Ahırardı
Ahırardı Cami
Ahırardı Kahvesi
Ahırardı Harmanları
Ahırardı Değirmenleri
Ahırardı Çayırı
Bu isimlerin çoğu bugün bir anlam ifade etmese de 50 yıl önce tüm Kütahyalıların kullandığı tabirlerdi. Ahırardı ile ilgili arasak bazı resimler bulabiliriz. Charles Texier’in 200 yıllık bir gravürü. Hükümet Konağı’nın fotoğraflarında uzaktan belli belirsiz gözüktüğü birkaç siyah-beyaz fotoğraf. Spor Meydanı’ndaki şenliklerden birkaç siyah-beyaz fotoğraf. İşte bu kadar. Eğer Ahmet Yakupoğlu olmasaydı Ahırardı ile ilgili elimizdeki tek görüntüler bunlar olurdu.

Ama öyle değil. Onlarca resim var. Rengarenk, detaylı resimler. Ahmet Yakupoğlu’nun doğduğu mahalle, bugün elimizdeki en detaylı görüntülere sahip bölge. KÜTOPYA’yı tasarlarken Ahırardı’ndan başlama sebebim de buydu. Ahmet Yakupoğlu’nun her açısından çizdiği bu bölgemizden başlamak istedim.

Öncelikle hatırlatmakta yarar var, “Ahırardı” ismi bugün kullanılmıyor. Bugün oraya “Maltepe Mahallesi” diyoruz. Ama aslında bugün evlerle dolu bu bölge Yakupoğlu döneminde yemyeşil, ferah, dağ manzaralı bir çayırdı. Öncesinde ise daha farklı ve Kütahya’nın tarihteki önemini de gösteren bir anlamı vardı.

Kütahya’yı tarihte şöyle anlamalıyız; Kale, Külliye, Balıklı ve Çarşı; şehrin binlerce yıllık bölgeleridir. Yani Ulu Cam, Dönenler, Takvacılar, Sadettin, Analıca, İshak Fakih, Balıklı Cami arasında kalan alan tarih boyu her zaman önemli olmuştur. Diğer bölgeler bu bölgelere ulaşan yolların uzaması ile ortaya çıkmıştır. Örneğin Cumhuriyet Caddesi, Kobak Caddesi, Servi Caddesi, Gediz Caddesi, Lala Hüseyin Paşa Caddesi, Ertuğrul Gazi Caddesi, Ahi Erbasan Caddesi gibi.

Bunun tek istisnası Germiyan Sarayı’dır. Bu hatların dışındaki her şey Saray ile ilgilidir. Ahırardı da bunlardan biridir. Şehre doğudan gelen Germiyanoğlu aşireti, belki önce çadırlarla yerleşti. Sonra hemen bir saray yapıldı. Saray zamanla genişledi ve hamamlar gibi yapılar ortaya çıktı. Saray zamanla yıkıldı ve Osmanlı’nın son döneminde Redif Kışlası, Hükümet Sarayı, Kütahya Lisesi gibi yapılar halini aldı.

İşte Germiyan Sarayı’ndan Hükümet Sarayı’na ve hatta 1930’lara kadar dönemde sarayın arkasında ahırlar vardı. Bugünkü Saray Cami’nin arkasındaki bölgelerde de olabilir, bugünkü Spor Caddesi bölgesinde de olabilir. Dolayısıyla ahırların arkasındaki bölgeye de “Ahırardı” deniyordu. Saray Mahallesi ve Zeryen Mahallesi, Germiyanoğlu’nun gelmesi sonrası ortaya çıkan mahalleler olsa da Ahıraradı’nda yüzyıllarca yerleşim olmadığını anlıyoruz. Çünkü burası, sarayın ahırlarındaki atların ortaladığı çayırlardı. İşte bu çayırın önemli bir bölümünün üstünde bugün “Ahmet Yakupoğlu Parkı” var.

Yüzyıllarca burada sarayın atları dolaşsa da sonradan Osmanlı ordusu için at yetiştiriciliği de yapılmış. Emine Gedik hocamızın bu konuda bir makalesi var; “Osmanlı Ordusu İçin At Yetiştirilmesi: Kütahya Hara-yı Hümâ”. Bu makaleye göre Kırım Harbi (1853-1856) sonrası yabancı ırk atlardan oluşan süvari birlikleri Kütahya’daki kışlaya yerleştirilmişler. Buranın bu hayvanların barınması ve bakımı için elverişli olduğu ortaya çıkmış. 1877’deki “93 Harbi”nde Seraskerlik makanın kararı ile Kütahya’daki askeri çiftlik de “hara” statüsüne kavuşturulmuş. Kütahya’da yetiştirilen atlar ağır top arabalarının çekilmesi gibi ağır işler yapan Macar ve Avrupa kökenli çeki atları imiş.

Cumhuriyet’in ilanı sonrası bu çayır, bayramların şenliklerin yapıldığı, halkın toplandığı, futbol maçları, atletizm gibi spor faaliyetlerinin gerçekleştirildiği bir çayır halini almış. Bu sebeple buraya “Spor Meydanı” denilmiş ve bugün bile buraya çıkan caddenin ismi “Spor Caddesi”dir.

Ahırardı’nın pek çok farklı detayı var. Öncelikle hemen girişinde, Ahmet Yakupoğlu’nun doğduğu -bugün müze olan- evin biraz yukarısında “Ahırardı” Cami var, diğer ismi “Dilsizoğlu Cami”dir. Bu caminin arkasında “Ahırardı Kahvesi” varmış, Yakupoğlu pek çok kez resmetmiştir. Koca çayırın ortasında ağaçlık tek alan bu kahvenin bahçesi imiş. Buraya çıkan sokağın adı “Kahve Sokak”tır. Kahve bugün yok. Ayrıca çayırın ilerisinde, biraz daha doğuya doğru yüksekliklerde harmanlar varmış. Bugün “Harman Sokak” ismi taşıyan bölgede harmanlar yapılırmış ve burası “Ahırardı Harmanları” olarak anılırmış. Ahırardı bölgesi mezarlık ile başlayıp Özbek bölgesindeki evler ile bitiyor.

Mezarlık bugün yok. O mezarlık “Karagöz Ahmet Paşa Türbesi” hariç tamamen kaldırılmıştır. Yakupoğlu resim çizmeye başladığında da bir tepe üstünde sadece türbe var. O tarihten itibaren o türbe şehrin sembollerindendi. Belediye depo yapana kadar etrafı açık, yeşil bir tepenin üstünde çok güzel bir Kütahya manzarası sunuyordu. Bugün ziyaret etmek bile kolay değil Atatürk Lisesi’nin yanındaki deponun içinde kalıyor. Yakupoğlu, bu türbeyi üç ayrı açıdan resmetmiştir.

Yakupoğlu, kendisini ressam olmaya teşvik eden şeyin Ahırardı’nın güzelliği olduğunu söyler. Ahırardı çayırından etrafına baktığında şunları görüyordu; yemyeşil bir çayır, kenarında Ahırardı Cami, caminin arkasında ağaçlık bir alan, içinde bir kahve, ileride Hıdırlık Mescidi ve tepesi, batı yönünde tüm ihtişamıyla Kütahya Kalesi ve şehir, kuzeyde yeşil bir tepe, üstünde Karagöz Ahmet Paşa türbesi, Taşköprü’ye giden aralık, bir yönünde Zeryen evleri, doğudan gelip güneye giden bir yol, bir yönünde sonradan Çinili Cami’yi yapacağı bir vadi, Böcü Deresi’nin aktığı bir dağ, harmanlar, karşıda yemyeşil dağlar, Özbek muhiti ve Özbek Cami’nin beyaz ve güzel minaresi, değirmenler ve Beşikkaya değirmenleri, Müderris Bahçesi, Aksu’ya giden güney yolu…

Güney yolu demişken; işte Dünyaca ünlü Fransız arkeolog Charles Texier Kütahya’ya buradan girdi. Bugünkü Huzurevi’nin olduğu yerden şehre doğru indi ve bir manzarayla karşılaştı. Dağlar arasında bir tepe, tepenin üstünde kale, etrafında camiler ve evler. Önünde bir çayır ve ahırlar. İşte sonradan bu görüntüyü tasvir etti. Biraz tutarsız bir coğrafya çizmiş olmasa da sarayın ahırlarına dair elimizdeki tek görsel bu gravürdür.

Bu arada Ahmet Yakupoğlu’nun Ahırardı resimlerinde kale şaşırtıcı derece büyük görünür, bunu hep ilginç bulurdum. Çünkü Yakupoğlu muazzam tutarlı bir insandır, her şeyi ölçüsünde çizer. Bir gün Maltepe’nin sokakları arasında gezerken kale karşıma çıkıverdi. Evet, gerçekten de Ahırardı’ndan kalemiz müthiş gözüküyormuş. Onunla aynı yükseklikte iken kaleyi görmek çok farklı bir his. Apartmanlar arasında bu histen mahrumuz. Bu güzelliği tatmak için Hıdırlık’a çıkabilirsiniz.

Ahırardı, tarihteki haliyle Osmanlı ordusuna atlar yetiştirilen, halkımızın ferah ve huzur bulmak için çıktığı, insanların bayram ve şenlikler için toplandığı, ülkemizin en büyük ressamlarından birinin ressam olmasını sağlamış bir güzellikti. Bugün binalar arasında güzelliği fark etmek kolay olmasa da; o tarihi çayırın bugün bir park olması, o zamanlar spor yapılan alanda bugün spor kompleksi olması güzel bir şey. Dilsizoğlu Konağı birkaç yıl önce yıkıldı, silüet hızla kayboluyor ama Oktay Aslanapa’nın evi dahil kalan evler korunarak bu güzide bölgemize sahip çıkılmalı. Evliya Çelebi müzesi, Ahmet Yakupoğlu’nun evi, Karagöz Ahmet Paşa Türbesi gibi birbirinden bağımsız çok önemli değerler olan bu bölge evlerin de restore edilmesiyle başlı başına bir kültür bölgesi olmalı, ülkemizin her yerinden ziyaret alır bir hale getirilmelidir.

// Abdullah Reha Nazlı 08.09.2026