Belki de çağımızın en sade ama en derin cümlelerinden biri… Çünkü insan çoğu zaman dış engellerle değil, kendi zihninin çizdiği sınırlarla mücadele eder.
Yüce Yaradan’ın insana bahşettiği en büyük nimetlerden biri akıl ve iradedir. İnsan, doğuştan getirdiği potansiyelin çoğunu hayatı boyunca ya fark edemez ya da kullanamaz. Oysa hakikat şudur: Zihin eğitilebilir, yönlendirilebilir ve dönüştürülebilir bir yapıya sahiptir.
Bugün birçok insan “yapamam”, “başaramam”, “benim gücüm yetmez” gibi cümleleri farkında olmadan kendine telkin eder. Zamanla bu düşünceler, görünmeyen zincirlere dönüşür. İşte o noktada imkânsızlık, dış dünyada değil, zihnin içinde kök salmaya başlar.
Oysa insan zihni, doğru yönlendirildiğinde sınırlarını aşabilen bir güce sahiptir. İnanç, azim ve sabırla beslenen bir zihin; en zor görünen yolları bile aşılabilir hâle getirir. Çünkü zihin neye inanırsa, insan ona doğru yürür.
Burada önemli olan, zihni eğitme meselesidir. Tıpkı bir kas gibi, zihin de çalıştırıldıkça güçlenir. Olumsuz düşünceler yerine umut, korku yerine cesaret, karamsarlık yerine anlam yüklemek mümkündür. Bu bir anda olmaz; ama her gün atılan küçük adımlar büyük dönüşümlerin kapısını aralar.
Unutmamak gerekir ki insan, kendi iç sesinin mimarıdır. Eğer o sesi umutsuzlukla doldurursa yol daralır; fakat umutla beslerse yol genişler. Çünkü umut, zihnin önünü açan en güçlü anahtarlardan biridir.
Sonuçta mesele şudur:
İmkânsız sandığımız pek çok şey, aslında denemeye cesaret edemediğimiz şeylerdir.
Ve belki de en derin hakikat şu cümlede saklıdır:
İnsan, zihnini eğittiği ölçüde kaderine yön verir.
Çünkü imkânsız… gerçekten de önce zihinde başlar.