şubat depremlerinin üçüncü yılında ne değişti?
6 Şubat 2023 sabahı, merkez üssü Kahramanmaraş’ın Pazarcık ve Elbistan ilçeleri olan iki büyük sarsıntı, Türkiye tarihinin en ağır yıkımlarından birini geride bıraktı. 7,8 ve 7,5 büyüklüğündeki depremler, sadece binaları değil, milyonların hayatını da yerle bir etti. Aradan geçen üç yıla rağmen bölgedeki tablo, “iyileşme” değil, derinleşen bir belirsizliğe işaret ediyor.
Resmî verilere göre 53 bini aşkın yurttaş yaşamını yitirdi, yüz binden fazla kişi yaralandı. Ancak sahada çalışan sendikalar ve gönüllü ekipler, bu rakamların gerçek kaybı tam olarak yansıtmadığı görüşünde. Enkaz altından çıkarılan hayatlar kadar, kayıtlara girmeyen hikâyeler de hafızalarda duruyor.
Kütahya Eğitim Sen Şube Başkanı ve KESK Dönem Sözcüsü Hilal Gökbel, üçüncü yıldönümünde yaptığı değerlendirmede, “Bu yıkımın sorumlusu yalnızca doğa değil, siyasal tercihler ve ihmaller zinciridir” sözleriyle dikkat çekti.
Deprem doğal mıydı, yıkım neden bu kadar ağır oldu?
Bilim insanları yıllardır aynı gerçeği tekrar ediyor: Deprem bir doğa olayı. Ancak yıkımın büyüklüğü, kentleşme politikaları ve denetimsizlikle doğrudan bağlantılı.
Türkiye nüfusunun yaklaşık dörtte üçü aktif fay hatlarının üzerinde yaşıyor. Buna rağmen şehir merkezleri riskli alanlarda kalmaya devam etti, dayanıksız yapılar yeniden ve yeniden inşa edildi. Her büyük sarsıntının ardından aynı cümleler kuruldu, aynı vaatler verildi, fakat zeminde değişen pek az şey oldu.
İmar afları, çürük binaları yasallaştırdı. Denetim mekanizmaları kâğıt üzerinde kaldı. Sorumluluk zinciri birkaç müteahhide indirgenirken, asıl karar vericiler kamuoyunun karşısına çıkmadı. Gökbel’e göre, “Depremi ‘kader’ diyerek açıklamak, gerçeği perdelemekten başka bir şey değil.”
Deprem vergileri nereye harcandı?
Kamuoyunda en çok tartışılan başlıklardan biri de deprem vergileri. Son 21 yılda milyarlarca dolar toplandığı bilinen bu kaynağın hangi projelere aktarıldığı, nasıl kullanıldığı sorusu hâlâ net bir yanıt bulmuş değil.
Uzmanlar, afetlere hazırlık için ayrılması gereken bütçenin, riskli yapıların güçlendirilmesi ve güvenli konut üretimi yerine farklı kalemlerde kullanıldığını savunuyor. Bu belirsizlik, toplumdaki güven duygusunu daha da zedeliyor.
Barınma krizi neden bitmedi?
Depremin ardından milyonlarca kişi evsiz kaldı. Geçici çözüm olarak kurulan konteyner kentler, aradan geçen üç yıla rağmen kalıcı yaşam alanlarına dönüştü.
Elektrik ve su kesintileri, hijyen sorunları ve yetersiz altyapı, bu bölgelerde hayatı her geçen gün daha da zorlaştırıyor. Kış aylarında soğukla, yaz aylarında ise aşırı sıcakla mücadele eden yurttaşlar, “geçici” denilen yaşamın kalıcılaşmasından şikâyetçi.
Eğitim ve sağlık hizmetlerine erişimde yaşanan aksaklıklar, çocukları ve yaşlıları doğrudan etkiliyor. Salgın hastalık riskinin arttığı, psikolojik travmaların derinleştiği ifade ediliyor.
Kadınlar ve çocuklar nasıl etkilendi?
Afetlerin en ağır yükünü çoğu zaman kadınlar ve çocuklar taşıyor. Kadın emekçiler, artan bakım sorumlulukları ve sosyal desteklerin yetersizliği nedeniyle iş yaşamından kopma riskiyle karşı karşıya kalıyor.
Çocuklarda ise yoksulluk ve çocuk işçiliği alarm verici boyuta ulaştı. Okuldan uzak kalan, ailesine destek olmak zorunda kalan binlerce çocuk, geleceğini enkazın gölgesinde kurmaya çalışıyor.
Kamusal denetim neden hayati?
Sendikalar ve meslek örgütleri, çözümün piyasa merkezli değil, kamusal ve bilimsel bir afet yönetimi anlayışında olduğunu savunuyor. Okullar, hastaneler, yurtlar ve kamu binalarının bağımsız kurumlar tarafından denetlenmesi gerektiği vurgulanıyor.
Ayrıca deprem risk raporlarının vatandaşın cebini yakmayacak şekilde kamu tarafından karşılanması, tek evi olanlara güçlendirme desteği verilmesi talep ediliyor. Bugünkü koşullarda basit bir risk analizinin dahi binlerce liraya mal olması, dar gelirli aileleri çaresiz bırakıyor.
İhmal mi kader mi?
Üç yılın sonunda geriye kalan tablo, sadece fiziksel yıkım değil; aynı zamanda bir güven krizi. Açılan davaların yavaş ilerlemesi, bazı dosyaların cezasızlıkla sonuçlanması, adalet beklentisini büyütüyor.
Hilal Gökbel ve sendika temsilcileri, “Deprem değil ihmal öldürdü” diyerek, sorumluların yargı önüne çıkarılması ve benzer acıların tekrar yaşanmaması için kalıcı, şeffaf ve bilimsel politikaların hayata geçirilmesi çağrısını yineliyor.





