Yaşadığımız hayat, bize özel olarak hazırlanmış evrelerle dopdolu. Bu evreleri yaşarken elde edilen her türlü değer, bize emanet edilmiş birer geçici değer.
Örneğin, eskiler çocuklarına “Benim oğlum, benim kızım” demezler, “Emanet” derler. Ne güzel bir tâbir bu öyle değil mi? Emanet…
Sahibi olmadığın her şey emanettir. Peki, sahip olduğun ne var? Dedik ya her şey birer emanet. Göz senin gözün değil. Eğer göz senin ise, neden bozulmasına, bulanık görmesine engel olamıyorsun canım benim? Saç senin saçın ise, neden dökülmesine ya da beyazlaşmasına engel olamıyorsun? Bunlar sana bana emanet edilmiş şeyler…
Hiçbir şeye sahip olmayan biz, neden kendimize varlık izafe ederiz? Koskoca bir hiç değil miyiz? Neden paramızla, malımızla, evlâd-ü iyâlimizle, sanki onların sahibiymişiz gibi kendimize varlık atfederiz? Yani güzelim, varlığın yok aslında senin, sen koskoca bir hiçsin bu hâlde, böyle düşünürken.
Kendini bir şeylerin sahibi sanan herkes, gerçekte kara bir cahil olarak görülür. Bize verilen sağlık, huzur, mutluluk, metanet, sevme, âşık olma, ağlama, hüzünlenme ve daha birçok şey, gittiğimiz uzun ve ince yolda bize yoldaşlık etmesi için yolluk olarak verilmiş geçici şeylerdir.
Bu kadar izahat sonrası şunu rahatlıkla söyleyebilirim; olacak olanı değiştiremeyiz. Çünkü hiç bir şeyin sahibi değiliz. Olacak olan olur, ölecek olan ölür.
“Bu neden böyle oldu” sorusunu kendimize sorma hakkımız var elbette. Bu soruyu, hesap sorar gibi değil de kendimizi sorgulama, durumdan ders alma maksatlı sorarsak bir şeyleri başarmaya başlarız. Makam, zenginlik ve şöhret geçicidir. Önemli olan bunlar bize verildiğinde, değerini ve her şeyin fani olduğunu bilmektir.
Sözü, asıl sahibine bırakalım, O’ndan aldığımızı, size satıyoruz haddizatında…
“Bu dünyada herkes bir şey olmaya çalışırken sen bir HİÇ ol. Menzilin yokluk olsun. İnsanın çömlekten farkı olmamalı. Nasıl çömleği tutan dışındaki biçim değil, içindeki boşluk ise, insanı ayakta tutan da benlik (egoizm) zannı değil, hiçlik bilincidir.” Hz.MEVLANA
NEYZEN TEVFİK VE HİÇLİK MAKAMI
Neyzen Tevfik’e sormuşlar: “Kimsin?”
“Hiç” demiş Neyzen, “hiç kimseyim.”
Dudak bükülüp, önemsenmediğini görünce sormuş Neyzen: “Sen kimsin?”
“Mutasarrıfım” (Kaymakam) demiş adam cahilce kabara kabara.
“Sonra ne olacaksın?” diye sormuş Neyzen Baba.
“Herhalde vali olurum” diye cevaplamış adam.
“Daha sonra? Daha sonra ne olursun?” diye üstelemiş Neyzen Tevfik.
“Nazır” demiş adam.
“Daha daha sonra ne olacaksın beyim, sen onu de hele?” diye çıkışmış Neyzen.
“Bir ihtimal, belki, zanneder isem sadrazam olabilirim.”
“Peki, ondan sonra ne olursun?”
Artık makam kalmadığı için adam boynunu büküp “Hiç” demiş.
“Daha niye kabarıyorsun be adam?” demiş Neyzen Tevfik, ben şimdiden, senin yıllar sonra gelebileceğin en üst makamdayım…
Neyzen Tevfik Kolaylı
HAYVAN AHIRINDA DÜŞEN CEYLAN
Bir avcı, yakaladığı nazlı ceylanı, bahçesindeki öküzlerle, eşeklerle dolu ahıra kapattı. Ceylan ürkek ürkek oradan oraya kaçıp durdu.
Gece yarısı ahıra gelen avcı, yemlikleri samanla doldurup gitti. Öküzler, eşekler önlerine dökülen samanı şeker gibi yediler. Ceylan onların çıkardığı tozdan dumandan rahatsız oldu.
Yüzünü sağa sola çevirdi. Karınları doyan eşekler, ceylanla dalga geçmeye başladılar. Eşeğin biri, “Ceylanlarda padişah ve beylerin huyu vardır. Susun lütfen, ceylanı rahatsız etmeyin.”
Bir başka eşek, ceylanın ürkerek dolaşmasına takılarak, “Baksanıza bir inci bulmuş galiba, onu ucuza satar?” Bir diğer eşek de, “Söyleyin ona, bu naziklikle bizim ahırda değil, gitsin padişahın tahtında otursun” dedi.
Eşeğin biri de samanı yemiş yemiş, ekşimiş işkembesi ile genire genire ceylanı da saman yemeye çağırdı. Ceylan başını çevirdi. “Ey eşek! Benim iştahım yok, sen yemene devam et” dedi. Eşek, “Evet, halini görüyorum. Çok nazlanıyorsun ya da utanıp çekiniyorsun.”
Ceylan, “Sen saman yersin, ondan fayda görürsün. Ben çayırların, çimenlerin dostuyum. Bağlarda, bahçelerde beslenir, suyumu duru su kaynaklarından içerim. Kaderim beni bir azaba uğrattı. Başıma bir belâ geldi diye hiç güzel huyumu değiştirir miyim? Sümbülü, lâleyi, reyhanı bile bin bir nazla yiyen birine, nasıl olur da saman teklif edersin?” dedi.
Eşek, “bana masal anlatma” dercesine, “Anlat, anlat! Gurbet ellerde böyle boş sözler çok söylenir” diyerek nazlı ceylanı iyice üzdü. Ceylan, “Göbeğimin misk kokusu benim şahidimdir. Sizde bu kokuyu alacak burun nerede? Birbirinin pisliğini koklamaktan başka koku bilmeyen sizlere, misk kokusu zaten haramdır” dedi…
Sevgiyle kalın…
GÜZEL CÜMLELER
Dünyada nefsinin esiri, şehvetperest ve dünyalık toplamaktan başka gayesi olmayan insanların arasında kalan hâlis kulun durumu, ahırda öküzlerle, eşeklerle kalan ceylanın durumu ile aynıdır. LÂ EDRİ
NOT: Bugün tembellik edip, Neyzen Tevfik “HİÇ” hikâyesi ve “Ahırdaki ceylan” hikâyesini, farklı iki kaynaktan alıp, size naklettim. Af ola. LÂ EDRİ, “Kim söylemiş bilmiyorum” demektir. LÂ EDRİ Efendi diye biri yoktur.