında Yönetmelik, 4 Nisan 2026 tarihli Resmî Gazete ’de yayımlanarak yürürlüğe girdi.) Yalanlar ve doğrular birbirine karışıyor. Yorumlara baktığımızda üç çeşit insan grubu ortaya çıkıyor:

Birincisi, “Benim yoksa başkasının da olmasın.” zihniyeti ile adeta “Oh, canımıza değsin.” diyor.
İkincisi, iyi niyetle ülke genelinde bir tertip, düzen ve güzellik olsun; kimse haksız yere rant sağlamasın, konulan kurallar günlük değil ömürlük olsun, diyor.
Üçüncüsü ise olumsuz yönlerinin yanında çok sayıda olumlu yönü de olduğuna inananlar.
Ülkemiz %90 oranında deprem bölgesi içindedir. 81 ilin 56’sı önemli riskli bölgede yer almaktadır. (Çorum ili de bu noktada, dünyanın en tehlikeli fay hatlarından biri olan KAF hattının gölgesindedir.) Buradan yola çıkarak deprem; yazın da olur, kışın da olur. Gece olur, gündüz olur. Yağmurlu havada da olur, karlı havada da… Olur da olur. Beklenen İstanbul depremi ve diğer iller hakkında uzmanların yorumlarını hepimiz endişe ile dinliyoruz.
Peki bu noktada, devlet ve vatandaş olarak ne kadar hazırlıklıyız? 17 Ağustos depreminde aktif görev almış bir uzman olarak soruyorum: Deprem olunca hatırlayıp, sonra biraz unutuyor muyuz? Bunun cevabı, yakın geçmişte yaşadığımız büyük Hatay depremindedir…
Öyle ya,
Deprem akabinde canını kurtaran, tabiri caizse evinden don gömlek kendini dışarı atabilen insanlar, en acil olarak güvenli bir sığınak ve barınma alanı ararlar. Üstelik yanında çocukları, yaşlıları, hastaları varsa durum daha da vahim olur. Çoğu zaman bu ihtiyaç hemen karşılanamaz. Çünkü herkes muhtaçtır. Belirli bir süre sonra sinirler gerilir; hele bir de araya kötü niyetliler girerse “Nerede bu devlet?” sesleri yükselmeye başlar.
İşte tam da bu anda, bağda bahçede, köyünde evi ya da barakası olan soluğu orada alır. Hatta kira için kapısını çalanlar olur. Çünkü merkezdeki lüks apartmanlar, yıllardır barındırdığı bireylerine vefasızlık edercesine korku salar. (12 Kasım Düzce depreminde yakın köylerdeki evlerin kirası, merkezdeki dairelerden daha yüksek seviyelere çıkmıştı.)

Peki sadece kendisi mi gider? Elbette hayır.

Bir-iki göz odaya, barakaya oğlunu, kızını, annesini, babasını, kardeşlerini ve hatta komşularını da götürür. Erkekler bir yerde, kadınlar bir yerde yatar. Zor zamanlarda, kötünün iyisi olarak 15–20 kişi barınır ve o gecekondu adeta saray olur. Hamur yoğrulur, bahçede ateş yakılır, sac kurulur. Semaver kaynar… Oh, ne güzel! Belki bilmeden devletin yükünü hafifletir. Ekmek istemez, aş istemez. Tek katlı olduğundan deprem korkusu da daha az yaşanır. Gerekirse evin kenarlarına derme çatma barınma alanları yapılır. Zor günler geçinceye kadar devlete 6 ay, hatta 1 yıl zaman kazandırır. Bu arada acil ihtiyacı olanlara öncelik verilir.
Diğer taraftan pandemi dönemindeki faydasını anlatmaya gerek yok. Tekrar pandemi olmayacağının da garantisi yoktur. Ayrıca, Allah korusun, olası bir savaş hâlinde insanlar merkezde kalabalık ortamda kalmak yerine daha uzak alanları tercih ederler.
Her alanda olduğu gibi yapılaşmada da tertip, düzen ve estetik elbette önemlidir. Kurallar makul, kalıcı ve uygulanabilir olmalıdır. Vatandaş sadece yarını değil, 40–50 yıl sonrasını da öngörebilmeli; tahminlerinde büyük sapmalar olmamalıdır. En önemlisi de buna gönülden inanabilmelidir. Başka bir ifadeyle “Burası Türkiye, sabah ola hayrola; çok şey değişir.” dememelidir. (25 sene önce LPG’li araçlara 180 TL ek vergi çıktı. Arkadaşlar ödedi. Ben, ödemem. Bu aklıma yatmıyor. Gerekirse sonra zamlı öderim dedim. Sonra iptal oldu. Ödeyenlerin parası da geri ödenmedi.)

Peki insanlar neden hobi bahçelerine yöneldi?

1. Emekli olduklarında, kahvehane alışkanlıkları da yoksa, kendilerini boşlukta bulmamak için bir uğraş alanı oluşturmak,
2. Şehrin stresinden uzaklaşmak; tatile gitme imkânı olmadığında çocuklarıyla, dostlarıyla birlikte mutlu zaman geçirmek,
3. Yaşlanan anne-babayı eve aldıklarında onları balkon mahkûmu etmemek; bahçede vakit geçirmelerini sağlamak ve aile içi huzursuzluğu azaltmak,
4. Olası afet ve pandemilerde alternatif bir sığınma alanı oluşturmak. (bir tuvalet ve banyo bile en acil büyük bir ihtiyaçtır),
5. Köyle bağı olanların, gidemeseler bile toprakla uğraşarak doğal ürün yetiştirmesi,
6. Cüzi de olsa yatırım amacıyla değerlendirmek. (300–500 m² yerler büyük yatırım sayılmaz; daha çok eldeki parayı değerlendirme amacına hizmet eder. Asıl kazancı, zamanında büyük arazileri parçalayıp satanlar elde etmiştir.) İmkânı olan zaten gider müstakil, ruhsatlı arsa alır başı ağrımaz. Ama fakirliğin sebebi yine fakirliktir.
Diğer taraftan, 500 m² yeri olan bir vatandaş, bunun en az 400 m² işler. Yazın pazara gitmez; kendisinin ve çocuklarının kışlık ihtiyacını karşılar. Asansörde karşılaştığı komşusuna bir bağ marul vermenin zevkini yaşar.
Ayrıca, bu üretim genel olarak pazardaki sebze-meyve fiyatlarını da etkiler. İnsanlar kahvehane köşelerinde zaman öldürmez. Hele yaşlılar hasta ise, bahçeye gidince işe dalar ve hastalığını bir nebze unutur.
Elbette bu hobi bahçelerin daha farklı artıları ve eksileri vardır. Ona girmiyorum.
Ancak çözüm, daha baştan öngörüyle hareket etmekten geçer. Gök gürlerken, şimşek çakarken yağmurun yağabileceğini, hatta yıldırım düşebileceğini tahmin edip ona göre acil tedbir almak gerekir. Anadolu insanı, hatasıyla birlikte daima devletinin yanında olan; vergisini bile son güne bırakmadan ödemeye çalışan bir yapıya sahiptir. Yeter ki inansın.

Sonuç olarak;

Yıkım olduğunda toplumda -bence- bireysel menfaatler biraz daha öne çıkar. Bu bağlamda;
1. Moral ve motivasyon düşer, küskünlük oluşur. Toplumda stres çoğalır.
2. Yapılan tüm masraflar bir anda enkaza dönüşür. Yaşlı teyzelerin elleri havaya kalkar.
3. Emekle yetiştirilen meyve ağaçları bir bir kurur; piyasa fiyatları anında etkilenir.
4. Bu arsalar atıl kalır; arpa, buğday dahi ekilmez.
5. Doğrudan veya dolaylı esnaf büyük ölçüde etkilenir.
6. Siyasete etkisi ne olur, onu bilemem, uzmanı değilim.

Özetle;

Devlet güçlüdür. Devlet babadır. İster yıkar, ister yapar. Lakin tüm olumsuzluklara rağmen; eğitimci, yazar, uzman ve gözlemci bir köylü olarak naçizane ifade ettiğim bu hususların yeniden, ciddi bir şekilde değerlendirilmesi gerektiği kanaatindeyim.
Bunlar basit işler. Etrafımız ateş çemberi. Rabbim devlete, millete zeval vermesin…
Saygılarımla…