ENGELLER ENGELLENMELİ

featured
service
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Bir dağın yamacında bir maymun kral, dağın diğer yamacında ise şeytan yaşarmış. Kralın yaşlı ve çok akıllı üç maymun danışmanı varmış. Şeytanın sesini duyan veya onu görenler lanetlenir ve taş kesilirmiş. Bunun sonucunda da inanışa göre maymun krallığı felakete uğrarmış. Üç maymun, kralları için az bulunan bir çiçek aradıkları sırada şeytanla karşılaşmışlar. Maymunlardan biri onu görmemek için gözlerini kapatmış ama sesini duymuş. İkincisi sesini duymamak için kulaklarını kapatmış ama onu görmüş. Sonuncusu ise hem şeytanın sesini duymuş hem onu görmüş ve bu sırdan kimseye bahsetmemek için ağzını kapatmış. Halklarını ve krallarını tehlikeye atmamak için üç maymun ellerini kapattıkları yerden çekmeyeceklerine ve kimseye bu sırdan bahsetmeyeceklerine dair yemin etmiş… Elleriyle gözlerini, kulaklarını ve ağzını kapatan üç maymun sembolü ülkemizde ”Üç maymunu oynamak” diye bilinmekte… Üç maymun[1]u oynamak… Deyim günümüze kadar çok farklı şekilde ulaşmış; şu anda “kötülüklere bulaşmama” anlamında değil,  “kötülükleri görmezden gelme ve söylememek” anlamında anlaşılmakta… Gerçeklere gözünü kapatıp başını derde sokmamayı, doğruları dinlemeden ve söylemeden kurnazlıkla aradan sıyrılmayı ima etmekte… Gerçekte üç maymunun simgelediği değerler farklı… Üç maymun, eski Japon Koshin Folk geleneklerine dayanmakta… Japonca isimleri Mizaru, Kikazaru, İwazaru olan bilge maymunlar… İki eliyle gözünü kapatan maymun Mizaru, kötü gözle bakmamayı; kulaklarını kapatan Kikazaru’nun mesajı, kötüyü dinlememeyi; ağzını kapatan İwazaru, kötü söz söylememeyi salık vermekte… Üç maymunu “sorumsuzluk ve kayıtsızlığın sembolü” gibi mi; “edepli, ahlaklı olmanın bir yolu” mu olarak algılamak durumundayız? Doğru ve etkin iletişim[2] için algılardaki ve ön yargılardaki engeller engellenmeli… “Dördündü maymunu oynamak” da vurdumduymaz olmakla eş değer bir durum… Kim bilir “beşinci maymunu oynamak” sanal âlemde yaşamak olsa gerek… Birlikte yaşamak zorunda olduğumuz insanlarımızın çok yüzlülüklerine göre maymunların sayısını artırmak mümkün… “Maymun” figürüne “bukalemun”u da ekleyebiliriz… Adı ne olursa olsun taklit markalı yapılanlar maymun ve bukalemun patentli… Tahkik ve emek odaklı her çaba ve ürün ise millî…  Made in Türkiye[3]

“Amerikan-İngiliz-Türk olmayan bizi bizden eden” kültüre hizmet etmek… Lafta millî harsımızı savunup Türk kültürünü yaşamadan kendi özüne yabancı ucube bir hayatın çıkar fırıldağında nefes tüketmek… Millî ya da gayri millî ve zilli (tantana ve sefa ile gününü gün eden) olmak… Sözde kalan ülkü ile ülkeye ve ilkelere ne kadar bağlı kalınabilir? “Suyun başında durmak ve su akarken testiyi doldurmak” tamam… Kirli suyu testiye doldurmak ise akıl kârı değil… Su akarken, su ile günde beş defa elini-kolunu-yüzünü-başını-ayağını yıkamamak ise akla zarar… Fikretmemek, zikretmemek, şükretmemek… Bütün mesele cebi-keseyi-mideyi doldurmak… Parasızlık geçici bir engel, lâkin fikirsizlik kalıcı bir engel… Mühim olan midemizle değil beynimizle düşünmemiz… “Atadan, kasadan, şuradan buradan fırsatlara atlayarak doldurulan hazır”dan, cepten ve kişilikten harcamaya ve harcanmaya devam… Harcadıkça harcanılan bir hayat… Kendini, zihnini, yüreğini velhâsıl kelam öz değerlerini öğütmeye devam… Güven adına güvensizlik üzerine kurgulanmış bir hayat… Sözün bile nefesinin tükendiği nokta… “İnsan üç beş damla kan, ırmak üç beş damla su; bir hayata çattık ki, hayata kurmuş pusu. Geldi ölümlü yalan, gitti ölümsüz gerçek; siz, hayat süren leşler, sizi kim diriltecek?” (Necip Fazıl Kısakürek)… Çıkar kaidesi üzerine konuşlandırılmış ömür… Neticesi, beynimizi, yüreğimizi, her bir değerimizi değersiz kılan öz kıymetlerine yabancı ömür… Görünürde çok büyük kalıplı kişilikler, çıkar zembereğine takılı küçük beyinler bozuk plak gibi terennüm etmekte: “sömür de sömür”… Yazık! Boşa kürek çekilen dünya sürgünündeki ömür…  “Allah’ın on pulunu bekleye dursun on kul; bir kişiye tam dokuz, dokuz kişiye bir pul. Bu taksimi kurt yapmaz kuzulara şah olsa; yaşasın, kefenimin kefili karaborsa!” (Necip Fazıl Kısakürek)…

Hakça paylaşmak ve âdil olmak… … Çizgimiz ve rotamız düzgün olduğunda, millî ve öz değerlerimize sahip çıktığımızda yetim öksüz kul Hakkıların[4] hakkına da sahip çıkabiliriz… Kadim medeniyetimize, millî hedeflerimize kitlenmek gerek… Engeller, gözümüzü hedeflerden ayırdığımızda belki korkunç şeyler haline dönüşürler; başarabilmeyi istiyorsak engelleri yollarımızdan temizlemeliyiz ve onları uçabilmek için fırsatlar olarak değerlendirebilmeliyiz… Engelleri engelleyebildiğimizde başarabilmenin ilk basamağına adım atabiliriz… Sonrası emek ve çaba gerektiren vetire/süreç… Engellerden yılmamalıyız; hayat yolundaki engeller aşılmak içindir, takılmak için değil… Birileri birilerine engel çıkarmaya hep devam edecekler; birileri biraz sivrilmeye başlayınca herkes onu tutup alaşağı etmeye çalışacaklar; paçalarından aşağıya çekecekler elbette… Bu hayatın değişmez bir cilvesi… Korkup kaçmayan başarabilendir… Hiçbir aşılmaz engel yoktur, kendimize koyduğumuz engellerin dışında… Hangi engellilik durumu gerçekte bize engel olabilir? Bunun tek cevabı var aslında… Anlamaya algılamaya okumaya ve yazmaya engeller koyduğumuz durum bize engel olabilir… Bilindik ya da bilinmedik her engel engellenmeli ki yollar açılsın… Fırtınaların olması denizi sevmemize mâni olamaz… “Yapmamız gereken sevgiyi bulmak değil, içimizdeki sevgiye karşı inşa ettiğimiz tüm engelleri arayıp bulmaktır.” (Hz. Mevlana)…Hedefimizden ve yürüdüğümüz yoldan emin olunca, engeller mola yerleri (dinlenme noktaları) olurlar… Bilmeliyiz ki  “Başağın iyi yetişmesine engel olan şey, zararlı otlar değil, çiftçinin ihmalidir.” (Konfüçyüs)… Azimli ve kararlı insanın engelli olması, özel eğitimde bilgi ve farkındalık kazanmasına engel değil… Engelliler Haftasında (10 -16 Mayıs) özel eğitim ihtiyacı olan her bireyin eğitimden yararlanması gerektiğini ve bunun insan olmanın bir icabı olduğunu hatırlayalım…

Engelleri engellemenin uygulanabilir ve sürdürülebilir olanı, engelleri fırsatlar haline evirebilmekten geçmekte… Her engel bir fırsat olabilir… Meselâ kalbimizin kırılması, mutlu olmak için; hastalığımız, iyileşmek için; nefretimiz,  sevmek için; suçumuz, bağışlamak için; başarısızlığımız, başarılı olmak için bir fırsat…  Selam, sevgi ve saygılarımla.

[1] https://asiatrend.org/lifestyle/3-wise-monkeys/

[2] https://dumlupinargazetesi.com/yazar/zafernefer/konu/etkili-ve-dogru-iletisim

[3] https://dumlupinargazetesi.com/yazar/zafernefer/konu/made-in-turkiye-turkie

[4] https://dumlupinargazetesi.com/yazar/zafernefer/konu/insan-ve-haklari  https://dumlupinargazetesi.com/yazarlar/zafernefer/konu/cocuk-hakki

Zafer NEFER, 26.01.2022 07.48, Aydın

ENGELLER ENGELLENMELİ

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Giriş Yap

Giriş Yap

Dumlupınar Gazetesi ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Bizi Takip Edin