Saadet Partisi Kütahya İl Başkanı Ömer Faruk Evren, Türkiye'de tarım sektörünün karşı karşıya olduğu risklere ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Tarımı milli güvenlik meselesi olarak gördüklerini belirten Evren, tarım arazilerinin kaybı, gıda güvenliği, su kaynakları ve üretim maliyetleri konusunda kapsamlı bir açıklama yaptı.

Evren, küresel salgınlar, iklim değişikliği, savaşlar ve tedarik zincirlerinde yaşanan sorunların tarımın stratejik önemini bir kez daha ortaya koyduğunu ifade ederek, güçlü bir tarım politikasının ülkenin geleceği açısından büyük önem taşıdığını vurguladı.

''Türkiye son 23 yılda milyonlarca hektar tarım alanı kaybetti''

Açıklamasında tarım arazilerinin daralmasına dikkat çeken Evren, Türkiye'nin üretim kapasitesini doğrudan etkileyen bir süreç yaşadığını belirtti. Evren'in verdiği bilgilere göre, 2002 yılında 26 milyon 579 bin hektar olan toplam tarım alanı, 2025 yılı itibarıyla 23 milyon 978 bin hektara geriledi.

Bu süreçte yaklaşık 2 milyon 601 bin hektar tarım arazisinin üretim dışına çıktığını belirten Evren, söz konusu kaybın yaklaşık 26 bin kilometrekareye denk geldiğini ifade etti.

Evren açıklamasında şu ifadelere yer verdi: ''Saadet Partisi olarak biz, tarımı MİLLİ GÜVENLİK meselesi olarak görüyoruz.

Tarım bir ülkenin gıda güvenliğinin, milli güvenliğinin ve stratejik bağımsızlığının temel unsurlarından biridir. Son yıllarda yaşanan küresel salgınlar, iklim değişikliği, savaşlar ve tedarik zinciri krizleri, tarımın stratejik önemini bütün dünyaya yeniden hatırlatmıştır. Tarımda güçlü olan ülkeler krizlere daha dirençli olurken, üretim kapasitesini kaybeden ülkeler ise gıda arzı ve fiyat istikrarı konusunda ciddi sorunlarla karşı karşıya kalmaktadır.

Bu rapor geleceğin tarımını tehdit eden riskleri yalnızca iklim değişikliği ekseninde değerlendirmemekte; su yönetiminden enerji maliyetlerine, demografik değişimlerden teknoloji bağımlılığına kadar birçok soruna dikkat çekmektedir. Raporda, Türkiye'nin uzun vadeli ve bütüncül bir tarım stratejisine ihtiyaç duyduğu açık biçimde ortaya konulmaktadır.

Türkiye Tarım Arazilerini Kaybediyor: Türkiye'nin en önemli üretim kaynağı olan tarım arazileri son yirmi yılı aşkın sürede ciddi biçimde daralmıştır. 2002 yılında 26 milyon 579 bin hektar olan toplam tarım alanı, 2025 yılı itibarıyla 23 milyon 978 bin hektara gerilemiştir.

Başka bir ifadeyle; 2 milyon 601 bin hektar tarım arazisi üretim dışına çıkmıştır. Bu kayıp yaklaşık 26 bin kilometrekareye karşılık gelmektedir. Karşılaştırma yapmak gerekirse; Ankara ilinin yüzölçümü 25 bin 632 kilometrekaredir. Yani Türkiye, son yirmi üç yılda Ankara'nın tamamından daha büyük bir tarım alanını kaybetmiştir.

Bu tablo;

• üretim kapasitesinin azalması,

• gıda arz güvenliğinin zayıflaması,

• ithalat bağımlılığının artması,

• kırsal nüfusun çözülmesi,

• gelecek nesillerin üretim imkânlarının daralması anlamına gelmektedir.

Tarımın Geleceğini Bekleyen Başlıca Riskler:

1. Su Kıtlığı ve İklim Değişikliği: Geleceğin en büyük tehdidi su kaynaklarının azalmasıdır. Türkiye su zengini bir ülke değildir. Tarımda kullanılan su miktarı toplam su tüketiminin yaklaşık dörtte üçünü oluşturmaktadır. Buna rağmen suyun önemli bir kısmı verimsiz yöntemlerle kullanılmaktadır. Havza bazlı planlama, basınçlı sulama sistemleri, su hasadı uygulamaları ve kuraklığa dayanıklı ürün desenlerinin yaygınlaştırılması gerekmektedir.

İklim değişikliğinin etkileriyle birlikte kuraklık, düzensiz yağışlar ve aşırı hava olaylarının daha sık yaşanacağı öngörülmektedir. Tarım politikalarının artık geçmiş iklim koşullarına göre değil, geleceğin iklim senaryolarına göre şekillendirilmesi gerekmektedir.

2. Gıda Milliyetçiliği ve Küresel Rekabet: Pandemi ve Rusya-Ukrayna Savaşı gösterdi ki, kriz dönemlerinde ülkeler önce kendi vatandaşlarının gıda ihtiyacını güvence altına almaktadır.

İhracat yasakları, kota uygulamaları ve stratejik ürün stoklamaları artık olağan hale gelmiştir. Bu yeni dönemde; • buğday, • mısır, • ayçiçeği, • bakliyat, • et, • süt gibi temel ürünlerde dışa bağımlılık ciddi bir güvenlik riski oluşturmaktadır. Tarımsal üretim stratejik bağımsızlığın temel unsurlarından biri haline gelmiştir. Gıda üretimini oluşturan maliyetlerin sübvanse edilerek, dünya ile rekabet edebilir hale getirilmesi hayat meselesi haline gelmiştir.

DPÜ'de idari kadrolarda görev değişimi yaşandı: Devir teslim törenleri tamamlandı
DPÜ'de idari kadrolarda görev değişimi yaşandı: Devir teslim törenleri tamamlandı
İçeriği Görüntüle

Tarımsal ürün ithalatı zorunlu haller dışında yasaklanmalı, yerli üretici korunmalıdır. Çünkü bir çok ülke kendi çiftçisini koruyarak ucuz fiyattan üretim yapabilmekte, küresel olarak yüksek rekabet avantajına sahip olmaktadır.

3. Küresel Krizler ve Tedarik Zincirleri: Pandemi, savaşlar ve enerji krizleri tarımsal üretimin yalnızca tarlada başlamadığını göstermiştir. Gübre, mazot, tohum, yem, lojistik gibi üretimin temel girdilerinde yaşanan küresel dalgalanmalar doğrudan çiftçinin maliyetlerini artırmaktadır. Türkiye'nin dışa bağımlı olduğu girdilerde yaşanacak her küresel kriz, gıda fiyatlarını doğrudan etkilemektedir. Türkiye, üretici ile tüketici arasındaki aracı / komisyoncu ile oluşan büyük fiyat uçurumlarına mutlaka engel olmalı, fiyatları toptancılar değil, üretici ve piyasa koşulları belirlemelidir. Üreticiyi tarlada, tüketiciyi pazarda perişan eden yanlış sistem ortadan kaldırılmalıdır. Üretici ve tüketici korunmalıdır.

4. Artan Enerji Maliyetleri: Modern tarım; • sulama, • sera üretimi, • depolama, • soğuk zincir, • taşıma gibi süreçlerde yoğun enerji kullanmaktadır. Enerji fiyatlarındaki artış yalnızca çiftçinin maliyetini yükseltmemekte; tüketicinin sofradaki gıda fiyatlarını da artırmaktadır. Enerji verimliliği ve yenilenebilir enerji yatırımları artık tarım politikalarının ayrılmaz parçası olmalıdır. Üreticiye sübvanse edilmiş, maliyetleri önemli ölçüde azaltmaya yönelik destek verilmelidir.

5. Tarımsal Nüfusun Yaşlanması: Türkiye'de çiftçi nüfusu giderek yaşlanmaktadır. Gençler tarımdan uzaklaşırken üretici yaş ortalaması yükselmektedir. Kırsalda gelir seviyesinin düşmesi, sosyal imkânların yetersizliği ve tarımın ekonomik cazibesini kaybetmesi bu süreci hızlandırmaktadır. Bu eğilim devam ettiği takdirde yalnızca üretim değil, tarımsal bilgi ve tecrübe birikimi de kaybedilecektir.

6. Gençlerin Tarımdan Uzaklaşması: Genç çiftçilerin desteklenmesi gerekiyor. Kırsalda üretimi sürdürebilecek genç nüfusun azalması, uzun vadede tarım sektörünün sürdürülebilirliğini tehdit etmektedir. Bu nedenle kırsalda yaşamı cazip hâle getirecek yatırımlar, genç girişimcilere yönelik destekler ve üretim odaklı istihdam politikaları hayata geçirilmelidir.

7. Tarım Arazilerinin Daralması: Belki de geleceğin en kritik riski budur. Çünkü üretim yapabileceğiniz araziyi kaybettiğinizde; • teknolojiyi, • tohumu, • suyu, • desteği tek başına artırmanız yeterli olmayacaktır. Son yirmi üç yılda Ankara'nın yüzölçümünden daha büyük tarım alanının üretim dışına çıkmış olması, gelecekte gıda güvenliği açısından ciddi bir alarm niteliğindedir. Tarım arazileri yalnızca bugünün değil, gelecek nesillerin ortak mirasıdır.

8. Teknoloji Bağımlılığı: Tarımda dijitalleşme sunmaktadır. Ancak kullanılan; • yazılımlar, • sensörler, • uydu sistemleri, • akıllı tarım teknolojileri önemli fırsatlar tamamen dışa bağımlı hâle gelirse yeni bir stratejik bağımlılık oluşacaktır. Bu nedenle yerli yazılım geliştirilmesi, veri güvenliğinin sağlanması ve milli dijital tarım altyapısının kurulması gerekmektedir.

DEĞERLENDİRME: Türkiye sahip olduğu iklim çeşitliliği, verimli toprakları ve üretim tecrübesiyle tarımda önemli bir potansiyele sahiptir. Ancak bu potansiyelin korunabilmesi için yalnızca destekleme politikaları yeterli değildir. Kaldı ki; tarımsal destekleme tutarlarının ancak %20,si çiftçiye ödenmekte, %80’lik kısmı ise başka yerlere aktarılmakta, yetersiz ödeme ile çiftçilik süreklilik arz etmemektedir. Kanun’un öngördüğü GSYIH’nın %1’lik kısmının tamamı kesintiye uğramadan ödenmelidir.

Tarım arazileri kayıplarında özellikle son yıllarda yaşanan 2 milyon 601 bin hektarlık tarım arazisi kaybı, üretim kapasitesini ve gıda güvenliğini doğrudan etkileyen yapısal bir soruna işaret etmektedir. Bugün karşı karşıya bulunduğumuz mesele sadece daha fazla üretmek değil; üretim yapabileceğimiz toprakları koruyabilmektir. Uzun vadeli başarı; tarım arazilerini koruyan, suyu verimli kullanan, genç nüfusu yeniden üretime kazandıran, teknolojiye yatırım yapan ve dışa bağımlılığı azaltan, bir tarım politikası, gıda güvenlik stratejisinin dahil edildiği bütüncül bir tarım politikasıyla mümkün olacaktır. TOPRAĞINI KAYBEDEN GELECEĞİNİ KAYBEDER''

Muhabir: Münevver YILMAZ