Bu şehirde genç olmak, bir süre sonra valiz bakmak demek. Peki sorun gençlerde mi, şehirde mi?

Kütahya’da gençlerle konuşunca cümleler hep benzer yerden başlıyor.
“Abi burada yapılacak bir şey yok.”
“Mezun olunca gideceğim.”
“Burada kalırsam kendimi tekrar ederim.”

Kimse yüksek sesle söylemiyor ama herkes aynı kapıyı aralıyor:
Bu şehir gençleri tutamıyor.

Şimdi burada durup dürüst olmak lazım.
Gençler tembel değil.
Hayalsiz hiç değiller.
Sadece karşılarında bir gelecek görmüyorlar.

Kütahya’da genç olmak bazen şuna benziyor:
Koşmak istiyorsun ama pist kısa.
Bir süre sonra duvara tosluyorsun.

Eğitim var.
Üniversite var.
Ama üniversiteden çıkan gencin şehirle kuracağı bağ çok zayıf.
Okul bitiyor, bağ kopuyor.

Çünkü şehir, gence “burada kal” diyecek kadar cesur bir teklif sunmuyor.
Ne iş anlamında,
ne sosyal hayat anlamında,
ne de “sen burada değerlisin” hissi anlamında.

Sonra ne oluyor?
En heveslisi gidiyor.
En üretkeni gidiyor.
En sorgulayanı gidiyor.
Geriye “idare edenler” kalıyor.

Ve biz hâlâ şaşırıyoruz:
“Gençler neden durmuyor?”

Belki de doğru soru şu olmalı:
Kütahya, gençlerine gerçekten yer açıyor mu?

Sadece “gençler bizim geleceğimiz” demek yetmiyor.
Gelecek dediğin şey, bugün başlar.

Gençler bir şehirden kaçmıyor aslında.
Sıkıştıkları yerden çıkıyorlar.

Kütahya isterse gençlerini tutabilir.
Ama bunun için önce gençleri dinlemesi gerekir.
Sonra da “haklısın” diyebilecek kadar olgun olması.

Çünkü bir şehir gençlerini kaybediyorsa,
geleceğini de yavaş yavaş topluyor demektir.