Yirminci yüzyılın ilk çeyreği, Türk milleti için unutulmaz acı hatıralarla doludur. Beş yüz yıldır vatan olan Balkanların elden çıkması, Çanakkale’de, Galiçya’da, Kafkasya’da, Hicaz’da, Yemen’de, Filistin’de yapılan savaşlar, Sarıkamış faciası, İstanbul’un işgali, TBMM’nin açılışı, İnönü, Sakarya ve Büyük Taarruz savaşları ve Cumhuriyet’in ilanı…

Bugünden bakıldığında tarihin sayfalarında kalmış gibi görünen bu sıkıntılı yıllar, öyle birkaç sayfa ya da satırla geçiştirilebilecek bir süreç değildir.

Takvim yaprakları 23 Nisan 1920’yi gösteriyordu. Cuma namazına saatler vardı; ancak Ankara’nın Hacı Bayram Camii daha şimdiden dolmuştu. Sonradan gelenler caminin avlusunda ve avluya açılan sokaklarda namaza durdular. Ankara Ankara olalı böyle kalabalık bir insan topluluğunu hiç görmemişti. Coşku ve heyecan doruktaydı.

Heyet-i Temsiliye’nin 19 Mart’ta yayınladığı seçim talimatına göre kumandanlar ve valiler tarafından seçilen milletvekilleri ile Osmanlı Meclis-i Mebusânı temsilcileri Nisan ayının başından itibaren Ankara’ya gelmeye başlamışlardı; ancak bir sorun vardı: Meclis nerede toplanacaktı?


Hızlı bir arayış başladı, çeşitli binalar gezildikten sonra, II. Meşrutiyet döneminde İttihat ve Terakki Cemiyeti Kulübü olarak yapılmış, tek katlı, uzunca bir koridorla, bu koridorun iki yanında birer salonla beş büyük ve üç küçük odadan meydana gelen ve o zaman henüz yapımı tamamlanmamış bina toplantı yeri olarak tespit edilir.


Enver Paşa’nın isteği üzerine 1915 yılında yapılması planlanan bu bina, savaş ortamı ve ekonomik problemler nedeniyle tamamlanamamıştı. Mondros Mütarekesi sonrasında işgaller başlayınca başlarında bir yüzbaşı bulunan küçük bir Fransız birliği bu binaya yerleşir. Mustafa Kemal, 27 Aralık 1919’da Ankara’ya ilk defa geldiğinde Dikmen’de karşılandıktan sonra Hacı Bayram Camii ve vilayet binasına giderken bu binada Fransız bayraklarının asılı olduğunu görmüştü. İşte inşaatı henüz tamamlanmamış, çatısı kiremitsiz bu bina Büyük Millet Meclisi’nin toplanması için kararlaştırılır.


O tarihlerde Ankara’nın Ulucanlar semtinde bir ilkokul yapılmaktadır. Bu okul için getirtilen Marsilya kiremitleri alınarak Meclisin çatısına yerleştirilirse de yeterli olmaz. Kiremitlerin eksik kaldığını gören halk, evlerine koşarak damlarından indirdikleri kiremitleri kucaklarıyla Meclis binasına taşırlar. Yaşlı, genç, kadın, erkek, çocuk tüm Ankaralılar kucaklarında taşıdıkları kiremitlerle yeni devletin yeni binasını inşa ederler.


Binada elektrik tesisatı da yoktur. Bir kahvehaneden alınan kenarları avizeli petrol (gaz) lambası tavanın ortasına asılarak aydınlatma sorunu halledilir.


Toplantı salonu için Ankara Valiliği bürolarından, şuradan buradan derlenmiş kırık dökük bazı eşyalar getirilir. Milletvekilleri için de Ankara Öğretmen Okulundan ve Ankara Lisesi’nden öğrenci sıraları taşınır. Yetmeyince Öğretmen Okulu öğrencilerinin ev işi dersinde yaptıkları siyah renkli sıralarla tamamlanır.


Salonun koridoruna, milletvekillerinin su içmesi için üç küp konulur, üzerlerine de birer maşrapa bırakılır.


Başkanlık kürsüsünü Ankara marangozları para almadan yaparlar. Kürsünün arkasındaki duvara Âl-i İmrân suresinin 159. âyetinde geçen “karar vereceğin zaman onlara danış” anlamındaki “ve şavirhüm fi’l-emr” yazılı bir levha asılır.


Meclis açıldığında müdür ve memurların toplamı otuz civarındadır. Başkâtip Recep (Peker) Bey hariç bütün memurlar tek bir odada otururlar.


Mustafa Kemal Paşa 21 Nisan günü Kolordulara, 61. Tümen Komutanlığına, valilere, belediye başkanlarına ve tüm sancaklara “Kerim olan Allah’ın yardımıyla Nisan’ın 23. Cuma günü, Cuma namazını müteakip Ankara’da Büyük Millet Meclisi açılacaktır.” cümlesiyle başlayan ve “Cenab-ı Hakk’tan tam bir muvaffakiyet için niyaz edip yalvarıyoruz.” cümlesiyle biten altı maddelik bir talimatname gönderir. Bu talimatnamede açılışın ne şekilde olacağı da açıklanır.


23 Nisan günü bütün milletvekilleri Hacı Bayram Camii'ne giderler. Namazdan sonra Kur'ân-ı Kerîm okunur. Hacı Bayram-ı Veli'nin tarikat sancağı çıkarılır. Sinop Mebusu Hoca Abdullah Efendi’nin başı üzerinde taşıdığı yeşil örtülü bir rahlede Kur’ân-ı Kerîm ve Sakal-ı Şerif taşınır. Bir manga askerde bu rahlenin iki tarafında ağır ağır ilerler. Cami ile Meclis binası arasındaki yol kenarları, arsalar, evlerin çatıları insanlarla dolmuştur. Önde resmî ve askerî erkan, arkada halk tekbir getirerek bir alay halinde Büyük Millet Meclisi'nin önüne gelirler.


Meclis binasına doğru yürüyen bu insan seli, Anadolu’da yeniden dirilişin habercisidir. Bu diriliş kendisinin üstünde güç tanımayan ve ülkesini tam bağımsızlığa kavuşturmayı planlayan Büyük Millet Meclisinin ülkenin kaderine el koymasıdır.


Meclis'in önünde iki kurban kesilir. Bursa Mebusu Fehmi Hoca yüksek sesle hatim duası okuduktan sonra, Mustafa Kemal Paşa tarafından Meclis’in kapısındaki kurdele kesilerek içeriye girilir ve bütün milletvekilleri sıralara otururlar. Bayraklarla süslenen kürsüye Hacı Bayram-ı Veli'nin, üzeri ayetlerle dolu soluk ipek sancağı dikilir. Kur’ân-ı Kerîm ile Sakal-ı Şerif de kürsüye konulur.


Saat 13.45’te en yaşlı milletvekili olması sebebiyle (1845 doğumlu) Sinop milletvekili ve emekli Millî Eğitim Müdürü Şerif (Avkan) Bey’in başkanlığında, 115 milletvekili ile TBMM ilk toplantısı gerçekleştirir.


Şerif Bey, milletimizin, içte ve dışta tam bağımsızlık içinde, kendi geleceğinin sorumluluğunu ve yönetimini üstlendiğini, Halife’nin yabancıların baskısından, İstanbul ve öteki yurt parçalarının da düşman işgalinden kurtarılması için savaşılacağından bahseder ve alkışlarla tamamladığı bu açış konuşmasında “Meclis-i Âli” şeklinde de vasıflandırdığı TBMM için, “Büyük Millet Meclisi’ni açıyorum.” cümlesini kullanarak, bu müessesenin adını da koymuş olur.


Şerif Bey'den sonra Mustafa Kemal Paşa söz alarak, Meclis'in olağanüstü yetkilerle görev yapacağını ifade eder ve daha sonra ilk günkü oturuma son verilir. TBMM’nin, açılışından bir gün sonra, 24 Nisan 1920’de Ankara milletvekili Mustafa Kemal Paşa meclis başkanı seçilir.


Meclisin açılması bütün memlekette büyük bir sevinçle karşılanır. Ülkenin her yerinde hatimler indirilir, mevlitler okutulur ve kutlamalar yapılır.


Meclisin açılışının birinci yıl dönümünde, 23 Nisan “Hâkimiyet-i Milliye Bayramı” (Ulusal Egemenlik Bayramı) olarak kutlanır. Bu Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk millî bayramıdır. Daha sonra Mustafa Kemal Paşa tarafından, bunun sadece ulusal egemenlik bayramı olarak kutlanması yeterli görülmez ve 23 Nisan 1929’dan itibaren “23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı” olarak kutlanmaya başlanır. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, 1979 yılından itibaren yabancı devlet çocuklarının da katılmaya başlaması ile uluslararası bir nitelik kazanır. Atatürk’ün çocuklara verdiği değeri de göstermesi bakımından bu davranışı çok anlamlıdır.


Birinci TBMM, yeni Türkiye’nin ilk Millî Meclisi olması itibariyle “Birinci Meclis”; Türk İstiklâl Harbi’ni zaferle neticelendirerek yeni Türk devletinin temelini attığı için “Kurucu Meclis”; Türk milletinin millî ruhunu temsil ettiği için “Kuvâ-yı Milliye Meclisi” şeklinde farklı isimlerle tanımlanmış ve tarif edilmiştir.


TBMM’nin açılması Türk tarihinde yeni bir dönemi başlatmış, zaferlerin ve Cumhuriyetin kuruluşuna giden yolun açılmasını sağlamıştır. Bunun yanında “milletin kendi kaderine hakim olarak kendi geleceğini tayin etme gücünü elinde bulundurması” anlamına gelen milli egemenliğe adım atılmış olması açısından çok önemlidir.


Mustafa Kemal, 14 Ocak 1923’te annesi Zübeyde Hanım’ın mezarı başında yaptığı konuşmada şunları söyler: “Validem bu toprağın altında, fakat milli egemenlik ilelebet payidar olsun. Beni teselli eden en büyük kuvvet budur. Validemin mezarı önünde ve Allah’ın huzurunda and içiyorum, bu kadar kan dökerek milletin elde ettiği ve belirttiği egemenliğin muhafaza ve müdafaası için icap ederse validemin yanına gitmekte asla tereddüt etmeyeceğim. Milli Egemenlik uğrunda canımı vermek benim için vicdan ve namus borcu olsun.”


Biz de Mithat Cemal Kuntay’ın Üç İstanbul romanındaki Adnan’ın sözüyle yazımızı noktalayalım: “Biz altında yatmadan bu toz toprağın üstünü kimse çiğneyemez!”


23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımız kutlu olsun!