Kütahya Neden Kendi Hikâyesini Anlatamıyor?

Hikâyesi olan ama anlatanı olmayan bir şehir… Kütahya’nın asıl sorunu ne eksiklik ne de imkânsızlık.

Bir şehrin hikâyesi yoksa,
o şehir unutulur.

Kütahya’nın hikâyesi var mı?
Fazlasıyla.

Sorun şu:
Anlatan yok.

Bu şehirde tarih var.
Çini var.
Konak var.
Kurtuluş var, kuruluş var.
Ama bunların hiçbiri bir hikâyeye dönüşmüyor.

Çünkü bizde her şey var ama anlatma cesareti yok.

Bakın, mesele tanıtım filmi çekmek değil.
Afiş asmak hiç değil.
“Gelin görün” demekle hikâye anlatılmaz.

Hikâye dediğiniz şey;
insanı içine alır,
yolda yürütür,
oturup çay içirir,
geceyi orada geçirttirir.

Kütahya bunu yapamıyor.

Çiniyi anlatamıyoruz çünkü ustayı öne çıkarmıyoruz.
Konağı anlatamıyoruz çünkü kapısını açmıyoruz.
Tarihi anlatamıyoruz çünkü
“aman bir şey olur” korkusuyla kilitli tutuyoruz.

Bir de şu var…
Kütahya kendini anlatırken çok mütevazı.
Hatta fazla mütevazı.

Bazen diyorum ki;
Bu şehir biraz kendini küçümsüyor.

“Bizden bir şey olmaz” duygusu,
yıllardır sokak aralarında dolaşıyor.

Oysa şehirler,
kendine inanmadıkça
başkasını inandıramaz.

Bir Frig Vadisi’miz var mesela…
Anadolu’nun açık hava müzesi.

Ama adı biliniyor,
kendisi bilinmiyor.

Neden?

Çünkü hikâye yok.
Yol var ama rota yok.
Tarih var ama rehber yok.
Sessizlik var ama anlatı yok.

Kütahya’nın problemi tanıtılamamak değil.
Kendi hikâyesini bile bilmemek.

Ve en acısı şu:
Bu şehir, suskunluğunu “asalet” sanıyor.

Oysa bazen susmak erdem değil,
kaybolmaktır.

Kütahya konuşmalı.
Kendini anlatmalı.
Eksikleriyle, fazlalıklarıyla,
doğrularıyla, yanlışlarıyla.

Çünkü anlatmazsak,
başkaları bizim yerimize anlatır.

Ve emin olun,
kimse bizim hikâyemizi
bizim kadar iyi anlatamaz.