NAİF RESSAM HÜSEYİN YÜCE ANISINA

Sessizliğin tuvale sevginin gönle dönüştüğü bir ömür

Hüseyin Yüce, Türkiye’nin en tanınmış naif ressamlarından biridir. Eserlerindeki saflık ve samimiyet, onu birçok sanatseverin kalbine dokunan müstesna bir isim hâline getirmiştir. O, hayata iz bırakanlardandı. Eminim herkesin hayatında iz bırakan birileri olmuştur. Benim hayatıma iz bırakan ise dedemdi. Örnek davranışlarıyla bize rehber oldu. Dedemi saygı, rahmet ve özlemle anıyorum. Mekânı cennet olsun.
Hüseyin Yüce, herhangi bir akademik sanat eğitimi almadan, tamamen içgüdüsel bir yaklaşımla resim yapan ve bu yönüyle “Saf Yürek Naif” olarak tanımlanan ressamlar grubunun Türkiye’deki önemli temsilcileri arasında yer alır. Ressamlar Kayıhan Keskinok ve Şeref Bigalı, onu “yaşamı ve sanatıyla bozulmamış, dünya çapında bir naif ressam” olarak nitelendirmiştir. Titiz işçiliği, doğa sevgisi ve yöre yaşantısına duyduğu bağlılık; resimlerinde ince dallı ağaçlar, dinginliğe bürünmüş köy evleri ve mistik bir sessizlik olarak karşımıza çıkar.
1928 yılında Kütahya’nın Güveççi köyünde doğan Hüseyin Yüce, devletin açtığı gece kurslarında okuma yazma öğrenmiştir. Aynı zamanda hattat olan köy imamından hat sanatına ilgi duymuştur. Ressam Necati Astarcıoğlu ile tanışması, hayatının dönüm noktası olmuştur. Astarcıoğlu’nun teşvikiyle resme yönelen Yüce, hayvan kıllarından yaptığı fırçalarla ilk çalışmalarını üretmiştir. Kütahya Devlet Güzel Sanatlar Galerisi Müdürü Cavit Atmaca ve ressam M. Sabri Tezcan, onun yağlı boya ve bez tuval üzerinde çalışmasını teşvik eden isimler olmuştur.
Köy öğretmeni Ali Bey’in teşvikiyle 1965 yılında Kütahya Güzel Sanatlar Galerisi’nde ilk kişisel sergisini açan Yüce, ikinci kişisel sergisini 1968’de Ankara’da gerçekleştirmiştir. Yurt içinde 30’a yakın kişisel sergi açmış, çok sayıda karma sergiye katılmıştır. 1970’li yıllardan sonra özel galerilerde açtığı sergilerle sanat çevrelerinde daha geniş kitlelerce tanınmıştır. Eserleri Ankara Devlet Resim ve Heykel Müzesi koleksiyonunda yer almaktadır. Devlet Resim ve Heykel Yarışmaları’nda iki kez başarı ödülü kazanmış; 1997 yılında İstanbul TÜYAP tarafından verilen on başarı ödülünden birine layık görülmüştür.
Eserlerinin büyük bir bölümü bugün Gülsüm Güral Müzesi’nde sergilenmektedir. Hüseyin Yüce; Fransa, Macaristan, Çekoslovakya, Hindistan, Monaco, Romanya, Mısır, Finlandiya ve İngiltere’de açtığı sergilerle adını yurt dışında da başarıyla duyurmuş, Türkiye’yi naif resim alanında temsil etmiştir.
Yüce’nin tablolarında en belirgin tema doğa manzaralarıdır. Yaşadığı coğrafyayı resimlerine yansıtarak izleyicilerine nostaljik bir yolculuk sunar. Doğaya duyduğu sevgiyi, renklere olan tutkusunu ve yaşama sevincini sıcak ve canlı tonlarla, özenli bir teknikle ifade eder. Naif bir bakış açısıyla resmedilen bu manzaralar; yeşil, pembe ve morun uyumuyla huzur veren, masalsı bir atmosfere dönüşür. İnsan figürünün nadiren yer aldığı bu eserler, sıradan bir peyzajın ötesinde düşsel bir dünya sunar.
Doğa onun için en büyük ilham kaynağıydı. Özellikle sonbahar, şiirsel bir ilham mevsimiydi. Yeşilin sarıya, kırmızıya ve turuncuya dönüştüğü bu mevsimi görsel bir şölen olarak tanımlardı. Baharı neşeli bir nefes, gün doğumu ve gün batımını ise gökyüzünün tuvale dönüştüğü anlar olarak ifade ederdi. Yağmur sonrası beliren gökkuşağını, kışın nazlı nazlı yağan karı büyük bir keyifle seyre dalardı.
Hüseyin Yüce denildiğinde yalnızca sanatı değil, yardımseverliği ve insanlığı da akla gelir. “İyilik yapmak ve iyilikte yarışmak” onun hayat düsturuydu. bize de daima iyilik yolunda yürümemizi tavsiye ederdi. Son derece merhametli ve cömertti; Sevgi ve Şefkatinde Yüceydi.Yaratılanı Yaradandan dolayı sever, çiçeği, böceği havayı, suyu, baharı kışı ilham kaynağı olarak görürdü.
Eli açık, gönlü açık, sofrası açık bir insandı; Babasını erken yaşta kaybetti. Annesine büyük bir vefa ile bağlıydı; anne duasını hayatının bereketi sayardı.
Keman çalmayı ve duygularını kaleme almayı severdi. Neşeli, zeki, empati yeteneği yüksek; sevgi ve muhabbetiyle gönülleri birleyen bir kişiliğe sahipti. Çocuklarla çocuk, gençlerle genç olur; bulunduğu ortamı neşe ve muhabbete dönüştürürdü.
Eşi, ananem Hatice Yüce, Hüseyin Yüce’nin yalnızca hayat arkadaşı değil; aynı zamanda eserlerinin en güvenilir eleştirmeniydi. Dedem, resimlerini ilk olarak ona gösterir, fikirlerine önem verirdi. Yıllar içinde bu hayat arkadaşlığı; sevgi, muhabbet ve emekle örülmüş yetmiş yıllık bir beraberliğe dönüştü. Hayatı birlikte paylaştılar; sanatı, sevinci ve hüznü omuz omuza yaşadılar. Bu uzun ve anlamlı birliktelik, ayrılığa dayanamadı; yirmi üç gün arayla 06.02.2015 tarihinde hakkın rahmetine kavuştular.
Hüseyin Yüce,
sanatıyla tuvallere; insanlığıyla gönüllere iz bırakan bir ustaydı. Naif ressam Hüseyin Yüce’yi saygı, rahmet ve özlemle anıyoruz. Mekânı cennet olsun.