Merhaba Dumlupınar…
Dumlupınar Gazetesi okurlarına “merhaba” diyerek başlamak istiyorum yazılarıma. Bundan sonra pazartesi günleri bu köşede sizlerle beraber olacak, ülkemin sorunlarıyla ilgili duygu ve düşüncelerimi okuyucularımla paylaşacağım. Düşüncelerime katılanların yanı sıra katılmayanlar da olacaktır elbet. Hepinize saygı duyacağımı şimdiden belirtmek isterim.
Bu birlikteliğimizin gerçekleşmesinde emeği geçen “Dumlupınar Gazetesi” sahip ve yöneticilerine sonsuz şükranlarımı sunarım. Yazılarımın sizlere ulaşmasında emeği geçen tüm gazete çalışanlarına da unutmadan teşekkürlerimi ileteyim.
Yazmak ve okumak… Benim için yaşadığımız sürece yapmamız gereken iki en güzel eylem. Okumadan öğrenilemeyeceği gibi yazmadan da geleceğe aktarılamaz bilinenler. Neyi ne kadar bildiğiniz değildir önemli olan. Duygu ve düşüncelerinizi çevrenizle paylaşarak başkalarının da hayatına dokunabilmek, geleceğe olan sorumluluğunuzdur. Sadece kendimiz için olmamalı bilgi. Başkalarına aktarmadığınız sürece bildiklerinizin hiçbir değeri yoktur. Bizler de bildiklerini bizlere aktaran öğretmenlerimizle başladık öğrenmeye. Tam da burada ismini söylemeden geçemeyeceğim ortaokul Türkçe öğretmenim geldi aklıma; hem de Kütahyalı… 1970’li yıllarda yolumuzun kesiştiği, gerek kırk yıllık meslek hayatımı, gerekse de yazma dünyamı aydınlatan Mehmet Pilevnelioğlu hocamı unutmak ne mümkün. Halen de bilgisinden yararlandığım hocam için bir Kütahya gazetesinde yazmaya başlamamın onun için hem sürpriz hem de gurur olduğunu tahmin ediyorum. Biz de sizinle gurur duyuyoruz hocam. Allah’tan sağlık ve mutlu bir yaşam dilerim size. Emeklerinizin eserleriyiz bizler…
Yazdığım iki romanımın da son okumalarını Mehmet hocamın yaptığını da belirtmeden geçemeyeceğim. İkinci romanımı okuduktan sonra: “Sen yazar olmuşsun Yakup” sözleri halen kulaklarımda çınlamakta.
Biraz da neden yazmaya gerek duyduğumdan bahsetmek isterim. Öncelikle şunu belirtmek isterim ki kendimi Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu cumhuriyete borçlu hissediyorum. Cumhuriyetin ülkeme kazandırdıkları sayesinde bugünlere geldim. Köyüme okul gelmeseydi hem öğretmen olamayacak hem de siz okurlarımla buluşamayacaktım. Bir köy çocuğu olarak dünyaya geldiğim bu hayattaki bütün kazanımlarımın cumhuriyet sayesinde olduğunu bilenlerdenim. Bu ülkenin çağdaş ve bilimsel eğitimle kalkınacağına inanan bir emekli öğretmen olarak ülkeme borcumu böyle ödemeye çalışıyorum diyelim…
Ülkesine karşı borcunu ödemeye çalışan bireyler olmanın huzur ve mutluluğunu yaşayalım. Büyük Atatürk’ün de dediği gibi: “Vatanını en çok seven görevini en iyi yapandır.” sözünü kendine rehber edinenlerden olalım. O’nun yolu yolumuzdur…