Kültür-Sanat

Kütahya’da Kuyumculuk Alarm Veriyor: El Zanaati Bitme Noktasında

Kütahya’da genç bir sarraf, altın ve gümüş zanaatının sessizce yok olma riskiyle karşı karşıya olduğunu söylüyor. Tarık Karaman, teknolojinin mesleği dönüştürdüğünü ancak el emeği ve zanaatkârlığın hâlâ vazgeçilmez olduğunu vurguluyor. Aile yadigârı takılardan çıraklığa uzanan bu hikâye, geleneksel mesleklerin geleceğine ışık tutuyor.

El zanaati bitiyor mu?

Kütahya’da kuyumculuk mesleğini genç yaşına rağmen büyük bir titizlikle sürdüren Tarık Karaman, Dumlupınar Gazetesi’ne yaptığı değerlendirmede dikkat çeken uyarılarda bulundu. Henüz 25 yaşında olmasına rağmen mesleğin mutfağında yetişen Karaman, el zanaatinin her geçen gün biraz daha geri plana itildiğini söyledi. Ona göre altın ve gümüşle çalışmak yalnızca ticaret değil; aynı zamanda kültür, sabır ve sorumluluk anlamına geliyor.

Genç sarraf, özellikle hazır üretim ve seri imalatın artmasıyla birlikte zanaatkârlık anlayışının zayıfladığını, buna karşın kişiye özel tasarımlara olan ilginin hâlâ güçlü olduğunu dile getirdi.

“Aile yadigârı emanetler neden bu kadar hassas?”

Mesleğin en zor kısmının tamir ve onarım süreçleri olduğunu belirten Karaman, müşterilerin getirdiği takıların büyük bölümünün aile yadigârı olduğunu vurguladı. Bu tür parçaların maddi değerinin ötesinde manevi anlamlar taşıdığını söyleyen genç esnaf, her işlemin ayrı bir sorumluluk gerektirdiğini ifade etti.

“Bazen onlarca yıllık bir yüzük, bazen anneanneden kalan bir bilezik geliyor. Bu parçalar üzerinde çalışırken hata yapma lüksünüz yok” diyen Karaman, altın tamiri, takı onarımı ve özel tasarım süreçlerinde büyük bir dikkatle hareket ettiklerini anlattı.

“Teknoloji işi kolaylaştırdı mı, ruhunu azalttı mı?”

Teknolojinin mesleğe etkisine de değinen Karaman, yeni nesil makinelerin üretim sürecini hızlandırdığını ancak el emeğinin yerini tamamen dolduramadığını savundu. Modern kaynak sistemleri, yazı makineleri ve altın ezme makineleri sayesinde hata payının azaldığını söyleyen Karaman, buna rağmen el işçiliğinin mesleğin ruhunu oluşturduğunu belirtti.

Özellikle Kütahya’ya özgü motifler ve geleneksel desenlerin işlenmesinin giderek zorlaştığını ifade eden Karaman, bu detayların seri üretimde kaybolduğunu dile getirdi. Ona göre teknoloji bir araç, ancak zanaatkârın eli ve gözü hâlâ belirleyici unsur.

“Gençler bu mesleğe neden uzak duruyor?”

Mesleğin geleceğinin çıraklarda saklı olduğunu vurgulayan Tarık Karaman, gençlerin el emeğine dayalı işlere mesafeli yaklaşmasının önemli bir sorun olduğunu söyledi. Atölyesinde yetişen çırakların görüşleri de bu tabloyu destekliyor.

Karaman’ın yanında mesleği öğrenen Enes Can Kutay, ustasıyla kurduğu saygıya dayalı ilişkinin kendisini mesleğe bağladığını ifade etti. Kutay, çıraklık sürecinin sabır gerektirdiğini ancak ortaya çıkan ürünün verdiği mutluluğun her şeye değdiğini söyledi.

Eğitim hayatını sürdürürken aynı zamanda zanaat öğrenen Semih Arslan ise arkadaşlarına seslenerek, el işçiliğine yönelmenin uzun vadede önemli bir kazanım olduğunu dile getirdi. Arslan’a göre, zanaatkârlık meslekleri yalnızca geçim kapısı değil, aynı zamanda karakter geliştiren bir okul niteliği taşıyor.

El emeğiyle ayakta duran bir kültür

Kuyumculuğun altın ve gümüşten ibaret olmadığını vurgulayan Tarık Karaman, bu mesleğin yüzyıllardır aktarılan bir kültür olduğunu söyledi. El emeği, usta-çırak ilişkisi ve sabır kavramlarının mesleğin temel taşları olduğunu belirten Karaman, gençlerin bu değerlere sahip çıkmasının önemine dikkat çekti.

Kütahya’da giderek azalan el işçiliğinin, doğru destek ve ilgiyle yeniden canlanabileceğini savunan genç sarraf, kişiye özel üretimlerin bu noktada önemli bir fırsat sunduğunu ifade etti.