Yakıcı bir soğuk, ıslık çalarak esen kuvvetli bir rüzgâr... Yolları, belleri ve tüm doğayı kaplayan bembeyaz bir kar örtüsü...
Kış mevsimi... Bozkırda hayatın akışı içindeki tüm süreçler kışın yavaşlar, hayat neredeyse durma noktasına gelir.
Bitkiler âleminde yaprak dökmeyen ağaçlar hariç bütün bitkiler cansızdır. Hayvanlar âleminde göçmen kuşlar çoktan sıcak bölgelere uçmuş, kalan birçok hayvan kış uykusuna yatmıştır bile.
Kış, geçimini hayvancılıkla sağlayan Türklerin hayatındaki en zorlu zamandır. Beklenenden uzun sürerse hayvanlar için hazırlanan yiyecekler bitebilir ve toplu hayvan ölümleri gerçekleşebilir. Bu tehlike insanlar için de geçerlidir.
Uzun kış geceleri en ağır zamanlardır. Gece ve soğukla çevrili çadırlarda, âdeta ölüm sessizliği yaşanır. Bu nedenle Türkler ve Moğollar kışı “ölüm dönemi” olarak adlandırmışlardır.
Eski Türk mitolojisine göre gece ile gündüz sürekli savaşırlarmış. 21 Aralık günü yaptıkları büyük bir savaşta gündüz geceyi yenmiş ve ardından güçlü bir güneş doğmuş. Doğayla iç içe yaşayan Türkler yeni doğan, o güçlü güneşi, bir zafer simgesi olarak algılamışlar, sevinçle karşılamışlar, yeni bir başlangıç, yeni umut olarak görmüşler ve en uzun gecenin sona erdiği günü (21-22 Aralık) NARDUĞAN BAYRAMI adı altında çeşitli etkinliklerle kutlamışlar.
“NAR” kelimesi “GÜNEŞ” demektir. “DUĞAN” ise bugün kullandığımız “DOĞAN” kelimesinin eski biçimidir. Buna göre “NARDUĞAN” kelimesi “DOĞAN GÜNEŞ” demektir ki bu da “yeni bir yılın doğduğu gün” anlamına gelir.
Narduğan günü, kadınlar evlerinde kutlama yemekleri hazırlarlar. Erkekler ise sabahleyin yeni yılda atalarının ruhları için kurban keserler. Büyük ziyafetler verilerek şölenler düzenlenir. Akşam yemeğinden sonra tüm komşularla dışarıda eğlenceler tertiplenir, oyunlar oynanır.
Üzerinden uzun zaman geçmiş ve kaybolmuş bir kültür olmasına rağmen Narduğan Bayramı, 2010 yılından beri Muğla’nın Bodrum ilçesine bağlı Gündoğan beldesinde halkın katılımlarıyla şenlik havasında kutlanarak geleneksel bir eğlence hâline dönüşmüştür. Etkinlikte şenlik ateşi yakılıp Ege türküleri eşliğinde yöresel oyunlar oynanmaktadır. Yöre kadınlarının rengârenk basma kıyafetleriyle eşlik ettiği bu oyunlar sonrasında kesilen kumaş ve bez parçaları temsilî olarak akçam ağacına bağlanmaktadır.
***
Farsça “ŞEB” kelimesi “GECE” demektir. “YELD” ise “UZUN” anlamına gelir.
İki kelimeden bir tamlama oluşturarak yılın en uzun gecesi olan 21 Aralık’ı 22 Aralık’a bağlayan geceye Müslüman Türkler “şeb-i yeldâ” demişler.
Geceler hem umuda hem ıstıraba gebedir. İnsanoğlu her sabah yeni umutlarla ve hayallerle uyanır; ancak beklemediği ıstıraplarla karşılaşır.
Halk arasında, her zaman gündüzün şerri gecenin hayrından üstün tutulur. Kur’ân-ı Kerîm’de Felâk Sûresi’nde Allah, “karanlık bastığında gecenin şerrinden sabahın Rabb’ine sığınılmasını” emreder.
Bir Çorum türküsü ise şöyle der:
Şu uzun gecenin gecesi olsam
Sılada bir evin bacası olsam
Dediler nazlı yârin pek hasta
Başında okuyan hocası olsam
Âşık gurbettedir. Sıladan kötü haberler gelmektedir. Böyle bir durumda uzun geceler daha da uzar ve âşık için bir ıstırap vaktine dönüşür. Hele bu gece şeb-i yeldâ ise duygular zirve yapar ve âşığın ıstırabı bir kat daha artar, zaman algısı değişir. Karanlık gece uzadıkça uzar, aydınlık sabah geciktikçe gecikir.
Bosnalı Sâbit (ö.1712) meşhur beytinde bunu şöyle ifade eder:
Şeb-i yeldâyı müneccimle muvakkit ne bilir
Müptelâ-yı gama sor kim geceler kaç sâ'at
(En uzun geceyi ne müneccim ne de güneşe bakarak vakitleri ayarlayan muvakkit bilir. Gecelerin kaş saat olduğunu aşk yüzünden derde düşmüş olana sorun.)
Gafil olanlar gözü yaşlıların hâlinden anlamayacağı gibi geceyi uyuyarak geçirenler de sabaha kadar uyuyamayıp yıldızları seyreden âşıkların hâlinden anlamaz. Fuzûlî bunu şöyle ifade eder:
Gözü yaşlıların hâlin ne bilsin merdüm-i gâfil
Kevâkib seyrini şeb-tâ-sehere bîdâr olandan sor
Şeb-i yeldâ yılda bir kere olur; lâkin büyük acılarla geçen ayrılık gecelerinin şeb-i yeldâları pek çoktur. 16. yüzyıl şairi Behiştî de şöyle der:
Yılda bir olur şeb-i yeldâ velî ey subh-ruh
‘Âlem-i hecrün igen çokdur şeb-i yeldâları
Her ne olursa olsun siz siz olun, ümidinizi kaybetmeyin! Geceler ne kadar uzun olursa olsun sonunda sabah olacaktır. Şairin dediği gibi:
“Geceler tulû-i haşre kadar sürmez.”