ütahya’nın simgelerinden biri olan Kütahya Kalesi, yalnızca bir savunma yapısı mı, yoksa yüzyıllardır anlatılan güçlü bir efsanenin taşıyıcısı mı? Eğitimci Yazar Fikri Tezbaşar, halk arasında “devler tarafından yapıldığı” rivayet edilen Kütahya Kalesi efsanesini Dumlupınar Gazetesi’ne özel değerlendirdi.

Kütahya’da Bir Meslek Daha Can Çekişiyor: Yorgancılık Yok Oluyor!
Kütahya’da Bir Meslek Daha Can Çekişiyor: Yorgancılık Yok Oluyor!
İçeriği Görüntüle

Tezbaşar, bu anlatının basit bir masaldan ibaret olmadığını belirterek, efsanenin insanın gücü, sınırları ve ölüm karşısındaki çaresizliğini anlatan derin bir kültürel hafıza taşıdığını vurguladı.

Kale-1

“Bazı Yapılar Sadece Taş Değildir”

Kütahya Kalesi’ne bakan herkesin ilk hissettiği duygunun büyüklük ve ihtişam olduğunu söyleyen Tezbaşar, bu duygunun efsaneleri doğurduğunu belirterek şunları söyledi:

“Bazı yapılar yalnızca taştan ve harçtan ibaret değildir. İnsan, dönem şartlarını düşündüğünde ‘Bunu nasıl yaptılar?’ sorusuna cevap bulamadığında, efsane devreye girer.”

Dev Figürü Neyi Temsil Ediyor?

Tezbaşar’a göre Türk mitolojisindeki “dev” figürü, yalnızca masallardaki korkutucu bir varlık değil; insan gücünün yetmediği noktada ortaya çıkan sembolik bir anlatımdır.

“Vinçlerin, makinelerin, modern mühendisliğin olmadığı çağlarda dağların tepesine kurulan kaleler karşısında halk, ‘Bunu insanlar yapmış olamaz’ demiştir.”

Bu düşüncenin sadece Kütahya’ya özgü olmadığını vurgulayan Tezbaşar; Nemrut Dağı, Van Kalesi, Divriği Ulu Camii ve Göbeklitepe gibi pek çok yapı için de benzer anlatıların bulunduğunu hatırlattı.

C556Ed33 0Abe 409D 998D 2Aae7D700788

Efsane Nasıl Anlatılıyor?

Halk anlatılarına göre, çok eski zamanlarda Kütahya ve çevresinde, bugünkü insanlardan çok daha iri yapılı devler yaşar. Bu devlerin padişahı, Hisar Tepe’ye gücü simgeleyen büyük bir kale yaptırmak ister.

Tezbaşar, efsanenin en dikkat çekici sahnesini şöyle aktardı:

“Rivayete göre devler, Nemrut Kayası’ndan oda büyüklüğünde taşlar keser. Bu taşları Yoncalı’dan Hisar’a kadar elden ele aktararak taşırlar. Bu sahne yalnızca gücü değil, düzeni ve kolektif emeği anlatır.”

“Bu Diyarda Ölüm Olduğunu Bilseydim…”

Efsanenin kırılma noktasının, dev padişahın oğlunun ölümü olduğunu belirten Tezbaşar, bu bölümün asıl mesajı verdiğini söyledi:

“Rivayete göre padişah, ‘Bu diyarda ölüm olduğunu bilseydim, koymazdım taş üstüne taş’ der. İşte bu söz, efsanenin kalbidir. Güç, kudret ve ölümsüzlük inancı, ölüm gerçeği karşısında anlamını yitirir.”

Tarih Ne Diyor?

Tarihî kaynaklara göre Kütahya Kalesi’nin Bizans döneminde, yaklaşık 8. yüzyılda inşa edildiğini hatırlatan Tezbaşar, efsane ile tarih arasında bir çelişki değil, bir tamamlayıcılık olduğunu ifade etti:

“Tarih bize kalenin kim tarafından ve ne zaman yapıldığını söyler. Efsane ise insanın bu yapı karşısında hissettiği hayreti anlatır.”

“Efsaneler Bir Kentin Kültürel Hafızasıdır”

Tezbaşar, Kütahya Kalesi efsanesinin yalnızca bir masal olarak görülmemesi gerektiğini vurgulayarak sözlerini şöyle tamamladı:

“Bu anlatılar, geçmişteki insanların dünyayı nasıl anlamlandırdığını gösterir. Kütahya Kalesi’ne bakarken yalnızca taşları değil; insanın gücü, faniliği ve ölüm karşısındaki acziyetini de görürüz. Efsaneler, bir kentin kültürel hafızasıdır.”

Muhabir: Çağla CANBAZ