Tüm dünyada ekonomik kriz dendiğinde hemen akıllara enflasyon, faiz, döviz kuru ya da ülkelerin bütçe açıkları gelir. Ekonomik krizin yarattığı sorunları pek konuşan olmaz. Oysa ekonomik kriz toplumsal barışı da tehlikeye sokan en önemli etkendir.
Ülkedeki ekonomik krizlerin faturasının özellikle emekli, asgari ücretli ve geçimini topraktan sağlayan çiftçilerle hayvan yetiştiricilerine kesilmesi, diğer taraftan bir gecede zenginleşenler ülkedeki kutuplaşmayı artırıyor. Kısa sürede üretmeden zenginleşenlerin “iktidarın gücünü kullanıyorlar” algısı ortamın daha da gerginleşmesine neden oluyor. Bugünlerde çokça konuştuğumuz fon vurgunu vakası toplumun her kesiminden muhalif sesin yükselmesine neden oldu. Toplum “nas” ile uyutulurken arka kapıda yapılanları hiç kimse içine sindiremiyor.

Halk, sebebi olmadıkları krizin faturasını ödemek zorunda bırakan siyasilere ve kurumlara güvenlerini yitiriyor. Adalete ve devlete olan inançları da yok oluyor.
Yatırımcıların kaybını telafi etmek için halka yeni vergiler koymak yerine kaybın dolandırıcılardan tahsil edilmesi gerekmez mi? Pişmanlık hesabı açıp gönüllülükle haksız kazançların yatırılması sorunu çözüp suçu ortadan mı kaldıracak? Kamu vicdanını rahatlatmanın tek yolu vardır. Hortumcuların tüm varlıklarına el konulması, dolandırdıklarının iki misliyle geri alınması.

Bu sürecin sağlıklı yürüyebilmesi için ilgili mevcut kurum yöneticileri görevden el çektirilmeli ve tarafsız kişilerce şeffaf bir inceleme yapılmalı. Hortumcular kamuoyuna açıklanmalı. Kamu adına denetim yapacak kişilerin kesinlikle denetleme sorumluluğunda oldukları kurumlarda hiçbir görev almamaları sağlanmalı.
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine geçtiğimizden bu yana kurumlara olan güven dibe vurduğu gibi kurumsal denetimlere olan inanç da yok oldu. Sonu nereye kadar giderse gitsin diye başlayan soruşturmalar hiç kimseye dokunulmaz noktasına evriliyor. Bu da ne yazık ki halkın öfkelenmesine ve kutuplaşmaya hizmet ediyor.

Bu ülkenin liyakatli kadrolara ihtiyacı var. Hükümetlerden değil devletten yana olan yöneticiler bu talanı önleyebilir, devlete olan güveni de geri getirebilirler.
Umutsuzluk yok! Gün gelir gül de açar bülbül de öter, demiş şair.
Güllerin açtığı, dalında bülbüllerin öttüğü, gölgesinde sevgiyle kucaklaşan bir topluma dönüşeceğimiz günleri sabırsızlıkla bekliyoruz.