İslâm imiş devlete pâ-bend-i terakki
Evvel yoğ idi işbu rivâyet yeni çıktı
Bu beyit, Tanzimat döneminin önemli isimlerinden Ziyâ Paşa’ya aittir.
Paşa diyor ki; devletin ilerlemesine ve gelişmesine ayak bağı olan İslâm imiş. Bu rivayet eskiden yoktu, yeni çıktı.
Anlıyoruz ki yaklaşık iki yüzyıl önce halk arasında Osmanlı Devleti’nin Avrupa devletleri karşısında geri kalmasına İslâm dininin sebep olduğu konuşulmaya başlanmış.
İslâm ilerlemeye, kalkınmaya, gelişmeye engel midir? Elbette hayır. İslam, kalkınmayı ve gelişmeyi teşvik eder, ilerlemeye engel değildir.
İlk emri “Oku!” olan ve beşikten mezara kadar ilim öğrenmeyi kadın ve erkek her Müslüman’a farz kılan bir din, kalkınmaya ve gelişmeye nasıl engel olur?
Hz. Peygamber, “Hiç ölmeyecekmiş gibi bu dünya, yarın ölecekmiş gibi âhiret için çalışın!” buyurmadı mı?
İslâm, beyni çalıştırmayı, aklı kullanmayı, araştırma yapmayı, bilimi ve gelişmeyi emreder.
Müslümanlar bilime ve çalışmaya önem verdikleri devirlerde her alanda büyük ilerlemeler sağlamışlar; ne zaman ki bilimden uzaklaşmışlar, o zaman geride kalmışlardır.
İslam’ı anlamamaktan ya da yanlış yorumlamaktan kaynaklanan “kadercilik”, “miskinlik” ve “tembellik” gibi anlayışlar Müslümanların geri kalmasının en büyük sebebidir.
Geri kalmanın bir başka sebebi de “fakirliğin üstünlüğü” düşüncesidir.
Dünyanın geçici olduğu, mal ve servet konusunda hırs ve tamah gösterilmemesi gerektiği anlatılırken fakirliğin zenginlikten daha üstün olduğu düşüncesi yayılmış ve bu yanlış düşünce Müslüman toplumlar arasında kabul görmüştür.
Fakirliğin ve zenginliğin mutlak bir üstünlük olmadığı, övgü ve yergilerin bu hallerdeki davranışlar ile ilgili olduğu göz ardı edilmiş, konu ile ilgili âyet ve hadisler bağlamlarından koparılarak yanlış yorumlanmıştır.
Mehmet Âkif Ersoy’un bir asır önce İslâm tarihinden örneklerle uzun uzun anlattığı manzumesinden konumuzla ilgili kısa bir bölümü sunmak isterim:
…..
Donanma, ordu yürürken muzafferen ileri
Üzengi öpmeğe hasretti Garb’ın elçileri.
O ihtişamı elinden niçin bıraktın da
Bugün yatıp duruyorsun ayaklar altında?
“Kadermiş!” Öyle mi? Hâşâ, bu söz değil doğru
Belânı istedin, Allah da verdi... Doğrusu bu.
Taleb nasılsa, tabiî, netice öyle çıkar
Meşiyyetin sana zulmetmek ihtimâli mi var?
“Çalış!” dedikçe şeriat, çalışmadın, durdun,
Onun hesabına birçok hurâfe uydurdun!
…..
Şair diyor ki:
Evet, bir zamanlar yedi deryada yüzdürdüğümüz muzaffer bir donanmamız ve yedi kıtada at koşturan muzaffer bir ordumuz vardı. Herkes bu gücün önünde diz çöker, Batı’nın elçileri atlarımızın üzengilerini öpmek için yarışırlardı.
Bugün o ihtişamlı hayatın yerinde yeller esiyor. Önümüzde dün diz çökenlere bugün el açar durumdayız. Bu, kader değildir. Biz istedik, Allah da verdi. Doğrusu bu.
Doğal olarak talep neyse netice de öyle olur.
İlâhî iradenin bize zulmetmek ihtimali asla olamaz.
Din, bize “çalış” dedikçe biz çalışmadık, uyuduk. Bir de din adına birçok yalan yanlış şeyler uydurduk.
“Allah affetsin” diyeceğim; ancak Allah affeder mi bilmem.