Cuma, cumartesi ve pazar günü, üst üste üç kültürel sosyal etkinlik düzenleyen Kütahya Belediyesi’ni kutluyorum. İlki, cuma günü yapılan, Hazreti Mevlana’nın Şeb-i Arus’u (Düğün gecesi) idi. Bize asırlar öncesinde “Ağızdan bir kez çıkan söz bil ki yaydan fırlayan ok gibidir.” diye buyuran Hazreti Mevlana’yı böylesine güzel bir şekilde anmak da varmış nasipte.   

Kütahyalı Abdulbâki Nâsır Dede’nin, Acembûselik makamındaki Âyin-i Şerifini Sema Mukâbelesi ile Evliya Çelebi Kültür Hizmet ve Tarihi Eserleri Onarma Derneği Topluluğu icra etti. Fevkâledenin de fevkînde bir gece idi. Gönül paslarımız silindi, geleceğe atılan tohumlar gözyaşları ile sulandı.

Cumartesi günü de Kütahya Belediyesi Türk Halk Müziği topluluğu tarafından hazırlanan Âşık Veysel’i Anma Programı var idi. Gerçekten, cana hitap eden eserler, büyük bir samimiyet ile icra edildi. Emeği geçen herkesi kutluyorum.

Pazar günü yine Kütahya Belediyesi tarafından “Yedi kocalı Hürmüz” adlı oyun ile tiyatro severler mest edildi.

Yani öyle bir hafta sonu yaşandı ki Kütahya’da, her kesimden insan sosyal yaşam adına farklı lezzetler ile bezendi. İnsanların gönüllerine hitap edildi. Kütahya Belediyesi’nin bir önceki Belediye Başkanı Prof. Dr. Alim Işık döneminde başlatılan Kültür Sanat faaliyetleri, artarak devam ediyor. Bu konuda hem önceki başkan Sayın Işık’ı hem de bu çalışmaların üzerine biraz daha ekleyerek devam ettiren Sayın Kahveci’yi kutluyorum.

Araya şunu sıkıştırayım, AVM gezmek, kafelerde fink atmak, sosyal hayat gibi görünse de altta anlatacağım vahşi kapitalizm konusuna hizmet eden unsurlardır. Gerçek bir sosyal hayat değillerdir anlayacağınız.   

Kütahya, kültür ve sanat şehridir. Bu nedenledir ki sanatımıza sahip çıkmak hepimizin kültürel bir mirasıdır. Bunu böyle bilir isek, gönüllerimiz ihya olmaya başlayacaktır vesselâm…      

ACABA KOKİNA MI ALSAM?

Vahşi kapitalizmin oyuncak bebekleri oldu çoğu insan. Neyi dikte ederlerse hemencecik oraya sürü gibi akıyoruz ve “Al lan bunu” dedikleri her şeyi bir namus borcu gibi görüp alıyoruz. Neye ihtiyacın varsa onu alsan vahşi kapitalizmin oyuncağı olamaz.

Vahşi kapitalizm… Bu, kapitalizmin kontrolsüz, sınırsız, neredeyse kuralsız hâlidir. Ne yazık ki, hepimizin içinde bir parçası olduğumuz bu sistem, çoğu zaman “özgürlük” ve “fırsat” masallarının ardında, derin bir eşitsizlik, adaletsizlik ve sömürü gerçeğini gizler.

Bu kavramı, kapitalizmin çıplak hali olarak tanımlayabiliriz. Devletin piyasaya müdahalesi sıfır, rekabet harfiyen serbest. Ancak, bu serbestlik; fırsatlar anlamına gelmez. Aksine, küçük işletmeler, çoğu zaman devasa şirketlerin gölgesinde boğulurken, işçi sınıfı yoksullukla burun buruna gelir. Vahşi kapitalizm, rekabetin adalet değil, sadece güçle işlediği bir düzen yaratır. “Pazarın güçleri” ve “arz-talep dengesi” deyip geçemeyiz. Çünkü bu denge, çoğu zaman gücün ellerinde yoğunlaştığı, küçüklerin yok sayıldığı bir çarpık düzendir.

Ve tabii ki, çevre… Vahşi kapitalizmde en son akla gelen şeydir. Doğal kaynaklar, iş gücü gibi kullanılır. Bir fabrika açılır, kar getirecekse etrafındaki her şey yok sayılır. İnsan sağlığı, işçi hakları, çevre kirliliği… Bunlar ikincil konulardır. Bir şirket için önemli olan tek şey, kârın maksimize edilmesidir. O yüzden de fabrikalar kirletir, doğal kaynaklar tükenir, ama kimse bunu umursamaz. Önemli olan, daha fazla kâr yapmaktır.

Evet, “Kapitalizm” diyorlar, “Özgürlük” diyorlar, ama bu özgürlük kimin için? Bir grup zengin için mi? Yoksa, büyük şirketlerin baskısı altında çalışan, doğal kaynakları çalan, insanları yoksulluk içinde tutan bir dünya için mi? Kişisel özgürlükler, yalnızca bir avuç seçkinin elinde birer araç haline gelmişken, geriye kalanlar birer figüran olur. Bu özgürlük, sadece belirli bir kesime aittir.

Bu aralar çok moda oldu, kokina alır mısınız? Koşun hadi, alın birer kokina…

Sevgiyle kalın…

GÜZEL CÜMLELER

Beni hor görme gardaşım, sen altınsın ben tunç muyum? Aynı vardan var olmuşuz, sen gülsün ben sac mıyım? ÂŞIK VEYSEL