-Türk Şiirinin Doruk Noktası- Mehmet Akif ERSOY

Mehmet Âkif ERSOY

Şüphesiz Âkif Türk şiirinin doruk noktalarından biridir. Yaşadığı devir, milletimizin ölüm-kalım savaşı verdiği bir devirdir.

Bu devirde, felâketler felâketleri kovalamış, acı olaylar birbirini izlemiştir. Böyle bir ortamda Âkif milletinin sesi olmuştur.

Balkan Savaşı sonunda çiğnenen vatan toprakları karşısında şöyle haykırır:

Gitme ey yolcu! Beraber oturup ağlaşalım

Elemim bir yüreğin kârı değil paylaşalım

Âh! Karşımda vatan yerine bir kabristan

Yatıyor şimdi; nasıl yerlere geçmez insan?

 Anadolu işgal altındadır. 8 Temmuz 1920 günü Venizelos’un oğlu Sofokles’in başında bulunduğu Yunan ordusu Bursa’yı işgal eder. Yunan komutan Osman Gazi’nin türbesinde içki âlemi yapar, Osman Gazi’nin sandukasını tekmeler ve çeşitli hakaretler ederek bir de fotoğraf çektirir.

Âkif, Bursa’nın işgali üzerine Bülbül şiirini yazar. Şiirde; bütün dünyaya küskün olduğunu, pek bunaldığını, şehirden uzaklaşıp biraz hava almak amacıyla kırlara doğru yürüdüğünü, derin düşüncelere dalmış geçmişi hayal ederken bir bülbülün feryat eden sesiyle kendine geldiğini belirttikten sonra bülbüle hitâben şöyle der:

Eşin var, âşiyanın var, bahârın var, ki beklerdin;

Kıyâmetler koparmak neydi, ey bülbül, nedir derdin?

O zümrüt tahta kondun, bir semâvî saltanat kurdun;

Cihânın yurdu hep çiğnense, çiğnenmez senin yurdun,

Bugün bir yemyeşil vâdi, yarın bir kıpkızıl gülşen,

Gezersin, hânmânın şen, için şen, kâinatın şen.

 

Neden öyleyse mâtemlerle eyyâmın perîşandır?

Niçin bir damlacık göğsünde bir umman hurûşandır?

Hayır, mâtem senin hakkın değil... Mâtem benim hakkım:

Asırlar var ki, aydınlık nedir, hiç bilmez âfâkım!

Tesellîden nasîbim yok, hazân ağlar bahârımda;

Bugün bir hânmansız serseriyim öz diyârımda!

 

***

Mehmet Âkif realist bir şairdir. Yoksul insanlar, kimsesiz çocuklar, kocaları tarafından sokağa atılmış kadınlar, bakıma muhtaç yaşlılar onu yakından ilgilendirmiştir.

Kenar mahallelerin çamur deryası sokakları, insanların bedenini ve ruhunu çökerten kahvehaneler, meyhaneler onun yüreğini sızlatmıştır.

Mahalle kahvesi hâlâ niçin kapanmamalı?

Kapansın elverir artık bu perde pek kanlı!

Hayır, bu perde, bu Şark’ın bakılmayan yarası;

Bu, çehresindeki levsiyle yurda yüz karası;

 

***

Mehmet Âkif, halkına romantik köşklerden bakmamış, okula gidemeyen yoksul çocukların hamal küfesine ayağı takılmış, yatağından kalkamayan hasta Seyfi Baba ile aynı odada yatmış, kocasını meyhanede arayan çaresiz kadınların acısını paylaşmış ve edebiyatımızın en gerçekçi şiirlerini yazmıştır.

Âkif’in Çanakkale’de düşmana geçit vermeyen Mehmetçikler için yazdığı destanî şiir ise Türk edebiyatının şaheserlerinden biridir. Çanakkale sularında ve topraklarında yaşanan bir savaş değil yedi düvelin Türk-İslâm yurdunu rezil bir istilâsıdır. Fakat Âsım’ın nesli buna izin vermeyecektir.

Vurulup tertemiz alnından uzanmış yatıyor

Bir hilâl uğruna yâ Rab ne güneşler batıyor

Yedi düvele karşı savaşan Çanakkale şehitleri, onun mısralarında, bir hilâl uğruna batan güneşler, bu topraklar için toprağa düşmüş, ecdat ruhlarının gökten inerek alınlarından öpeceği askerlerdir.

Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın

Gömelim gel seni tarihe desem sığmazsın

Onlar, Bedr’in arslanları gibi şanlı, tarihe bile sığmayacak, ancak sonsuzlukların içine alabileceği, namusunu çiğnetmeyen ve çiğnetmeyecek olan, Hazreti Peygamberin kucağını açmış beklediği Âsım’ın neslidir.

Âkif’e göre; Çanakkale şehitleri için ne yapılsa azdır. Kâbe’yi mezar taşı olarak diksek, gök kubbeyi bütün yıldızlarıyla üzerlerine örtü diye çeksek, Süreyya yıldızını avize olarak üzerlerine assak yine aziz hatıralarına bir şey yapabildik diyemeyiz.

Ey şehit oğlu şehit isteme benden makber

Sana âgûşunu açmış duruyor Peygamber

 

***

Âsım, Âkif’in hayatı boyunca hayal ettiği, özlemini çektiği ideal gençliğin sembolüdür. Bu gençliğin özellikleri, imanlı, çalışkan, dürüst, vatansever, faziletli ve uyanık olmaktır.

Çanakkale’de düşmana geçit vermediği gibi ülkemizi muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkaracak, milletimizi nurlu ufuklara taşıyacak olan işte bu Âsım’ın neslidir.

Âsım’ın nesli diyordum ya, nesilmiş gerçek

İşte çiğnetmedi nâmusunu çiğnetmeyecek

Âkif’in “O, benim değil milletimindir.” dediği ve “Allah bir daha bu millete İstiklâl Marşı yazdırmasın!” diye dua ettiği millî marşımızı başka bir yazının konusu yapmak üzere onun bir dörtlüğüyle yazımızı bitirelim:

Gök kubbenin altında yatar, al kan içinde,

Ey yolcu, şu toprak için can veren erler

Hakk'ın bu veli kulları taş türbeye girmez

Gufrâna bürünmüş, yalnız Fâtiha bekler.

Mehmet Âkif 27 Aralık 1936 günü bu dünyaya veda ederek ebedî âleme uçtu.

Ruhu şâd, mekânı cennet olsun!..