Kütahya’nın Emet ilçesinde Milli Mücadele döneminin en sert çarpışmalarından biri olan Cevizdere Baskını, tanıkların dilinden gün yüzüne çıkıyor. Sülyeli Ali’nin anılarıyla şekillenen o "Pusu Öncesi Sessizlik", vatan savunmasının ne şartlarda yapıldığını bir kez daha gözler önüne seriyor.
Sülye Köyü’nde Stratejik Direniş: Cevizdere Boğazı
Kütahya’nın kadim köylerinden Sülye, 1922 yılının o puslu Nisan sabahında tarihin akışını değiştirecek bir direnişe ev sahipliği yaptı. Hükümet Konağı baskınının ardından intikam hırsıyla yola çıkan bir Yunan taburu, Emet’i haritadan silmek amacıyla Tavşanlı’dan hareket etti. Ancak unuttukları bir şey vardı: Cevizdere Boğazı’nın sarp kayalıkları ve vatanı için canını ortaya koyan Sülyeli uşaklar.
"Makineli Tüfeklere Karşı Paslı Martiniler"
Sülyeli Ali (1898 doğumlu), o günü anlatırken imkansızlıklar içindeki büyük inancı vurguluyor. Köylülerin elinde sadece dedelerinden kalma paslı martiniler ve domuz kurşunu doldurulmuş çifteler vardı. Porsuk Ahmet ve diğer yiğitlerle birlikte kayalıkların arasına sızan köylüler, ceviz ve çınar ağaçlarının gölgesinde büyük sessizliğe büründü.
Yunan birliği, atlıları ve katır sırtındaki makineli tüfekleriyle boğazın en dar noktasına, suyun şırıl şırıl aktığı düzlüğe girdiğinde kader anı gelmişti. Porsuk Ahmet’in tetik düşürmesiyle başlayan ateş çemberi, mağrur Yunan komutanının atının yanına yığılmasıyla bir bozguna dönüştü.
"O gün dere suyu berrak değil, kıpkırmızı aktı. Mermisi biten Sülyeli uşaklar, kayalardan uçarak kamalarıyla saldırıyordu."
Akşama kadar süren boğuşma sonucunda Yunan taburu darmadağın edildi. Kalanlar arkalarına bakmadan kaçarken, Emet halkı ecdadın öcünü almıştı. Ancak bu zaferin bedeli ağır oldu. İlerleyen günlerde intikam hırsıyla dönen işgal güçleri, köyleri ateşe vererek halka büyük acılar yaşattı. Bugün Cevizdere, sadece bir coğrafi bölge değil, Türk milletinin "geçilemez" dediği bir onur abidesi olarak hafızalardaki yerini koruyor.