Türklerde Saygı ve Sevginin Dili ve Fiili…

featured
service
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

“Pir-i fânilere/yaşlılara/büyüklere saygı*, küçüklere sevgi” diye dilimize pelesenk (bir sözü her zaman, yerli yersiz tekrarlamak) ettiğimiz söz… Saygı ve sevgi aslında birbirini tamamlayan, bütünleyen iki mefhum… Sevgiyi saygıdan, saygıyı sevgiden ayırdığımızda içi boşaltılmış davranış biçimleri haline gelir. Bardak ve su gibi… Ya da bardak haline getirdiğiniz her ne ise… Sevmeden saygı/hürmet göstermek, hürmet etmeden sevmek bir garabet… İkisi de olmadan hayat sürmek ise robotlaşmanın bir başka hali olan akıbet… Diğer bir tuhaf olan durum ise yaşlılara saygının “18 – 24 Mart: Yaşlılara Saygı Haftası”na sıkıştırılması ve saygının güya yaşlılara mahsus gösterilmesi gereken bir davranış biçimi olarak algılanması…

Saygının, öncelikle kendimize, çevremize ve büyük küçük herkese gösterilmesi ve duyulması lazım… Yunus Emre’nin ” Yaratılanı severim, Yaradan’dan ötürü ” sözünü sevgi, saygı ve hoşgörü üzerine konuşlandırdığımızda meseleyi bam telinden halledebiliriz… Bu düşünce zaviyesinden baktığımızda, tarihimizdeki zaferlerimizde esir bir düşman askerine nasıl merhamet ile muamele yapıldığının izahı idrak edilebilir… Madalyonun diğer yüzü: Pir-i fâni (epeyce yaşlanmış ve takatten kesilmiş ihtiyar) / yaşlı olunca, elden ayaktan takatten düşmek mi anlaşılmalı ya da hayat tecrübesi ve çevresini aydınlatan canlı tarih mi anlaşılmalı? Büyük küçük insana hürmet etmek, hürmette kusur etmemek ve bunu hoşgörü ve sevgiyle yapmak… Saygının bu formatı/ biçimi, toplumsal barış ve huzur için geçerli olmalı… Dede Korkut hikâyelerinde çocuklar ve ebeveynleri ile eşler arasında olması gereken saygı teması işlenmiştir. Büyüklere ve Tanrının yeryüzündeki temsilcileri sayılan yöneticilere saygı duyulmasının önemi vurgulanmıştır. Hikâyelerde saygının dil ve fiil ile olduğu görülür. Saygı, Türk ailesinin ve Milletinin vazgeçilmez bir değeridir… Japonya’da toplum içinde insanların birbirine olan saygısı son derece mühimdir. Saygı gösterirken kullanılan kibar sözcükler ve güler yüzle eğilmeler vs. (Omotenashi), Japonların hayat tarzıdır… Japonya’da herhangi bir dükkâna, sinemaya, hamama vs. nereye giderseniz gidin karşılaşacağınız ilk kelime “irasshaimase” yani “Hoş geldiniz”dir. Japonlarda saygı unsurunun en temel noktalarından biri mutlaka gülümsemektir. Japonlar, bir toplantıda veya ayaküstü birileriyle konuşup tanışırken kartvizitlerini iki eliyle ve biraz eğilerek (yaklaşık %45) verirler…

             Yılda iki kez tekrarlanan İlkbahar (21 Mart) ve Sonbahar (23 Eylül) Ekinoksu (gün-tün eşitliği, gece-gündüz eşitliği sonucunda aydınlanma çemberinin kutuplardan geçtiği an. Gündüz ile gecenin eşit olması durum veya ılım olarak da bilinen, kökeni: Latince Aekinoctium ve aequus= eşit ve nox: gece olan, Güneş ışınlarının Ekvator’a dik vurmasını) sevgi ve saygının her fertte eşitlendiği bir ahval olsa keşki… Ezilen ve sömürülen olmayan ve haksızlık yapılmayan huzurlu bir toplumda herkes birbirine sevgiyle, hoşgörüyle ve saygıyla davranabilse… Öz değerlerimizin tavan yaptığı, çıkar ilişkilerinin sıfırlandığı bir cemiyet… Ne zaman görebileceğiz her sorunun temelinde sevgisizlik ve adabı muaşeret kurallarının kaale alınmadığı bir yaklaşımın olduğu gerçeğini? 19 Mart’ta “Uyku Günü”nünde uyku bozukluklarının yaygınlığına ve sağlık üzerinde etkilerine dikkat çekmek için uyuyarak ya da vurdumduymaz olarak mı mutlu olabileceğimizi sanıyoruz? Mutlu olmak için 20 Mart 2012 yılında Birleşmiş Milletlerin dünya üzerindeki insanların mutluluk fikrini hatırlamaları ve kutlamaları ile farkındalık oluşturmaları amacıyla ilan ettiği 20 Mart’ı “Dünya Mutluluk Günü”nü mü beklemek zorundayız? 18 Mart 1918 Çanakkale Zaferi’ndeki kahramanlıklarımızı, acılarımızı, büyüklerimizin fedakârlıklarını anlamadan ve bu şuuru içselleştirmeden mutlu olabilmek ne mümkün…

Peygamberimiz (S.A.S) hürmet ölçüsünde olmamız gereken noktayı çok güzel dillendiriyor: “Küçüklerimize merhamet etmeyen, büyüklerimize saygı göstermeyen bizden değildir.” (Tirmizi, Birr, 15) “Allah Teâlâ, yaşından ötürü bir ihtiyara saygı gösteren gence, yaşlılığında hizmet edecek kimseler lütfeder.” (Tirmizî, Birr, 75) Unutmayalım ki “İnsan gençlik çağında öğrenir, yaşlılık çağında iken ise anlar.” (Ebner von Eschenbach) Çoluk çocuk genç ihtiyar erkek kadın hepimiz birlikte, bir olunca gücüz, güçlüyüz. Dünümüz bugünümüz ve yarınımız birbirini takip eden zaman halkaları… Bugün çocuğun, yarın gencin, dün ihtiyarın yaşadığı zaman… Dünün yarını bugün, yarının dünü bugün… Bugünü anlamlı yaşamak veya yaşayamamak… Zaman, sağlık ve gençlik nimetinin kadir kıymetini bilelim… İyilik yapılsa da yapılmasa da sevgiyle saygıyla vefalı davranalım büyüklerimize ve küçüklerimize… Kütahyamızda “Adab-ı Muaşeret” etkinliklerinin yaygınlaştırılması ve bu konuda daha çok projeler yapılması dileği ile… Selam, muhabbet ve saygılarımla…

*saygı:1.Değeri, üstünlüğü, yaşlılığı, yararlılığı, kutsallığı dolayısıyla bir kimseye, bir şeye karşı dikkatli, özenli, ölçülü davranmaya sebep olan sevgi duygusu, hürmet, ihtiram 2.Başkalarını rahatsız etmekten çekinme duygusu

Zafer NEFER, 15.02.2021 16.10, Kütahya

Türklerde Saygı ve Sevginin Dili ve Fiili…

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Giriş Yap

Giriş Yap

Dumlupınar Gazetesi ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Bizi Takip Edin