İlber Ortaylı (1947- ), Türkiye’nin önde gelen tarihçilerinden ve akademisyenlerinden biridir. Avusturya’nın Bregenz şehrinde doğmuş, eğitimini Türkiye’de tamamlamıştır. Üniversite öğrenimini Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi ve Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde yapmıştır. Akademik hayatında özellikle Osmanlı tarihi, Türk modernleşmesi ve idare tarihi üzerine çalışmıştır. Uzun yıllar Galatasaray Üniversitesi’nde öğretim üyeliği yapmış, ayrıca yurt dışında çeşitli üniversitelerde dersler vermiştir. 2005–2012 yılları arasında Topkapı Sarayı Müzesi müdürlüğü görevinde bulunmuştur. Akademik çalışmaları, kitapları ve köşe yazılarıyla Türkiye’de tarih bilincinin yaygınlaşmasına önemli katkılar sağlamıştır.


Bazı insanlar vardır; yalnızca kitap yazmaz, bir toplumun düşünme biçimini de şekillendirir. Türk tarihçiliğinin mümtaz isimlerinden İlber Ortaylı da bu nadir şahsiyetlerden biridir. Onu dinleyenler bilir: Ortaylı yalnızca tarih anlatmaz; aynı zamanda hayata dair dersler verir, medeniyet bilincini hatırlatır ve insanı düşünmeye sevk eder.


Onun konuşmalarında sıkça vurguladığı bir gerçek vardır: İnsan önce okumayı öğrenmeli, sonra dünyayı tanımalıdır. Bu düşünce, aslında onun hayat felsefesinin özeti gibidir. Çünkü Ortaylı’ya göre ilim; merakla, disiplinle ve sürekli öğrenmeyle gelişir. Gençlere verdiği en önemli tavsiyelerden biri de dil öğrenmek, çok okumak ve farklı kültürleri tanımaktır.


İlber Ortaylı’nın karakteristik özelliklerinden biri kendine has üslubudur. Cümleleri zaman zaman sert, zaman zaman nükteli ama her zaman düşündürücüdür. Dinleyenleri güldürürken aynı zamanda derin bir muhasebeye davet eder. Bu yönüyle o, akademik kürsülerin ötesine geçen bir anlatım gücüne sahiptir. Tarih onun dilinde kuru bir bilgi olmaktan çıkar; yaşayan bir tecrübeye dönüşür.


Bir başka dikkat çekici yönü ise şehir ve medeniyet kültürüne verdiği önemdir. Özellikle İstanbul’un tarihini anlatırken adeta bir şehir hafızası gibi konuşur. Ona göre şehirler yalnızca binalardan ibaret değildir; insanın kimliğini, kültürünü ve medeniyetini şekillendiren canlı mekânlardır. Bir toplumun şehirlerine nasıl sahip çıktığı, aslında kendi tarihine ne kadar sahip çıktığını da gösterir.


Ortaylı’nın hayat tecrübelerinden süzülen tavsiyelerinin ortak noktası şudur: Tembellikten uzak durmak ve sürekli öğrenmek. O, gençlere sık sık merakın ilmin kapısını açan en güçlü anahtar olduğunu hatırlatır. Çünkü merak etmeyen insanın gelişmesi zordur.


Bugün toplumların en büyük ihtiyaçlarından biri tarih şuuru ve kültür bilincidir. Geçmişini bilmeyen bir toplumun geleceğini sağlam temeller üzerine kurması zordur. İşte bu noktada Ortaylı gibi ilim insanlarının değeri daha da belirginleşir. O, yalnızca akademik eserler veren bir tarihçi değil; aynı zamanda bir kültür rehberi ve medeniyet anlatıcısıdır.


Son söz olarak; ilmiyle, birikimiyle ve kendine has üslubuyla hafızalarda yer edinen İlber Ortaylı’nın vefatını derin bir teessürle öğrendiğimizi ifade etmek isteriz. Kıymetli hocamıza Cenâb-ı Hak’tan rahmet, ailesine, sevenlerine ve ilim dünyasına sabır ve başsağlığı diliyoruz.
Ruhu şâd, mekânı cennet olsun