Kütahya Dumlupınar Üniversitesi (DPÜ) Rektörü Prof. Dr. Süleyman Kızıltoprak, 2026-2027 Akademik Yılı açılışı kapsamında düzenlenen toplantıda yaptığı konuşmada Terörsüz Türkiye, toplumsal huzur, kardeşlik ve ortak gelecek mesajları verdi. Öğrencilere seslenen Kızıltoprak, huzurun gündelik hayatta kurulduğunu belirterek, gençlerin toplumsal barışın ve kardeşliğin güçlenmesinde önemli sorumluluklar üstlendiğini ifade etti.

“Huzur Gündelik Hayatta Kurulur”
Konuşmasında toplumsal huzurun yalnızca büyük hedeflerle değil, günlük yaşamda sergilenen davranışlarla da şekillendiğine dikkat çeken Rektör Kızıltoprak, öğrencilerin birbirlerine karşı anlayışlı ve saygılı olmasının önemini vurguladı.
Üniversite yaşamından örnekler veren Kızıltoprak, kantinde, amfide, sınav öncesinde ya da otobüs durağında kurulan iletişimin huzur ortamına katkı sağlayabileceğini belirtti.

Kızıltoprak, konuşmasında şu ifadeleri kullandı:
“Çünkü huzur gündelik hayatta kurulur. Bir kantinde otururken, amfide hocanın gelmesini beklerken, bir sınava hazırlanırken ya da bir otobüs durağında vasıta beklerken; bir selamla, bir gülüşle, erdemli bir davranışla ve arkadaşınızın hakkını kendi hakkınızmış gibi değerli görmenizde huzur sağlanır.”
Vatan kavramının kapsamına değinen Kızıltoprak, vatanın yalnızca üzerinde yaşanılan topraklardan ibaret olmadığını; ortak tarih, dil, kültür ve değerlerle anlam kazandığını dile getirdi.

Mavi Vatan, Gök Vatan ve Yeşil Vatan kavramlarına da değinen Kızıltoprak, vatanı oluşturan tüm unsurlara sahip çıkılması gerektiğini belirtti. Malazgirt Zaferi ve Dumlupınar Zaferi gibi tarihî dönüm noktalarının ortak hafızadaki yerine işaret eden Kızıltoprak, cumhuriyet ve devletle duyulan gururun da bu bütünün bir parçası olduğunu ifade etti.
Kızıltoprak, vatanın ortak tarih, dil, şarkılar, türküler ve emekle birlikte yaşatılan bir duygu olduğunu belirterek, Türkiye Cumhuriyeti’ni gelecek nesillere aktarmanın herkesin sorumluluğu olduğunu kaydetti.
Kızıltoprak'tan Nazım Hikmet ve Mehmet Akif'in Dizeleriyle Kardeşlik Mesajı
Konuşmasında şair Nazım Hikmet’in Anadolu’yu ve memleket sevgisini anlatan dizelerine de yer veren Kızıltoprak, farklı kültürlerden insanların aynı vatanın parçası olduğuna dikkat çekti.
Kızıltoprak, “Bu memleketin taşı da toprağı da böğürtü böceği de, yeşili de çiçeği de, her renkten, her kültürden insanı da bizim.” sözleriyle ortak aidiyet ve sorumluluk anlayışını vurguladı.
Şairin “Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine” dizelerini de hatırlatan Kızıltoprak, Dumlupınar Zaferi’nin adını taşıyan üniversitenin öğrencilerinin hem bireysel özgürlüklerine sahip çıkmalarını hem de kardeşlik anlayışıyla bir arada yaşamalarını önemsediklerini ifade etti.

''Vatan Aynı Zamanda Ortak Tarihimizdir''
Kızıltoprak açıklamasında şu ifadelere yer verdi: ''Bilginin, Huzurun ve Ortak Geleceğin Üniversitesi
Sevgili öğrenciler,
Değerli hocalarım,
Kıymetli çalışma arkadaşlarım,
Yeni akademik yılın üniversitemize, Kütahya’mıza ve ülkemize hayırlı olmasını diliyorum.
Sizleri yalnızca bir yönetici olarak değil; aynı kampüste düşünen, öğrenen ve ortak bir sorumluluğu paylaşan yol arkadaşınız olarak selamlıyorum. Çünkü üniversite, yalnız binalardan, dersliklerden ve yönetmeliklerden meydana gelmez. Üniversite; hakikati arayan insanların kurduğu bir düşünce, emek ve vicdan ortaklığıdır.
Bugün sınıflarımız yeniden doluyor. Aramıza farklı şehirlerden, bölgelerden ve ülkelerden gençler katılıyor. Her öğrencimiz bu kapıdan içeri bir hayalle giriyor. O hayalin arkasında bir ailenin emeği, bir gencin sabrı ve geleceğe duyulan güven vardır.
Bize emanet edilen, işte bu güvendir.
Üniversitenin görevi, öğrenciyi yalnızca bir mesleğe hazırlamak değildir. Ona kendi aklıyla düşünme cesareti, doğru bilgiye ulaşma disiplini ve başkasının hayatına saygı duyma sorumluluğu kazandırmaktır. Eğitim, insanın zihnini bilgiyle doldurmanın ötesinde, ona nasıl bir insan olmak istediğini sordurabilmelidir.
Bu yılın ilk dersini “Terörsüz Türkiye” başlığı altında yapıyoruz.

Bu ifade, yalnızca güvenlik politikalarına ait Terörden uzak bir Türkiye; hiçbir annenin evladını korkuyla beklemediği, hiçbir gencin geleceğini kaygının gölgesinde kurmadığı, farklılıkların düşmanlık sebebi sayılmadığı bir hedef değildir. Doğrudan insan hayatıyla ilgilidir.
Terör, insanın yaşama hakkını hedef alırken toplumun güven duygusunu da yaralar. İnsanları birbirinden uzaklaştırır; korkuyu, kuşkuyu ve öfkeyi çoğaltır. Huzur ise yalnızca çatışmanın yokluğu değildir. Huzur; hukukun işlemesi, adalet duygusunun güçlenmesi, insan onurunun korunması ve anlaşmazlıkların birbirimizi yok etmeden çözülebilmesidir.
Üniversite tam da bunun için vardır.
Burada düşünceler karşılaşır; fakat insanlar düşmanlaşmaz. Bilgiler sorgulanır; fakat soru soran küçümsenmez. Bilimsel tartışmanın amacı karşısındakini susturmak değil, gerçeğe birlikte yaklaşmaktır. Çünkü hakikat, bir kişinin veya bir grubun mülkü değildir. Ona ancak özgür akıl, dürüst araştırma ve açık tartışmayla yaklaşabiliriz.
Sevgili gençler,
Sizlerden büyük sözler söylemenizi beklemiyorum. Sizlerden düşünmenizi, öğrenmenizi ve sorumluluk almanızı bekliyorum.
Bir bilgiyi paylaşmadan önce doğrulamanız, farklı düşünene kulak vermeniz, arkadaşınızın güçlüğünü görmeniz ve haksızlık karşısında hukuktan ayrılmamanız da toplumsal huzura hizmettir. Çünkü huzur önce gündelik hayatın küçük davranışlarında kurulur: Bir selamda, adil bir kararda, doğru bir sözde, başkasının hakkını kendi hakkımız kadar değerli görmekte…
Vatan da yalnızca sınırları çizilmiş bir toprak değildir. Vatan; ortak hatıralarımız, türkülerimiz, dilimiz, emeğimiz ve birlikte kuracağımız gelecektir.
Nâzım Hikmet, Anadolu’yu tarih içinden akıp gelen büyük bir hayat coğrafyası olarak anlatırken şöyle seslenir:
Dörtnala gelip Uzak Asya’dan
Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan
bu memleket, bizim.
Buradaki “bizim” sözü yalnızca sahipliği anlatmaz; sorumluluk yükler. Memleket bizimse onun yalnız güzellikleri değil, yaraları da bizimdir. Irmağı bizimse susuz köyü de; şehri bizimse kendisini yalnız hisseden insanı da; zaferi bizimse o zafer uğruna ödenen bedellerin hatırası da bizimdir.
Nâzım Hikmet’in hafızamıza bıraktığı şu dizeler, özgürlük ile kardeşlik arasındaki bağı kurar:
Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
ve bir orman gibi kardeşçesine...

Bir ağaç gibi özgür olmak, kendi düşüncemiz ve kişiliğimizle var olabilmektir. Bir orman gibi kardeşçe yaşamak ise başkasının varlığını kendi özgürlüğümüzün tehdidi saymamaktır. İnsan kendi başına hür olabilir; fakat ancak başkalarının hürriyetine saygı duyduğunda özgür bir toplum kurabilir.
Mehmet Âkif Ersoy da Millî Mücadele’nin en ağır günlerinde milletimize tek kelimeyle seslenmişti:
Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
Bu “Korkma” hitabı, saldırganlığa değil, ümidi korumaya çağırır. Bir milletin hür yaşama iradesini, bağımsızlığına duyduğu inancı ve en zor zamanda bile geleceğinden vazgeçmeyişini dile getirir.
Mehmet Âkif’in bağımsızlık iradesi ile Nâzım Hikmet’in özgürlük ve kardeşlik özlemi farklı fikrî dünyalardan doğmuştur. Fakat iki şiir sesi, insanın iradesinin elinden alınmasına, onurunun çiğnenmesine ve umudunun söndürülmesine karşı çıkar.
Bize düşen, millî bağımsızlık bilincini evrensel insanlık değerleriyle birlikte taşımaktır. Vatan sevgisini adaletten, özgürlüğü sorumluluktan ve millî birliği insan onurundan ayırmamaktır.
Bu ülkenin huzuru uğruna hayatını kaybeden şehitlerimizi rahmetle, gazilerimizi minnetle anıyoruz. Onların aileleri, milletimizin ortak emanetidir. Mehmet Âkif’in şu dizeleri, toprağın yalnız coğrafyadan ibaret olmadığını hatırlatır:
Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki fedâ?
Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan, şühedâ!
Bu dizeleri okumak, yeni acılar istemek değildir. Tam tersine, ödenen bedelleri bilerek huzuru koruma sorumluluğunu üstlenmektir. En büyük temennimiz, hiçbir annenin evlat acısıyla sınanmaması ve hiçbir gencin hayatının şiddet yüzünden yarım kalmamasıdır.
Dilaver Cebeci de “Türkiyem” şiirinde vatan sevgisini Anadolu’nun yolları ve ırmakları üzerinden dile getirir:
Baş koymuşum Türkiye’min yoluna,
Düzlüğüne, yokuşuna ölürüm.
Asırlardır kır atımı suladım,
Irmağının akışına ölürüm.
Vatanı sevmek, onun yalnız düzlüğünde yürümek değildir; yokuşunu da göze almaktır. Ülkeye bağlılık, rahat zamanlarda söylenen güzel sözlerle ölçülmez. Asıl bağlılık, güçlük karşısında sorumluluktan kaçmamak, umutsuzluğa teslim olmamak ve ortak iyilik için emek vermektir.
Şair, vatanı yalnız dağlarda ve ırmaklarda değil, milletin yaşayışında da bulur:
Düğünüm, derneğim, halayım, barım,
Toprağım, ekmeğim, namusum, arım.
Kilimlerde çizgi çizgi efkârım,
Heybelerin nakışına ölürüm.
Halay da bizimdir, horon da bizimdir, halı ve kilim de bizimdir, onu dokuyan el de. Türkiye’nin kültürel zenginliği, farklılıkların ortadan kaldırılmasından değil, ortak bir hayat içinde korunmasından doğar.
Biz bugün bu sözleri herhangi bir yerde söylemiyoruz. Dumlupınar’dayız.
Bu topraklar, 30 Ağustos 1922’de kazanılan Başkomutanlık Meydan Muharebesi’nin hatırasını taşır. Ancak Dumlupınar’ın bize bıraktığı ders, savaşı yüceltmek değildir. Asıl ders, bağımsızlığın hangi bedellerle kazanıldığını bilmek ve huzuru aynı ciddiyetle korumaktır.
Dumlupınar’daki askerî zafer, 11 Ekim 1922’de imzalanan Mudanya Mütarekesi ile silahların susmasına; 24 Temmuz 1923 tarihli Lozan Barış Antlaşması ile bağımsızlığın uluslararası hukuk önünde tanınmasına ulaştı. Cephede kazanılan sonuç, diplomasi masasında bir devlet düzenine dönüştü.
Tarih bize şunu öğretir: Zafer, barışa ulaştığında anlam kazanır. Bağımsızlık, hukukla korunduğunda kalıcı olur. Millî birlik, adaletle güçlendiğinde geleceğe taşınır.
Tarih bilinci, geçmişin düşmanlıklarını bugüne taşımak değildir. Geçmişte ödenen bedellerden daha adil ve daha huzurlu bir gelecek kurma sorumluluğu çıkarmaktır.
Değerli hocalarım,
Öğrencilerimize yalnızca meslek öğretmiyoruz. Onlara doğru bilgiye ulaşmayı, kanıt ile kanaati ayırmayı ve verdikleri kararların sorumluluğunu taşımayı da öğretiyoruz.
Bilgi vicdandan ayrıldığında gücün aracına dönüşebilir. Vicdan ise bilgiyle beslenmediğinde iyi niyet düzeyinde kalır. Üniversitenin görevi, akıl ile vicdanı; bilimsel yeterlik ile insanlık sorumluluğunu birlikte geliştirmektir.
Sevgili öğrenciler,
Üniversite hayatında zaman zaman yorulacak, başarısızlıktan korkacak ve kendinizi yalnız hissedeceksiniz. Böyle zamanlarda şunu hatırlayın: Burada bulunmanızın bir anlamı, sözünüzün bir değeri vardır.
Üniversite yalnızca başarılı olanların alkışlandığı bir yer değildir. Hata yapanın yeniden başlayabildiği, soru soranın küçümsenmediği ve desteğe ihtiyaç duyanın yardım bulabildiği bir öğrenme topluluğudur.
Bu nedenle akademik danışmanlığı ve psikolojik destek imkânlarını daha erişilebilir kılmak, öğrencilerimizin yönetime katılımını güçlendirmek, ayrımcılığa ve dışlanmaya izin vermeyen adil bir kampüs oluşturmak bizim sorumluluğumuzdur.
Kütüphaneden laboratuvara, derslikten öğrenci işlerine kadar üniversitenin her birimi aynı ilkeye bağlı kalmalıdır:
Her öğrenci değerlidir.
Her öğrenci saygıyı hak eder.
Hiçbir öğrencimiz geride bırakılamaz.
Sevgili gençler,
Sizler yalnızca kendi geleceğinizi kurmayacaksınız. Vereceğiniz kararlarla ülkenin bilimini, ahlakını ve toplumsal hayatını da biçimlendireceksiniz.
Aklınızı başkasına teslim etmeyin. Fakat kendi düşüncenizi de mutlak hakikat sanmayın. Soru sormaktan çekinmeyin; cevaplarınızdan şüphe etmeyi de bilin. Çünkü entelektüel olgunluk, çok şey bilmekten önce, bildiğinin sınırlarını fark edebilmektir.
Kütahya’dan, Dumlupınar’dan ortak geleceğimize katkı sunmak istiyoruz. Ülkesini seven, dünyayı anlayan; aklını özgürce kullanan, vicdanını diri tutan ve insan hayatını her türlü anlaşmazlığın üstünde gören gençler yetiştirmek istiyoruz.
Yeni akademik yılın sizlere bilgi kadar dostluk, başarı kadar sorumluluk ve meslekî yeterlik kadar vicdan kazandırmasını diliyorum.
Yolunuz açık, zihniniz özgür, umudunuz diri olsun. Hepiniz üniversitemize hoş geldiniz.
Bilginin rehberliğinde, hukukun güvencesinde, huzur içinde ve milletimizin mutluluk sevincinde birlikte yürüyelim.''




