Tıpkı insanlar gibi toplumlarında umutsuzluğa kapıldığı zamanlar vardır. Umudu yeşertip aydınlık günleri yakalamanın ön koşulu, toplumu belirlenen hedef doğrultusunda birleştirmek, harekete geçirmektir. Toplumun gücü karşısında aşılamayacak sorun yoktur. Dünya tarihine baktığımızda bunun çok örneklerini görürüz.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu bunun belki de ilk örneğidir. Orduları dağıtılmış ve dört bir yanı düşman askerlerince işgal edilmiş bir imparatorluktan bağımsız bir ülke yaratmanın ilk adımı, Anadolu insanının umudunu örgütlemekti. Gazi Mustafa Kemal Atatürk de tam bunu yaptı. Karakterinde bağımsızlık olan Türk halkına güvendi, onları örgütleyip birleştirerek bağımsızlık hedefine doğru yürüdü ve başarılı oldu. Bu yolda yalnız yürümediği gibi kararları da tek başına almadı. Halkın temsilcilerine danıştı, onları ikna etti ve ortak verilen kararları uyguladı.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçtiğimizden bu tarafa, ülkede hiçbir şey yolunda gitmiyor. Adalete olan güven dibe vurdu. Ekonomik açıdan her gün yoksullaşıyor toplum. Emekli ve asgari ücretli yaşam mücadelesi veriyor. Yoksulluk artınca da gayri meşru olaylar toplumsal huzuru yok ediyor.

Yap-işlet-devret modeliyle yapılan otoyol, hastane ve havalimanı gibi işletmeler bütçenin kara delikleri haline gelmiş. Devletin kasasından bir kuruş çıkmayacak denilen bu işletmeler, müteahhitleri zengin etme aracına dönüşmüş durumda.

Topraktan üreten hiç kimse halinden memnun değil. Böyle devam etmesi durumunda üretimi bırakacaklarını söylüyorlar. Bütün bunlara rağmen enflasyonla mücadelede umut tacirliği devam ediyor. Çalışanların maaşına daha az zam vermenin aracı haline gelmiş bir TÜİK de vatandaşın başındaki sopa gibi!..

Demokrasi açısından son derece tehlikeli olarak, belediye başkanlarını tutuklu yargılayıp kayyım ve transferler yöntemiyle devşirmeleri görünce oy kullanmanın bile bir anlamının olmadığına inanmaya başladı halkımız. İktidar bu transferleri yaparken kamu vicdanının transfer edilemeyeceğini unutuyor. İktidarda kalmak için her yol ve yöntemin mübah olduğunu düşünenlerin demokrasi anlayışını sorguluyor halkımız.

Şunu da unutmamak gerekir: Her konuda tek karar verici olarak görünen Cumhurbaşkanı açısından da oldukça sıkıntılı bir durum bu. Dünyada her şeyi bilecek kimse yoktur. Cumhurbaşkanından güç devşirenlerin yarattıkları sorunlar da cabası…
Muhalefet, ülkenin içinde bulunduğu yönetim şeklinden ve geldiğimiz noktadan memnun olmayan vatandaşımızın umudunu yitirmesine engel olup ilk seçimde güç birliği yapmak zorundadır.

Geçmişteki koalisyonlarda usandık diyenler, daha seçimler aşamasında ittifak adı altında koalisyon yapıyorlar. Sistemin mimarları dahi gelinen noktadan şikayet etmeye başladılar.
Bu ülkenin aydınları, demokratları, gerçek milliyetçileri, laik ve sosyal bir hukuk devletinden yana olanları, ilk seçimde güç birliği yapmak zorundasınız.
İşin özü: Şeyh Edebali’nin de dediği gibi, “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.” Biz de diyoruz ki, ey muhalifler! “Umudu yaşat ki demokrasimiz yaşasın.”