1920 yılının Eylül ayında Yunan kuvvetlerinin Simav’a yaklaşmasıyla birlikte şehirde büyük bir korku hâkim oldu. Çarşılar kapandı, sokaklar boşaldı, halk evlerine çekildi.
Ancak asıl kırılma, devlet görevlilerinin bölgeden ayrılmasıyla yaşandı. Simav, adeta “başsız” kalan bir şehir haline geldi.
Bir hafızın direnişe katıldığı gün
1893 doğumlu Müftüzade Hafız İbrahim, o günleri şöyle anlatıyor:
“Rahleyi bırakıp fişekliği kuşandım. Artık başka çaremiz yoktu.”
Dini kimliğiyle tanınan Hafız İbrahim, işgale karşı kurulan Müdafaa-i Hukuk hareketi içinde aktif rol aldı.
Bardakçı Evi: Direnişin gizli merkezi
Simav’da direnişin kalbi, şehir dışında bulunan Bardakçı Evi oldu.
Bozoklu Süleyman Ağa ve arkadaşlarıyla burada toplanan direnişçiler, işgale karşı planlarını gizli toplantılarla yürüttü.
Ancak içerideki bazı ihanet şüpheleri, direnişçilerin işini daha da zorlaştırdı.
Sırtında sadece para değil, umut vardı
Direnişin en kritik anlarından biri, Demirci’deki Kuvayı Milliye güçlerine ulaştırılacak yardım paralarının taşınmasıydı.
Hafız İbrahim, o geceyi şöyle anlatıyor:
“Parayı kuşağıma sardım, Akdağ’a doğru yola çıktım. Ama aslında bir milletin imanını taşıyordum.”
Yolda karşılaştığı yaşlı bir kadının verdiği son parayı da teslim alması, dönemin ruhunu ortaya koydu.
Akdağ’da süren mücadele
1921 yılında Yunan kuvvetlerinin tekrar gelmesiyle Simav tamamen işgal altına girdi.
Direnişçiler ise Akdağ’ın eteklerinde, mağaralarda ve kırsal alanlarda mücadeleyi sürdürdü.
Hafız İbrahim, halkın umutsuzluğuna karşı şu sözlerle direnç verdi:
“Simav’ın dağı dumanlıdır ama o duman bir gün dağılacaktır.”
Araştırmacı yazar Yaşar Saygılı kaleme aldı
Bu çarpıcı anlatım, araştırmacı yazar Yaşar Saygılı tarafından derlenerek gün yüzüne çıkarıldı.





