Güzel bir vadide, av hayvanlarını rahatsız eden, aniden önlerine çıkarak kapıp kaçan bir aslan vardı.
Bu durumdan kurtulmak isteyen hayvanlar, aslanın yanına geldiler, ona dediler ki: “Biz sana her gün, yiyeceğini getirir, veririz, seni doyururuz. Ne olur, pusuya yatıp bizi ürkütme, bu vadiyi bize zehir etme...”
Aslan, hayvanlara dedi ki: “İyi ama, ben insanlardan da hayvanlardan da çok hile gördüm, çok ağzım yandı. Bir delikten iki kere sokulmak istemem. Size nasıl güveneyim?”
Hepsi birden; “Ey kral, bize güven!” dediler.
Uzun tartışmalardan sonra aslanla anlaşmaya vardılar. Her günün payı zahmetsizce aslana gidecekti.
Sıra tavşana, gelince, tavşan; “Bu zulüm daha ne vakte kadar sürüp gidecek.” diye bağırarak gitmek istemedi.
Hayvanlar dediler ki: “Bunca zamandır biz sözümüzde durduk. Ey inatçı tavşan, bizim adımızı kötüye çıkarma, haydi, çabuk yürü git, aslan seni bekliyor.”
Tavşan; “Dostlar, bana biraz süre verin, bir hileyle aslanı öldüreyim ve sizi de bu belâdan kurtarayım.” dedi.
Hayvanlar, tavşana dediler ki: “Bizi dinle, tavşan olduğunu unutma, haddini aşma. Şimdiye kadar senden daha güçlü olanlar bile bunu düşünmediler.”
Tavşan Allah’ın kendisine kuvvetli bir fikir ilham ettiğini söyleyerek şöyle dedi: “Dostlar! Cenâb-ı Hakk’ın bal arısına öğrettiği hüner ve marifet ne aslanda vardır ne de yaban eşeğinde! Arı, bal dolu petekler yapar, Allah, o bilginin kapısını ona açmıştır. Allah’ın ipek böceğine öğrettiği hüneri, hangi fil bilir?”
Hayvanlar; “Ey çevik tavşan! Sen boyundan büyük işe kalkışmışsın. Fakat yine de seni dinlemek istiyoruz, planını söyle!” dediler.
Tavşan dedi ki: “Her sır söylenmez. Bir sırrı, bir kişiye söyledin mi, artık o sırra veda et.”
Tavşan gitmeyi bir zaman geciktirdi. Sonra kalkıp aslanın yanına gitti.
Tavşanın gecikmesinden ötürü, aslan kızgınlığından kükreyip duruyordu. Kendi kendine diyordu ki: “Ben zaten o alçakların sözlerinde durmayacaklarını biliyordum. Beni aldattılar. Daha ne zaman kadar bekleyeceğim?”
O sırada uzaktan koşa koşa gelen tavşan göründü. Tavşan yaklaşınca, aslan ona; “Ey soysuz!” diye haykırdı. “Ben ki, nice öküzleri parçalamış, erkek aslanların kulaklarını burmuş, onları yola getirmiş bir kahramanım. Senin gibi bir tavşan parçası kim oluyor ki, benim gibi bir aslanın emrini ayaklar altına alıyor?”
Tavşan; “Aman efendim.” dedi. “Lütfeder de bağışlarsan, diyeceklerim var, arz edeyim.”
Aslan dedi ki: “Ey ahmakların ahmağı, ne gibi özrün var? Padişahların huzuruna bu vakitte mi gelinir?”
Tavşan dedi ki: “Ey kral, her ne kadar lütfa lâyık değilsem de beni dinle, ondan sonra ne yaparsan yap. Ben kuşluk vakti yola düşmüş, arkadaşımla beraber padişahımın huzuruna geliyordum. Arkadaşlarım, senin için, benimle beraber başka bir tavşanı da bana yoldaş etmişler, yollamışlardı.
Yolda önümüze çıkan bir aslan, bize saldırdı. Ona dedim ki: ‘Biz padişahlar padişahının kullarıyız, bize dokunma!’
Fakat, o çok kızdı ve dedi ki: ‘Padişahlar padişahı dediğin de kim oluyor? Benim huzurumda, öyle her adam olmayanın adını ağzına almaya utanmıyor musun? Kes sesini!”
Ben de o aslana dedim ki: ‘Bana izin ver de bir kere daha padişahımın yüzünü göreyim de ona, senden haber vereyim.’
O aslan da bana; ‘Yoldaşını, yanımda rehin olarak bırak, var git padişahım dediğine benden haber ver.’ dedi.
Arkadaşımı rehin olarak aldı, beni yalnız bıraktı. Arkadaşım benden üç kat daha temiz ve semizdir. Ey kral! Eğer sana, günlük nafaka gerekse, yolu temizle; haydi gel de o korkusuz aslanı ortadan kaldır.”
Aslan dedi ki: “Haydi bakalım, önüme düş, gidelim. O bahsettiğin aslan nerededir? Gidelim de onun cezasını vereyim.”
Tavşan önde, aslan arkada bir kuyuya doğru yürümeye başladılar. Kuyuya yaklaşınca, aslan, tavşanın geri kaldığını gördü. Ona dedi ki: “Niçin ayak sürüyorsun? Geri kalma, öne düş.”
Tavşan; “Korkudan bende el, ayak kalmadı ki…” dedi. “Yüzümü görmüyor musun? Betim, benzim sapsarı.”
Aslan; “Sen, bırak hikâye anlatmayı da neden geri kaldın? Bana onu söyle!” dedi.
Tavşan; “O aslan” dedi. “Bu kuyunun içindedir.”
Aslan dedi ki: “Korkma, ileri gel. Ben onun hakkından gelirim. Bir bak bakalım, o aslan orada mı?”
Tavşan; “Ben korkudan, yaklaşamam.” dedi. “Sen beni kucağına alırsan ancak o zaman gözümü açar, kuyuya bakabilirim.”
Aslan, tavşanı kolları arasına aldı. O da aslanın himayesinde kuyuya kadar sokuldu. Kuyuya baktıkları zaman, su içinde, aslanın ve tavşanın hayali göründü. Kuyuda bir aslan, kucağında da semiz bir tavşan görünmekte idi. Aslan, düşmanını suda görünce, tavşanı kenara bıraktığı gibi kuyuya atladı ve boğuldu.
Tavşan, sevinçle hayvanların bulunduğu ovaya koştu. Durumu öğrenen bütün hayvanlar sıçrayıp oynamaya başladılar. Tavşanın etrafında halka oldular. Karşısında saygı ile yerlere kapanıp dediler ki: “Canımız sana kurban olsun, onu yendin; elin, kolun dert görmesin. Bir kere daha söyle, onu nasıl kandırdın?”
Tavşan dedi ki: “Benim bu başarım, Allah’ın yardımı ile oldu. Yoksa bir tavşan kim oluyor ki, böyle bir iş yapabilsin?”
Hz. Mevlânâ bu hikâyede insanoğluna, “kader, sabır, kibir, hikmet, tevekkül, azim, akıl, cesaret, iman” konularında birçok mesaj verir.
Bu mesajların yerini bulması dileğiyle...