Yaz aylarında plastik şişelerde satılan sular daha fazla tercih ediliyor. Gün içinde güneş ışınına maruz kalan bu şişeler defalarca kullanılabiliyor. Uzmanlar ise trafikte satılan, arabada bırakılarak güneşe maruz kalan bu suları tüketmenin sağlık açısından zararlı olduğu konusunda uyarıyor. İçerisine eklenen, insan sağlığına son derece zararlı maddelerle daha tehlikeli hale gelen damacana sular ise günümüzde oldukça popüler.

Suyun içine büründüğü bu maddelerin insan sağlığına nasıl ve ne gibi zararlar verdiğinden bahseden Aqua Mina Su Arıtma Sistemleri yetkilisi Hafize Başarı arıtma cihazları hakkındaki iddiaların tamamen şehir efsanesi olduğunu dile getirirken Nejla Toker ise arıtma suyun işlevinden ve sistemin nasıl çalıştığından bahsetti.

“DAMACANA’DA FOSGEN GAZI BÜYÜK TEHLİKE”

Damacana suların hangi sebeplere tehlike yarattığını açıklayan Hafize Başarı, “Biz aslında su ile alakalı sosyal farkındalık oluşturmaya çalışıyoruz. Temiz ve sağlıklı su ile alakalı. Bizim amacımız bu. Gelen müşterilerimize illa arıtma su hizmeti vereceğiz diye bir gayemiz yok.  Plastik damacanalarda bildiğiniz üzere çoğu firma damacanayı su kaynağının ağzına getirip doldurmuyor. Bunlarda aslında bir nevi arıtma suyu. Fabrika ortamlarında büyük bir arıtma cihazıyla elde edilen suyu getiriyorlar. Peki bu nasıl zararlı hale geliyor diye de sorarsanız şu şekilde; Bu arıtma sisteminden sonra damacananın içerisinde bu su konuluyor ve günlerce bekletiliyor. Plastik zaten günümüzde çok fazla insanın mücadele ettiği bir konu. Çünkü doğada en zor çözülen madde. Bu damacananın içinde bir de damacanaya sertliğini veren fosgen gazı maddesi var. Bu madde de genelde savaş aletlerinde yakıcı özellik taşıyan bir madde. Bu gaz en ufak, nokta kadar bir çizik halinde biz bunu fark etmeyebiliyoruz bu kadar küçük bir çizikten su sızmıyor ama biliyorsunuz ki damacanaya getirenler pat diye yere koyuyorlar ve böyle bir durumda bu madde suyla temasa geçmiş oluyor. İnsanın hücreleriyle tepkimeye girdiğinde bizler için zararlı bir kimyasal vücudumuza girmiş oluyor.” ifadelerini kullandı.

“DAMACANALAR BİR MÜŞTERİDEN DİĞERİNE GÖTÜRÜLÜRKEN YETERİNCE TEMİZLENMİYOR”

Damacanaların kullanıldıktan sonra yeniden tesise getirildiğinde gereken temizliğin yapılamadığına dikkat çeken Başarı, “Normalde bir damacananın temizlenebilmesi için en azından 40 ila 60 litre arasında suya ihtiyaç var. Bu da tamamıyla israf demek. İsrafın yanı sıra da çoğu firma bu topa girmemek için damacanaları gerçekten temiz bir şekilde yıkamıyor. Bildiğiniz üzere su bu dönemde çok kıymetli ve pahalı. O yüzden hiçbir firma bu kadar su harcayıp damacanayı temizlemiyor. Vatandaşlara gelen damacanayı kim bilir kimler ne amaçla kullanıyor. Ben bunu bizzat duydum; içinde ihtiyaca yönelik olaraktan benzini günlerce bulunduran ve sonrasında bunu geri firmaya veren kişiler var ayrıca başka firmalara satanlar var. Covid döneminde de gördük insanlar damacana şişelerine kolonya dolduruyorlardı. Sizin önünüze gelen damacana ne kadar temizlendi soru işareti. Gözümüzle görmediğimiz bir firmaya güvenmemiz çok zor ve bu zamanda damacana su  bu kadar revaçtayken günde binlerce dağıtılan damacana güzel temizlenebiliyor mu bu da soru işareti. İçerisindeki fosgen gazı da ayrı bir soru işareti. Küçük bir şişeyi dahi güneşin altına koyduğunuzda az da olsa belli bir miktar azaldığını görebilirsiniz. Buharlaşma yaşanıyor ve bu buharlaşma plastiğin içinde yaşanıyor. O su ve plastik her halükarda tepkimeye girmiş oluyor. Dünyada en fazla dikkat etmemiz gereken konulardan biri su meselesi. Saçımızdan yüzümüzden böbreğimize kadar hepsi su ile alakalı. Böyle bir noktada bu şekilde plastikle tepkimeye giren bir su kimyasallar barındırıyor muhakkak. Bunun ne kadar bizim sağlığımıza faydası olabilir? Bu da bir soru işareti. Biz plastik bir poşetin içine meyve bile koyduğumuzda eve gelince yıkıyoruz defalarca.” şeklinde konuştu.

“ KÜTAHYA’DA MUSLUK SULARI CİDDİ DERECEDE SERTLİK ORANI TAŞIYOR.”

Kütahya’da ki musluk suyunun sıkıntısını şehir dışından gelenlerin daha kolay anlayabildiğini dile getiren Hafize Başarı, “Kütahya’da musluk suları ciddi derecede sertlik oranı taşıyor. Kireçsel anlamda da sıkıntılı. Bunu şu şekilde de anlayabiliyoruz insanlar farklı şehirlerden geldiklerinde diyor ki saçlarım çok sertleşti ve ellerim yüzülüyor. Çünkü Kütahya’daki içme suyunun ciddi derecede bir sertliği var. Su için belirlenen içilebilirlik oranları var. Mesela 0-25 değer arasındaki su çok yumuşak bir sudur. Tamamıyla kaliteli içilebilir bir su. Kütahya’nın çeşme suyu genelde 300-380 civarlarında çıkıyor. Çok sert bir su olduğunu doğruluyor. Yüksek derece de kireç barındırıyor. İnsanlarda kireç faydalı diye bir algı var ama faydalı olan kireç bu kireç değil. İncik suyunu ölçtüğümüzde musluk suyuna nazaran bir tık daha yumuşak ama yine o da sert su. Bizim içebileceğimiz su burada bir ve ikinci kalitedeki sular. Diğerleri insan vücudu için böbrekleri yoran, organlarımızı tamamıyla yıpratan sular. Bunun da en büyük örneği günümüzde çok sayıda böbrek hastasının olması. Bu anlamda su tüketimi çok önemli” şeklinde konuştu.

SU ARITMA SİSTEMİ BU ŞEKİLDE İŞLİYOR;

Arıtma suya karşı hala ülkemizde büyük bir önyargı mevcut olduğunu dile getiren Nejla Toker ise, “Biz bir su arıtma firması olarak bu önyargıyı kırmaya çalışıyoruz.  Birçok müşterimizden hala şu soruyu duyuyoruz; Arıtma cihazları sağlığa zararlıymış, suyun içindeki mineralleri tamamen öldürüyormuş. Bu şehir efsaneleri yıllarca böyle gelmiş ve böyle devam ediyor maalesef. Mesela bizim arıtma cihazımızda 5 filtreli bir sistem mevcut. Bazı modellerimizde ise 6 filtre var onlar ekstra özellikli. Arıtma cihazlarında 5 adet filtre bulunur. Birinci filtremiz sediment filtre. Bu filtre suyun içerisindeki kum, çakıl gibi katı olan şeyleri ayrıştırır. İkinci ve üçüncü filtreler ise blok karbon ve aktif karbon filtreler. Bu filtreler suyun içerisindeki ağır klor, siyanür gibi ağır metalleri tamamen ayrıştırır ve suya berraklık kazandırır. Dördüncü filtre ise membran filtre. Bu membran filtreye geldiğimiz zaman suyun içerisindeki zararlı ve faydalı maddeleri birbirinden ayrıştırır bu filtre. Bakın arıtır demiyorum ayrıştırır diyorum. Bunların ayrışımını sağlar ve zararlı maddeleri atık su dediğimiz kısımdan dışarıya atar. Yararlı olan minerallerle beraber suyu son filtremiz olan mineral tatlandırıcı filtremize geçirmiş olur. Mineral filtremizi koymamızın sebebi su ayrışma aşamalarında acı bir tat kazanıyor. Bu filtreyle birlikte tekrar tatlandırma yaptığımızda bu su içilebilecek halde yumuşak ve lezzetli hale gelmiş oluyor. Biz her zaman şunu söyleriz. Bu cihazlar arıtma değil ayrıştırma cihazlarıdır. Eğer içtiğimiz su arıtmadan geçmezse ne olacak; az önce bahsetmiş olduğum ağır metaller bizim vücudumuza geçmiş olacak. Yani membran filtremizin yapmış olduğu bu ayrıştırmayı böbreklerimiz yapmak zorunda kalacak. Böbreklerde ayrıştırırken çok fazla yoruluyor ve ömrü azalmış oluyor. Şu anda çevremizde çok sayıda böbrek hastası olmasının sebebi de bu.” cümlelerini dile getirdi.

Kaynak: Haber Merkezi