Çocukların sergilediği öfke, hırçınlık ve kontrol edilemeyen davranışlar, her zaman yaramazlık ya da huzursuzluk olarak değerlendirilmemeli. Psikolojik danışman Buse Paksoy, çocukların yetişkinler gibi duygularını ve yaşadıkları sorunları ifade edemediğini, bu nedenle bazı duyguların davranışlar üzerinden ortaya çıkabildiğini belirtti.
Paksoy, çocukların yaşadıkları duygusal zorlanmaları zaman zaman öfke ve hırçınlıkla dışa vurabildiğine dikkat çekerek, ebeveynlerin bu davranışların altında yatan ihtiyacı anlamaya çalışmasının önemini vurguladı.
Öfke davranışın arkasındaki duyguyu gösterebilir
Çocukların duygularını yetişkinler kadar açık biçimde ifade edemediğini belirten Buse Paksoy, öfke ve hırçınlığın bu nedenle farklı bir iletişim biçimine dönüşebildiğini ifade etti.
Çocuğun davranışlarını yalnızca “yaramazlık” veya “huzursuzluk” şeklinde değerlendirmek yerine, duygularını neden kontrol etmekte zorlandığına bakılması gerektiğini belirten Paksoy, çocukların anlatamadıkları duyguları davranışlarıyla gösterebildiğini söyledi.
Bu noktada ebeveynlerin davranışın kendisine tepki vermek kadar, davranışın arkasındaki duyguyu anlamaya da odaklanması önem taşıyor.
Sınır koymak tamamen kısıtlamak anlamına gelmiyor
Dijital çağın çocuklara sunduğu sınırsızlık ve özgürlük hissi karşısında ebeveynlerin sınır koyma konusunda zorlanabildiğine dikkat çeken Paksoy, otorite kurmak ile çocukla bağ kurmak arasındaki dengenin korunması gerektiğini belirtti.
Paksoy’a göre sınır koymak, çocuğun hayatını tamamen kısıtlamak anlamına gelmiyor. Sınırların çocukla birlikte belirlenmesi ve yalnızca ebeveynin isteği üzerinden şekillendirilmemesi gerekiyor.
Çocuğun kendisine duyulan güveni hissetmesinin de sınırların uygulanmasında önemli olduğunu belirten Paksoy, sınırların arkasında sevgi ve güven duygusunun bulunması gerektiğine işaret etti.
Çocukların başarısızlıkla karşılaşmasına izin verilmeli
Çocukların duygusal dayanıklılığını geliştirme sürecinde ebeveynlerin iyi niyetle yaptığı bazı uygulamaların farklı sonuçlar doğurabileceğini belirten Paksoy, çocukların karşılaşabileceği bütün engellerin ortadan kaldırılmasının doğru bir yaklaşım olmadığını ifade etti.
Çocuğun üzülmesini, başarısız olmasını veya zorlanmasını engellemek amacıyla her problemin yetişkinler tarafından çözülmesinin, çocuğun bu deneyimlerden öğrenmesini sınırlayabileceğini belirten Paksoy, çocukların bazı zorluklarla karşılaşmasına ve bunlardan ders çıkarmasına fırsat verilmesi gerektiğini söyledi.
Bu deneyimlerin, çocukların zaman içerisinde duygusal dayanıklılık geliştirmelerine katkı sağlayabileceği belirtildi.
“Ben senin yaşındayken” yaklaşımı bağı zayıflatabilir
Ergenlerin kendilerini anlaşılmamış hissettiği durumlarda ebeveynlerin kullandığı bazı ifadelerin iletişimi zorlaştırabileceğine dikkat çeken Buse Paksoy, özellikle “Bizim zamanımızda böyleydi” veya “Ben senin yaşındayken böyle davranmıyordum” gibi karşılaştırmaların çocuklarda yetersizlik algısını tetikleyebileceğini söyledi.




