On gündür, bütün dünyanın gözü önünde gerçekleşen Donald Trump’ın haydutluğunu konuşuyoruz. Bağımsız bir ülke olan Venezuela’nın Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşi, yataklarından alınarak Amerika’ya kaçırılıyor, New York sokaklarında dolaştırılarak adeta aşağılanıyor. Barbar Trump, bunu narko-terörle ilişkilendirerek yaptığı eşkıyalığa masumiyet elbisesi giydirmeye çalışıyor. Oysa bütün meselenin Venezuela’nın yeraltı zenginliklerini ele geçirmek olduğunu tüm dünya biliyor; dünyanın en büyük petrol ve doğalgazıyla, 7 bin ton altın rezervine sahip bir ülke Venezuela.

Trump daha iktidara gelir gelmez Rusya-Ukrayna savaşını bitirmek için Ukrayna’nın sahip olduğu nadir toprak elementlerini istediğini açık açık söylemedi mi? Şimdi de hiçbir hukuk kuralını dinlemeden bağımsız bir ülkeye müdahale ediyor ve artık Venezuela’yı biz yöneteceğiz, diyor. Bunun adı güç şımarıklığıdır.

ABD’nin ilk barbarlığı değil ki bu; George W. Bush’un “Saddam’ın kimyasal silah ürettiğini” bahane ederek Irak’ı işgali ve ardından da dünyaya deklere ettiği gerekçenin kocaman bir yalan olduğunu görmedik mi? Sonuçta Irak’ta milyonlarca masum insanı katletmediler mi? Libya’da yaşananlar da aynıydı. Afganistan’da da aynı şeyi yapmadılar mı? İsrail’in Gazze’de işlediği soykırımın asıl sorumlusu da Trump değil mi?

Demokrasi getirme vaadiyle işgal ettikleri ülkelerden alacaklarını aldıktan sonra demokrasiyi unuttular. Milyonlarca insanı katledip arkalarında gözyaşı bırakıp gitmediler mi? Anlayacağınız, Amerikan emperyalizmine karşı çıkan ülkelerin liderlerini değiştirip kendilerine biat edecek yeni liderleri koltuklara oturtmak gibi bir alışkanlığı var ABD’nin.
Ülkelere “çökmek” için yalanlar üreten barbar Trump, utanmadan da “barış” ödülünün kendine verilmemesinden şikayet etmedi mi!.. Hangi barış?

ABD Dışişleri Bakanı Rabio, Venezuela Devlet Başkanı Maduro’nun kaçırılmasıyla ilgili olarak, “Umarım, dün akşam yaşananlar herkese gerekli dersi vermiştir!” diyerek uluslararası ilişkilerde hiçbir kuralı tanımayacaklarını ilan etti. ABD çıkarlarına hizmet etmediğini düşündükleri ülkelere de aba altından sopa gösterdiler.

Donald Trump, insanlığın başına açtığı belalardan nasıl vaz geçeceğini söylerken: “Beni durduracak tek şey kendi ahlakımdır, uluslararası hukuka ihtiyacım yok.” diyerek demokrasi ve hukuk karşıtlığını ilan ediyor.
Şunu asla unutmamalıyız ki emperyalist ülkeler, özellikle doğal zenginlikleri olan ülkelerde demokrasi istemezler. “Gitti kral, yaşasın yeni kral.” diyerek kendilerinden yana olanları iktidara getirirler.

Hepimizin bildiği gibi demokratlar, ülkelerinin başka ülkelerce sömürülmesine karşı çıkarlar.
Bir ülkenin yönetim şeklini, yöneticisini sevmeyebiliriz ama bir barbar ülkenin emperyalist menfaatleri için o ülkeye müdahalesine de karşı durmak gerekir. Ülkelerin nasıl yönetileceği o ülkelerin halklarının tercihidir.

Ülkesine kaçak yollarla giren uyuşturucuyla gereği gibi mücadele edemeyen Trump’ın asıl mücadelesi başka… Sömürgecilik… Sömürgeciliği kabul etmeyenleri yönetimden uzaklaştırarak kuklalarını iktidar yapmak…
İşte, biz bunun için sömürgeciliğe ve emperyalizme karşıyız.

Bunun için yurtta barış, dünyada barış istiyoruz. Bunun için güçlünün hukuku değil hukukun üstünlüğünü diyoruz.
Filler tepişip çimler ezilirken ne yazık ki tüm dünya üç maymunu oynuyor…