Beslenme artık yalnızca “ne yiyelim?” sorusunun cevabı değil; kimlik, yaşam tarzı ve hatta sosyal
statü göstergesi hâline geldi. Sosyal medyada her gün yeni bir öneri, yeni bir liste, yeni bir
yaklaşım karşımıza çıkıyor. Bir uzman “karbonhidratı azaltın” derken bir diğeri “dengeyi kurun”
diyebiliyor. Biri aralıklı beslenmeyi önerirken bir başkası öğün düzenini korumanın önemini
vurguluyor.
Bu farklılık doğal olarak şu soruyu doğuruyor: Gerçekten hangisi doğru?
Öncelikle şunu kabul etmek gerekir: Beslenme bilimi matematik formülü gibi tek sonuç veren bir
alan değildir. İnsan bedeni biyolojik olduğu kadar davranışsal ve çevresel faktörlerden de etkilenir.
Yaş, cinsiyet, uyku düzeni, stres seviyesi, hareket miktarı, çalışma temposu, hatta sosyal çevre bile
beslenme planını etkiler. Dolayısıyla aynı bilimsel veri, farklı bireylerde farklı uygulamalar
gerektirebilir. Bu nedenle farklı diyetisyenlerin farklı vurgu yapması çoğu zaman bir çelişki değil;
bireyselleştirme çabasıdır.
Ancak burada kritik bir ayrım var: Bilgi popüler mi, yoksa bilimsel mi? Bilimsel yaklaşım; Keskin
yasaklar koymaz. Mucize vaat etmez. Kısa sürede dramatik sonuçlar üzerinden güven inşa etmez.
Onun yerine şunu söyler: Duruma göre değişir. Size özel planlanmalı. Toplum olarak en çok
zorlandığımız nokta da tam burasıdır. Çünkü biz hızlı, net ve kesin cevaplar isteriz. Oysa sağlıklı
beslenme çoğu zaman gri alanlarda ilerler. Ne tamamen yasaklar üzerine kuruludur ne de sınırsız
serbestlik üzerine.
Bir uzmanın yaklaşımını değerlendirirken şu soruları sormak yol gösterici olabilir: Söyledikleri
bilimsel araştırmalara dayanıyor mu? Bilinç kazandırıyor mu? Metabolik sağlığı mı
önceliklendiriyor?
Beslenme yalnızca kilo vermekle ilgili değildir. Enerji düzeyi, odaklanma, hormonal denge, sindirim
sistemi sağlığı, uzun vadeli hastalık riskleri… Hepsi bu sürecin parçasıdır. Bu nedenle “en hızlı
sonuç” her zaman “en doğru sonuç” anlamına gelmez.
Ayrıca beslenme bir disiplinler arası alandır. Tıp, biyokimya, psikoloji ve davranış bilimi ile iç içedir.
Bu yüzden etik bir diyetisyen gerektiğinde başka uzmanlık alanlarıyla iş birliği yapar, sınırlarını bilir
ve danışanını bütüncül değerlendirir. Çünkü beslenme bir “liste” değil, bir yaşam pratiğidir.
“Hangi diyetisyen doğru?” sorusunun cevabı tek bir isim değildir. Doğru; bilimsel kanıta dayanan,
etik ilkelerle çalışan ve bireysel farklılıkları gözeten yaklaşımdır.
Sağlık bir trend değildir. Beslenme bir akım değil, bilimdir. Güven; en yüksek sesle konuşandan
değil, en sağlam temele dayanan bilgiden doğar.
Unutmayalım ki sağlık söz konusu olduğunda yetki önemlidir. Diyet yazmak bir yorum değil,
mesleki bir sorumluluktur. Bu yetki yalnızca beslenme ve diyetetik eğitimi almış diyetisyenlere aittir.
Kişisel beslenme planınızı, alanında eğitim almış ve bilimsel çalışan bir diyetisyen hazırlamalıdır.
Çünkü doğru plan, doğru uzmanla başlar.
Uzman Diyetisyen Ayşegül Akkaya Erden