Artık sadece potansiyelden söz etme dönemi bitti mi?
Kütahya’nın termal kaynakları yıllardır biliniyor; Yoncalı ise bu hafızanın en güçlü duraklarından biri. Ancak Prof. Dr. Vural Kavuncu’ya göre şehir, “şifalı su var” cümlesini tekrar etmekle yetinemez. Kavuncu, Kütahya’nın bir sonraki eşikte sağlık turizmini yalnızca otel ve havuz ekseninde değil, akıllı kültür, doğa ve sağlık turizmi yaklaşımıyla bütüncül bir modele dönüştürmesi gerektiğini söylüyor. Bu dönüşümün motoru olarak da Yoncalı’yı işaret ediyor: Planlı, ölçülebilir ve sürdürülebilir bir “iyileşme ekosistemi”.
Yoncalı’ya yeni tanım: kaplıca değil “iyileşme ekosistemi” mi?
“Yoncalı Kür Kasabası” kavramı ilk duyulduğunda kulağa iddialı geliyor. Kavuncu ise bunu sade bir dille anlatıyor: Yoncalı’ya gelen kişi yalnızca termal havuza girmekle kalmayacak; termal su, tıbbi rehabilitasyon, egzersiz programları, wellness, doğa yürüyüşleri, kültürel deneyimler ve sosyal yaşamın aynı düzen içinde tasarlandığı bir ortamla karşılaşacak.
Buradaki hedef, “gir-çık” alışkanlığını kırıp kişiye özel planların üretildiği bir yapı kurmak. Kavuncu’nun tarif ettiği modelde, iyileşme yalnızca hastane koridorlarına sıkışmıyor; gündelik hayatın akışına, parkların ritmine ve kentin mimarisine yayılıyor.
Oyunu değiştirecek unsur: termal kaynak ile rehabilitasyon yan yana mı?
Kavuncu’ya göre Yoncalı’nın en büyük avantajı, termal kaynağın yanında güçlü bir tıbbi altyapının bulunması. Bölgedeki Yoncalı Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Hastanesi, modelin bilimsel tarafını taşıyabilecek bir omurga olarak görülüyor. Pek çok termal bölgede tesis sayısı artarken sağlık entegrasyonunun zayıf kaldığını söyleyen Kavuncu, Yoncalı’da rehabilitasyon ile termal kaynağın aynı sistemde buluşabileceğini vurguluyor.
Bu yaklaşım, ziyaretçinin beklentisini de değiştirmeyi amaçlıyor: Değerlendirme, kişiye özel program, takip ve sonuç… Yani “termal turizm” değil, ölçülebilir çıktıları olan sağlık-wellness turizmi.
Avrupa tarihi kür kasabaları neden önemli?
Kavuncu’nun sıkça gündeme getirdiği başlıklardan biri de Avrupa’daki tarihi “kür kasabaları”. Buradaki amaç, bir modeli kopyalamak değil; oradaki şehir kurma aklını okumak. Avrupa’da termal suyun etrafında mimari, kamusal alan, yürüyüş hatları, kültür-sanat ve hizmet standardının tek bir çerçevede planlandığını hatırlatan Kavuncu, Yoncalı için “doğa-mimari bütünlüğü” ve “beden-zihin-ruh” odaklı yaklaşımın kritik olduğunu söylüyor.
Kavuncu’ya göre bu örneklerin gösterdiği üç ana ders var: çok kültürlü hizmet kalitesi, şehir düzeninde yeşil aksların omurga haline gelmesi ve sağlık yaklaşımının yaşamın içine yayılması. Yoncalı’da da terapötik parklar, yürüyüş güzergâhları, şifalı bitki bahçeleri gibi bileşenlerle iyileşme hissinin mekâna taşınması hedefleniyor.
Bu proje önce Kütahyalının hayatına dokunmalı mı?
Röportajda en net vurgu şu: Bu vizyon yalnızca “turist gelsin” diye kurulmayacak. Kavuncu, projenin önce Kütahyalının günlük hayatında karşılık bulması gerektiğini savunuyor. Uzun konaklama süresi hedefleyen kür kasabası modeli, günübirlik hareketliliğin ötesinde yerel ekonomiyi besleyen bir profil yaratabilir. Bu da esnaftan üreticiye kadar geniş bir halkaya yansıyabilir.
Ayrıca istihdam tarafında da çok katmanlı bir ihtiyaç oluşacağı belirtiliyor: sağlık personeli, fizyoterapist, spor eğitmeni, diyetisyen, bakım hizmetleri çalışanları, yabancı dil bilen turizm personeli ve dijital pazarlama ekipleri… Kavuncu, bu dönüşümün yalnızca bina değil, insan kaynağı yatırımı gerektirdiğini vurguluyor.
Yoncalı sağlıklı yaşam merkezi: klasik huzurevi değil mi?
Planlanan başlıklardan biri de “Yoncalı Sağlıklı Yaşam Merkezi”. Kavuncu’ya göre buradaki temel ayrım “bakım” odaklı bir kurumdan ziyade “aktif yaşam ve önleyici rehabilitasyon” merkezli bir düzen kurulması. Aktif yaşlanma, hareketlilik, beslenme, bilişsel sağlık ve kronik hastalık yönetimi gibi alanlarda destek sunan bir model hedefleniyor.
Merkezin, Yoncalı’daki rehabilitasyon altyapısına yakın konumlanmasının, sağlık hizmetinin sürekliliğini güçlendireceği ifade ediliyor. Böylece barınma ile sağlık, sosyal yaşamla hareket programları aynı yapı içinde birleşebilecek.
İki farklı kullanım modeli nasıl işleyecek?
Kavuncu, merkezin iki farklı kullanım modeliyle kurgulanabileceğini anlatıyor. İlki “kalıcı sakinler” modeli: Konaklamanın ötesinde programa dahil olunan, aktivite ve sağlık izleminin sürdüğü bir yaşam düzeni. İkincisi ise dönemsel misafir modeli: Belirli sürelerle kente gelen bireylerin sağlık kontrolü, gerekirse rehabilitasyon yönlendirmesi ve düzenli egzersiz-aktivite programına katılması.
Bu yapı, sağlık turizmi ile sosyal politika alanının kesiştiği bir çizgiye işaret ediyor: Hem misafir hem kent sakini için sürdürülebilir bir yaşam kalitesi modeli.
Engelsiz kür kenti ve paralimpik odaklı vizyon mümkün mü?
Yoncalı için çizilen resimde “erişilebilirlik” ayrı bir başlık. Kavuncu, Yoncalı’nın engelsiz tasarım ve tam erişilebilir altyapıyla Türkiye’de fark yaratabileceğini söylüyor. Termal kaynak ile rehabilitasyonun birlikte kurgulandığı, engelli bireylerin ve paralimpik sporcuların ihtiyaçlarına yanıt veren bir destinasyon fikri; konaklama, spor altyapısı ve sağlık hizmetlerini aynı çatı altında toplamayı hedefliyor.
Bu yaklaşımın yalnızca sporculara değil, engelli çocuğu olan ailelere ve farklı ihtiyaç gruplarına da önemli bir konfor alanı sunabileceği belirtiliyor.
Kalite, insan kaynağı ve uluslararası güven meselesi mi?
Kavuncu, rekabetin anahtarını iki kelimeyle özetliyor: standart ve insan. Kalite standardının yükseltilmesi, çok dilli personel, kültürel hassasiyet eğitimi ve uluslararası görünürlük için planlı tanıtımın gerekli olduğunu ifade ediyor. Ayrıca akreditasyon ve sertifikasyon süreçlerinin (uluslararası sağlık ve spa standartları gibi) güven oluşturma açısından belirleyici olacağını vurguluyor.
Bu çerçevede Yoncalı’nın “güzel bir termal bölge” olmanın ötesine geçip, güven veren bir sağlık-wellness destinasyonuna dönüşmesi hedefleniyor.







