Lügatiniz Kadar Varsınız

İnsan, bu yeryüzünde kelimelerinin hacmi kadar yer kaplar; ruhunun genişliği de kalbinin menzili de ancak lügati kadardır. Dil, sadece dudaktan dökülen kuru seslerin kalabalığı değil; insanın ta kendisi, bu dünyadaki tek sahici kalesidir. Bugün modern dünyanın bizi fırlattığı o sığ vitrinlerde, emojilerin ve tek tip jargonların arkasına saklanarak nefes almaya çalışıyoruz. Oysa lügatini kaybeden, varlığını kaybeder. Cemil Meriç’in o sarsıcı uyarısı bugün kulaklarımızda bir çığlık gibi patlıyor: “Kamus, bir milletin hafızasıdır, yani kendisi. Kamusa uzanan eller her milletin hayatiyetine kastedilmiş demektir.” Ve ne yazık ki biz bugün, kendi elimizle zihnimizin intiharına imza atıyoruz.

Modern insan, ruhunu kavuran her yangına tek bir kelime fırlatıp kaçıyor: "Mutsuzum." Bu, kendi kalbini okuyamamaktır; hissettiği sızının uzağına düşen insanın duygu körlüğüdür. Oysa bizim dilimizin ikliminde acı, tek bir kalıba sığmayacak kadar katmanlı ve asildir. Lügatimizin ufku, kalbimizin kendi kıvrımlarını tanıma ve içsel mevsimlerini fark etme gücünü tayin eder; kelimelerimiz ne kadar muhtaçsa, ruhsal farkındalığımız da o kadar çoraklaşır. İçinizi kemiren o koyu kederi, göğüs kafesini daraltan o amansız gamı ya da sizi dilsizleştiren gussayı ayırt edemiyorsanız ruhunuzun söküğünü nasıl dikeceksiniz? Adını koyamadığımız her his içeride bir canavara dönüşürken Ahmet Haşim’in o meşhur dizesi çınlar kulaklarda: “Melâli anlamayan nesle âşinâ değiliz.” İşte o melali de kalbe çöken elemi de doğru kelimeyle adlandıramayan bir insan, nihayetinde kendi etine batan sızının bile yabancısı olur.

Sevgisini bir harfe, vedasını bir sembole, hıçkırığını sarı bir surata sığdıran bir çağın; asil sevdalar, köklü dostluklar büyütmesini bekleyemezsiniz.

Kelimeler, ruhun sırma işlemeli kıyafetleridir; lügatimiz çoraklaştıkça zihnen çırılçıplak ve savunmasız kalıyoruz. Kelimelerin sustuğu, dilin can çekiştiği yerde düşünce ölür. Kelimelerimizi kaybetmek, insan kalabilme yeteneğimizi kaybetmektir.

Kelimelerini kurutan bir toplum, infazını kendi eliyle yazan bir mahkûmdan farksızdır. Unutmayın ki lügatin sığ sularında boğulanlar, asla felsefenin ve asil bir duruşun derin denizlerine açılamazlar. Şimdi ekranları karartıp zihninizin o tozlu dehlizlerine bakma vaktidir: Kaç kelimeyle sızlıyor, kaç kelimeyle seviyor, kaç kelimeyle isyan ediyorsunuz? Kendinizi kandırmayın; lügatinizde kaç kelime kaldıysa bu hayatta ancak o kadar varsınız.