Transfer denildiğinde Türk toplumunun aklına öncelikle “futbolcu transferleri” gelir. Transferin iki dönemi olur. Sezon başlamadan önce yapılan transferler, o sezon kurulacak takımı oluşturmak içindir. Diğeri ise ara transferdir ki sezon başında kurulan takımın şampiyonluğa ulaşmak için yeterli olmadığının görülmesi durumunda ya da küme düşme tehlikesine karşı bir önlemdir. Bu transferler, yasal kurallar içinde ve bir bedel karşılığında yapılır. Yapılan tüm transferlerin maddi bir karşılığı vardır ve toplumda da herhangi bir tartışma yaratmaz.

Yönümüzü ülke siyasetine dönerek milletvekili ve belediye başkanları transferlerini konuşalım diye bu açıklamayı yapma gereği duydum. Seçimler öncesindeki adayların belirlenmesini, sezon başındaki transferlere benzetirim. Ara transferleri, siyasette olmaması gereken bir yol olarak görürüm. Şayet ara transfere gerek duyuyorsanız sezon başındaki transferlerinizin yeterli olmadığını düşünüyorsunuz demektir.

Bir haftadır, Keçiören Belediye Başkanı Mesut Özarslan’ın, seçildiği Cumhuriyet Halk Partisi’nden istifa etmesini ve iktidar ortaklarından Adalet ve Kalkınma Partisi ya da Milliyetçi Hareket Partisi’ne katılacağını konuşuyoruz. Şunu en başından, tüm siyasi partiler açısından söyleyelim; fikir ve felsefe sahibi partililerle eylemlerinden şüphesi olmayanlar asla partilerini terk etmezler. Bir belediye başkanı partisinden istifa edip iktidar partisine geçiyorsa ya adaylığı ta başından yanlıştır ya da icraatlarında kanuni olmayan eylemleri var demektir.
Kişinin cesareti eylemlerinden beslenir. Yaptığından emin olanlar, kuyruklarından korkmazlar. Özellikle iktidar partisi saflarına katılmak isteyen belediye başkanlarının kuyruk sorunu olmalı diye düşünüyor toplumun büyük bir çoğunluğu. Oysa toplumu ileri götürecek olanlar, başlarını dik tutmayı becerenlerdir.

Kamuoyuna yansıyan haberlere bakıldığında AKP’ye katılan belediye başkanları hakkındaki yolsuzluk iddialarının konuşulmaz hale gelmesi, toplumdaki kuşkuların güçlenmesine neden oluyor.

Böylesi transferler, “İktidar partisine katıl, içeri atılmaktan kurtul…” algısının güçlenmesine neden oluyor.
Adaletin, iktidarın elindeki kılıç gibi görüntü vermesi toplumsal rahatsızlığı artırıyor.
Kanunsuzluk yapanlara hiçbir güç, can simidi olmamalıdır.
Sürekli “milli irade”den bahsedenler, milletin ortaya koyduğu iradeyi görmezden gelerek muhalif milletvekillerini ve belediye başkanlarını kendi saflarına katmak için her yolu mübah hale getirmeye çalışmaları kamuoyunda karşılık bulmuyor.

Çözüm mü? Siyasilerin transfer tahtaları kapatılmalı…
Partisinden istifa eden seçilmişler, üstlendikleri siyasi görevlerinden de istifa etmiş sayılmalılar. Seçildiği oyları kendine verilmiş gibi görenler, sonraki seçimlere bağımsız aday olarak girerek boylarının ölçüsünü görmeliler.

Siyaset, transferlerle dizayn olunmamalı. Belediyeler, seçimler yenileninceye kadar kazanan partide kalmalı. Takdiri sonraki seçimlere kadar seçmene bırakmalıyız. İstifa eden belediye başkanının yerine geçecek olanı yine o partinin meclis üyeleri belirlemeli…
Siyasi transferleri, yolsuzlukların beyaz örtüsüne dönüştürmemeliyiz…