“Allah’ım, bu yılbaşı olmasın. Her sene olur mu yarabbim? Bu yaşlar gidiyor, ömürler geçiyor. Her sene nedir böyle bu? Olmasın gali yarabbim…” diye dua ederdi Simav’ın yediden 70’e sevdiği kişi Kâmil Çıplak. O da severdi hayatın tebessüm eden yüzünü. Fakat yılbaşını bir türlü sevememişti. Yaşlanmak istemediğini açık açık vurgulasa da asıl mesele, yılların sevdiği insanları ve tutunduğu şeyleri birer birer elinden almasıydı. Kâmil Abi'nin hayatı bu yüzden bir nevi "zamanla" mücadele olarak değerlendirilebilirdi. Karşı koymaya çalıştığı zamana karşı tek sığınağı ise “Candan Cananına” yönelmekti.
Kâmil Çıplak 1952 yılında doğmuştu. Ailesi Simav’ın Tabakhane Mahallesi’nde yaşıyordu. Bir de ablası vardı, 1944 yılında doğan Melahat. Kâmil’de zihinsel yetersizlik teşhisi bulunuyordu. Babası Ali okumasını çok istiyordu. Fakat dönemin bir ilkokul müdüriyeti, Kâmil’i okula kabul etmemişti. Çocukluğu içine kapanıktı. Ailesiyle vakit geçiriyordu.
Babasının ölümü trajikti. 1982 yılında Park Kahvesi’nde otururken bir motorun çarpması sonucu vefat etmişti. Annesi Nazife ise kanserden dolayı 1987 yılında Kâmilinden ayrılmak zorunda kalmıştı. Anne ve babasız kalan Kâmil’e ablası Melahat, onun eşi ve çocukları kapısını sonuna kadar açmıştı.
Kâmil, gençliğinde evlerinin karşısında bulunan hamamda çalışmaya başlamıştı. İçine kapanık Kâmil, artık insanlara açılıyordu. Burada peştemal dağıtır, ortalığı düzenler, insanlarla sohbet ederdi. Bahşişini de alırdı. Ta ki zaman hamamın aleyhine işleyene kadar… Hamam yıkılacaktı; artık işlevini kaybetmişti. Zaman, ağır darbelerden birini bir kez daha vurmuştu. Kâmil Abi bunun acısını yıllar geçse de unutmamıştı. Birileri ona hamamı hatırlatırsa kızar, üzülürdü. Hamamın yerine yapılan sağlık ocağını bu yüzden sevmezdi.

Simav'ın sevilen ismi Kamil Çıplak'ın gençliği
Kâmil Abi durmadı. Boş durduğunda zamanın onu alıp götüreceğini hissederdi belki de. Zamana karşı yelken açmaya çalışırdı. Sürekli insan içinde, toplum içinde olmayı severdi. Sokaklarda dolaşır, esnafların günlük gazete siparişlerini alırdı. Gazete, zamanı donduran bir medya aracıydı; belki bu yüzden gazetelere karşı bir yakınlık hissetmişti. Kimin hangi gazeteyi; Hürriyet, Milliyet, Cumhuriyet, Tercüman vb. okuduğunu bilir, Zeybeklerin gazete bayisinden alır ve sahiplerine ulaştırırdı. Günde 100 sipariş alıyorsa, 100 kişiden aldığı parayı not etmeden hatırlar, üstünü kuruşu kuruşuna teslim ederdi. Bozuk para ve kağıt para ayrı ceplerinde olurdu.
Kâmil Abi’de müthiş bir hafıza vardı. Birini gördü mü, nüfus dairesiyle yarışacak şekilde kişinin soy ağacını çıkarırdı. Zamanın kaybettirmeye çalıştığı isimleri adeta cımbızla çıkarır, sanki onları zamanın esaretinden kurtarırdı. Hatta üstüne kişinin ailesinin lakabını ekler, akrabalarıyla ilgili düşüncelerini ifade ederdi. Bir de soy ağacında bulunan biriyle ilgili şikayeti varsa, onu da kendine has nazik bir dille, adrese teslim ederdi.
Takıldığı insanlar da olurdu. Örneğin, ismi bende kalsın, balkonda oturan yaşça ileri bir büyüğümüze, muhtemelen kendi hafızasındaki nüfus kayıtlarını baz alarak, Simav ağzıyla “Sen daha ömedin mi? Öğ de dinlen gali” (1) demesiyle birlikte saksı arkasından uçmuştu. Kâmil Abi de bunun üzerine teyzemizin gurbette bulunan oğlunu arayıp, “Ananı dava edeceğim, bana 5 lira verirsen etmeyeceğim” ültimatomunu vermiş, olay tatlıya bağlanmıştı.
Kâmil Abi otobüsle seyahat etmeyi de severdi. Kafasına eserse Beyce Birlik'e atlar, Demirci’ye giderdi. Oradan birçok dost edinmişti. Dolaşır, havasını alırdı; fakat zamana vakit tanımadan Simav da özlenirdi. Simav da Kâmil’ini özlerdi. Çünkü aranırdı.
Kâmil Abi türkü de söylerdi, ilahi de… Simav’ın müzik hafızasını yaşatan Mehmet Yenilmez ile düet bile yapmıştı. “Kiremitte Buz Musun” türküsünü söylemişlerdi. Bu türkünün bir benti şöyleydi:
“Deniz üstünde biber, kayıklar gelir gider
Ne mektup var ne haber, yüreğim yanar gider
Yan Osman’ım yan…”(2)
Zamanın kendisinden uzaklaştırdığı yakınlarından ses gelmediğine dair hasret ve hüzün hissediliyordu bu türküde. “Bir mikrofon alve gali ya” diyerek İzmir’e giden hemşehrilerinden rica da etmişti (3). Nedeni ise kendi diliyle, “Özenyon ya” demesiydi. Belki de zamanla yanından ayrılan insanlar sesini duyabilecekti böylece…
Durduramadığı zaman, Kâmil Abi'nin yaşını ilerletiyordu. Yoruluyordu. Simav’ın farklı camilerinde görülürdü. Namazını kılar, derin düşüncelere dalardı. Bilen bilir, manalı bakışları tefekkürden izler taşırdı. İmam ya da cemaat kendisini beklemediğinde, “neden beklemediniz” diye çıkıştığı da olurdu. Kâmil Abi namaza yetişmekte zorlanabiliyordu. Zamana kafa tutmaktan artık yorulmuştu.
Günün yorgunluğunu belediyenin çevresindeki Mantarların kahvesinde çıkarırdı. Sütü severdi; kahveci de bunu bilirdi. Bir bardak sütünü alır, köşede tek başına uyuklardı. Zamanın oyuna getirdiği okey taşlarının gürültüsü içinde, belki de çocukluğuna dalardı. Zamanın ona en toleranslı yaklaştığı an, hayallerine daldığı andı. Zaman hayallerine ulaşamazdı çünkü hayal sonsuzdu. Gece 12 oldu mu evin yolunu tutardı. Elinde bir poşet olurdu.
Onun “Candan canandan…” ilahisi herkeste bir iz bırakmıştı. Kâmil Amca’nın “aşkından yana yan” dediği cananına ulaşma vakti gelmişti. Ramazan'ın ilk günleriydi. Ana yolda karşıdan karşıya geçerken, akşam vakti bir arabanın farları ona uzak diyarların aydınlığını iletiyor gibiydi.
Gözleri kapanmıştı. Hastanede yattı. Zamana direnmeyi bıraktı. Simav’ın dikensiz gülü, zamanın ulaşamadığı diyarlarda en güzel renklerle açmak üzere bizlere veda etti. Bu dünyada ise, başta Tabakhane Camisi çevresi olmak üzere diktiği sayısız ağaçları bizlere emanet bıraktı.
Ruhun şad olsun Kâmil Abi.
1) “Sen daha ölmedin mi? Öl de dinlen artık” denilmek istenmektedir. 2) Türkiye Radyo Televizyon Kurumu. (t.y.). Kiremitte buz musun. TRT Nota Arşivi. https://nota.trt.net.tr/NotaArsiviKutuphanesi/kiremitte-buz-musun 3) Simav Gölköy. (2026, Mart 23). Kâmil Abi ile ilgili video paylaşımı [Video]. Facebook. https://www.facebook.com/share/r/1CB7dkHqUL/