İnsan, çoğu zaman zamanın kıymetini kaybettiğinde anlar. Oysa zaman, kaybedildiğinde geri gelmeyen tek sermayedir. Aslında zamanın kendisi ne iyi ne kötüdür; ona değer kazandıran, insanın o zaman diliminde ne yaşadığı, nasıl yaşadığı ve kimlerle yaşadığıdır. Bu yüzden “zamana değer veren, değer katan orada yaşanan olaylardır” sözü, hayatın özünü anlatan bir hakikattir.
Bugün elimizde olan tek gerçeklik “şu an”dır. Geçmiş, çoğu zaman “keşke”lerin biriktiği bir hatıra yığınına dönüşebilir. İnsan, dönüp baktığında “keşke daha çok çabalasaydım, keşke daha doğru insanlarla yürüseydim” diyorsa, aslında bugünü ihmal etmiş demektir. İşte bu yüzden geçmişin bir “keşkeler mezarlığı” olmaması için, bugünü bilinçle yaşamak zorundayız. Çünkü yarının geçmişi, bugünün aynası olacaktır.
Zamanı kaliteli hâle getirmek, sanıldığı gibi saatleri doldurmakla değil; o saatlerin içini doldurmakla mümkündür. Bir insanın çevresi, onun zamanının aynasıdır. Kaliteli bir dost, samimi bir arkadaş, gönlü zengin bir komşu… Bunlar sadece sosyal ilişkiler değil; aynı zamanda insanın ruhunu besleyen kaynaklardır. Nitekim insan, en çok vakit geçirdiği beş kişinin ortalamasıdır derler. Bu söz boşuna söylenmemiştir. Çünkü insan, bulunduğu ortamın kokusunu taşır.
Eğer zamanınız sizi geliştirmiyorsa, durup düşünmek gerekir: Kimlerle vakit geçiriyorum? Neye emek veriyorum? Hangi meclislerde bulunuyorum? Zira insanı yücelten de, aşağı çeken de çoğu zaman bu tercihlerdir. Kaliteli insanlarla geçirilen zaman, insanın ufkunu açar, gönlünü genişletir ve hayatına anlam katar.
Bir diğer önemli mesele ise beklenti ve umuttur. İnsan, umut etmeden yaşayamaz. Her beklentinin içinde bir umut gizlidir. Ancak unutulmaması gereken şudur: Umut, tek başına bir sonuç doğurmaz. Umudun gerçeğe dönüşmesi, harekete bağlıdır. Bekleyerek değil, çabalayarak; hayal ederek değil, adım atarak sonuç alınır. Umut bir niyettir, hareket ise o niyetin hayata geçmesidir.
Velhasıl… Zaman, bize verilmiş en büyük emanettir. Onu nasıl değerlendirdiğimiz, kimlerle paylaştığımız ve neye dönüştürdüğümüz ise tamamen bizim tercihimizdir. Geçmişe takılıp kalmadan, geleceğin kaygısında kaybolmadan; bugünü anlamlı kılmak, belki de hayatın en büyük başarısıdır.
Unutmayalım: Zaman geçmez… Biz geçeriz. Önemli olan, geçip giderken ardımızda ne bıraktığımızdır.